Keşke Olmasa…

  • Yazının Tarihi: 23 Temmuz 2020
  • Yazar: İrem DİNÇOK
  • Bu yazı 673 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Sosyo-ekonomik düzeyler her ülkeden ülkeye farklılık gösterdiği gibi her aileden aileye ya da en minimuma indirgersek her bireye göre farklılık gösteriyor. Dünya genelinde herkesin karşılaştığı temel sorunların sonucunda yaşanan ölümler dışında açlıktan ölen insanların sayısını biliyor musunuz? Birleşmiş Milletlerin araştırma sonuçlarına göre, dünyada 821 milyon kişi, yani yeryüzünde yaşayan 9 kişiden birisi açlık sıkıntısı çekiyor. Yeryüzünde açlıktan her 5 ila 10 saniyede bir çocuk ölüyor. Keşke olmasa dediğimiz ne acı bir gerçek ama… Ne yazık ki bilanço böyle. Eminim birçoğunuz çöp konteynerlerinin kenarında bir şeyler yemeye çalışan ya da çöp konteynerlerinin içini karıştıran insanlarla karşılaşmışızdır. Karşılaştığımız bu duruma hangimiz ne kadar müdahalede bulunuyoruz peki? Kendi nazarımda konuşmam gerekirse, bir öğünlük gıda ihtiyaçlarını karşılayabilecek ufak yardımlarda bulunabiliyorum bazen. İnsanların ekmeklerini çöpte arayıp bulması, annelerin çocuklarını çöp kenarlarında lokantalardan, alışveriş merkezlerinden ya da evimizde burun kıvırıp, beğenmediğimiz çöpe attığımız yemeklerden artıkları karıştırarak doyurmaya çalışması ne üzücü ama. Hem buldukları bu artık yemekler ne kadar sağlıklı ki? Biz koronayla son sürat mücadelemizi yaparken, dezenfektanlarımız, kolonyalarımız, suyumuz, sabunumuz tam tekmil hazırken evimizde, bazı insanların koronanın yanında açlıkla da mücadele ettiğini unutmamamız gerekiyor. Devlet elinde yapılan yardımlar elbette ki var fakat çöp konteynerlerinin yanında gördüğümüz insanlar bize gösteriyor ki bu el her yere uzanmıyor. Peki ya biz yardımsever, fikri hür vicdanı hür bireyler olarak, yahu biz toplum olarak ne yapıyoruz bu duruma? Bazen hor görüyoruz, bazen çalışsana be adam diyoruz, ‘’Ne duruyorsun git çalış kazan paranı?’’ Gidip de bir hikâyesini dinlemeye ayırmıyoruz beş dakikamızı. Çok seviyoruz sorgusuz sualsiz yargılamayı. Hâlbuki ne hikâyeler var, bazısı Türkçe bilmiyor savaştan kaçmış kaçak yollarla Türkiye’ye gelmiş nefes aldığına şükrediyor, bazısı bebeğiyle tek başına kalmış kimseye bırakamıyor, işe giremiyor kazanacağı üç kuruş parayı bakıcıya verecek, kaygıları boyunu aşmış, bazılarınınsa evi olmuş çöp konteynerleri. O kadar çok acı var ki o kadar çok acıya benim dilim dönmüyor kelimelerim tükeniyor bazen. Evet dünya üzerinde senden benden daha zengin birçok dilenci, birçok hırsız, birçok yolsuz iş yapan adam var biliyorum, ama bu durum farklı. İnsanlar belli ki zor bir duruma düşmüş kaldırmak için el uzatıyor, derdini hikâyesini dinlemiyoruz ama rencide ederek akıl vermeye gelince aslan kesiliveriyoruz, bir düşünsenize o insan çöpten ekmek arayacak duruma gelene kadar ne yaşadı? Ne oldu da bu oldu? Bir düşünün. Yahu en azından yardımda etmiyorsak rencide de etmeyelim o insanları, evimizde annelerimizin yaptığı yemekleri beğenmeyip başka bir yemek yapmasını isterken gözümüzün önüne o insanlar gelsin en azından. Ne güzel demiş Nazım Hikmet; ‘’Kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama — kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!’’ Evet, bu kabahat hepimizin. Toplum olarak çok katı çok dogma değer yargılarımız var, ama bizim kocaman bir vicdanımızda vardı sahi ne oldu ona? Belki bir gün ‘’empati’’ de toplumsal olarak kazandığımız bir değer olur, karşımızdakinin yerine koyarız kendimizi ve zaten durumu zor olan bir insanın hayatını daha da zorlaştırmak yerine hayatını kolaylaştırmaya çalışırız. İşte mesele!

İrem DİNÇOK

Bu yazıya 4 Yorum Yapıldı.

  • Avatar
    Nil
    24 Temmuz 2020 14:03

    Harika👏🏻

  • Avatar
    Esat
    24 Temmuz 2020 14:14

    Kalemine sağlık, çok güzel bir farkındalık yazısı olmuş.

  • Avatar
    Ahmet Dinçok
    24 Temmuz 2020 18:17

    Çok güzel bir konuya değinmişsin eline sağlık kızım

  • Avatar
    Vicdan
    28 Temmuz 2020 00:15

    Vicdanım acıdı sayın hocam çok üzüldüm vede kızdım kendime hor görülen olmak kötü

Bir Yorum Yazın