Karabük’e Nesnel Bakışlar…!

  • Yazının Tarihi: 18 Ocak 2018
  • Yazar: Hür Kalyoncu
  • Bu yazı 989 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Bu yazımızda sosyolojik değerlendirmeler yapmak istiyoruz…
Karabüklülük oluşumunu sosyolojik açıdan tahlil ederek görüşlerimizi sizinle paylaşmak bu yazının hedefini oluşturmaktadır.
Karabüklülük ruhu; içinde yaşadığı kenti sevme,onun değerleri için her alanda mücadeleyi göze alma,kente ait değerleri geliştirme ve bunu gelecek kuşaklara aktarma ve refah ortamı sağlamayı içermektedir.
İl yapılmamız için 30 yıl beklemek durumunda kalışımız ve çok istememize rağmen 25 yıl sonra bir üniversiteyi kavuşmamız içinde bulunduğumuz durumu çok iyi anlatmaktadır.
Bu yaşananlar ,daha doğrusu istediğini bir türlü elde edememe ya da geç elde etme Karabüklülük oluşumunu sorgulamamıza neden olmaktadır.
Bu tartışılması gereken çok önemli meseledir.
Yaşananlara yanıt verebilmek için önce içinde yaşadığımız kente ait değerleri çok iyi bilmek zorundayız.
Bunları bilmeden,tanımadan,tanımlamadan insanlardan Karabük için bir takım işlerin yapılmasını ve becerilmesini istemek beyhude bir davranış olacaktır.
Karabük,bir Safranbolu değildir?
Karabük bir Kastamonu değildir?
Karabük bir Bolu’da değildir?
Kökleri bu kentler kadar eskilere gitmemektedir.
Çok genç bir oluşumla karşı karşıya bulunmaktayız…
Çok eskilere dayanan bir geçmişe sahip olmadığı için feodal ilişkilerin,geleneksel kültür oluşturmadığı,zorlama sonucunda devlet tarafından yapılandırmaya çalışılan kapitalist ilişkilerin yapay kültür tabakası oluşturmaya çalıştığı bir kentteyiz.
Tabandan gelen bir kültürle değil,tavandan gelen bir kültürle karşı karşıyayız.
Bu kentte uzun yıllar insanları bir araya getiren olgunun;demir çelik işletmelerinde işçilik,memurluk ve mühendislik yapmanın getirdiği mesleksel buluşma ve iktisadi çıkarlar olduğunu öncelikle belirtelim.
İşçi lokali,mühendisler lokali, memurlar lokali ve tüccarlar lokali gerçekleri bunun en somut kanıtları ve örnekleridir.
Adeta bu kentin yaşamında birbirinden kopukluğun en önemli simgeleri gibidir…
Onun ötesinde bir buluşma, topografik/mekansal olumsuzlukların da etkisiyle bütünleşmeyi güçleştirmiştir.
”Evli evine,köylü köyüne” misali bayramlarda ve özellikle de nüfus sayımlarında herkes doğduğu yerleşim noktasına çekilmeye başlayınca Karabük’ün gerçek kimliği ortaya çıkmaktadır.!
Kent ölçeğinde tabelalar biçiminde isimlerini halka duyurmaya çalışan yöresel derneklerimizin konumları da bu hoş olmayan durumun bir kanıtıdır.
O nedenle Karabük,kendi kültürünü demir işçiliği dışında üretemeyen bir kent olarak sahipsiz kalmış,lobi kurma ve güç kullanma sürecine girememiş, merkez karşısında kendini iyi ifade edememiş bir kenttir.
Dikkat ederseniz bu kentte yatırımlar ya yarım kalmakta ya da tamamlanması uzun bir süreyi konu almaktadır.
Karabük için birçok şiir yazılmış adına hiçbir kentte olmayacak düzeyde marşlar bestelenmiş ama bu çabaların hiç birisi,Karabüklülük olgusunun oluşmasına kaynaklık yapamamıştır.
Sorunların çözümü karşısındaki duyarsızlıkların açıklaması bu duruma dayandırılabilir.
Etrafımızdaki iller merkezi hükümetin sunduğu bütün olanaklardan yararlanarak her alanda ilerleme göstermektedir.
Ya Karabük…
Öyle mi?
O halde bu kentte sıkıntı yaratan husus nedir?
Kendi enerjisini harekete geçirememe ve bu nedenle hasreti çekilen oluşumunun sekteye uğramasıdır….
Sosyolojik tespit kentin sahipsizliği ve eşraftan yoksunluluğudur.
Sivil inisiyatiflerin yeteri kadar sorumluluk almaması ve kenti yalnız bırakmasıdır.
Buradan şöyle bir sonuç çıkmaktadır.
Karabük olgusu heterojen birlikteliğe dayanmaktadır.
Bu birliktelik iş takibinde ve süreklilikte beklenenin elde edilmesini zorlaştırmaktadır.

Bu yazıya 1 Yorum Yapıldı.

  • Avatar
    Abumin
    19 Ocak 2018 20:35

    Etraftaki kentlerden Mehmet Ali Şahin çıkmadı. Karabük kadar bürokrat çıkaran yok aralarında. Ama hepsi de yol, su, sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlarda bizden çok daha iyi durumdalar. Mehmet Ali Şahin Antalya’ya yaptığı katkının yarısı kadar bu şehir için çaba sarf etseydi kentin çehresi çok farklı olurdu. At gözlüklü bakıp kutsallastirinca, ilgililer “oylar nasılsa cepte” diye yeterli çabayı sarf etmiyor.

Bir Yorum Yazın