Tarih İçinde Safranbolu

  • Yazının Tarihi: 11 Ocak 2018
  • Yazar: Hür Kalyoncu
  • Bu yazı 220 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Safranbolu tarihini ne kadar iyi biliyoruz.?
Ya da bilmek zorunda mıyız?
Bizim ülkemizde çok tuhaf bir alışkanlık var.
İnsanlar zor durumda kaldıklarında güçlüğü aşmak için tarihe sarılıyorlar.
Böyle zamanlarda olaylar karşısında tarih ne kadar tarafsızlığını koruyabilir?
Biz de tarih tadını kaybetmiş ,ekşimiş yoğurt misali gibi bir şey oldu.
Bir de tabi…
Tersine tarih üretimi had safhada.
Herkes tutturabildiğini yazıyor.
Okullarda tarih öğretiminde acayip bir sefalet yaşanıyor.
O’na tarih demek için zaten bin şahit lazım.
Öğretmenlerimiz nedense ezbere ders öğretmeyi çok seviyorlar.
Bu durum biraz onlarında işine geldiğinden sorgulamayı sevmeyen bir nesil yetişiyor.
Her şeyi olduğu gibi kabul eden.
Yanlış ile doğruyu ayırt edemeyen.
Düşünce gücü dumura uğratılmış,dijital bir nesil yetişiyor.
Ortada bir tarih zevki olmadığı için onların öğrenme istekleri de kayıplara karışmış.
Neyse tarih konusunda daha fazla bir şey yazmak istemiyorum.
Ben bildiklerimi,araştırdıklarımı kitaplaştırıyorum.
Okuyucularımla paylaşıyorum.
Ama bir gerçeği de burada belirtmek durumundayım.
Günümüzde araştırmaların yayımlanması büyük bir mali güç gerektiriyor.
Yerel tarihçiliğin en büyük sorunu kuşkusuz bu durumdur.
Belgeleri,bilgileri buluyorsunuz…
Ama bunu yayımlayacak /yayınlatacak sponsor bulamıyorsunuz.
O zaman da kültür dilencisi olmak durumundasınız.
Kültür dilencisi olmak ne demek?
Elinizde yöre kültür ve tarihine ilişkin çok önemli bir araştırma var.
Ama onu yayımlayacak maddi gücünüz yok.
Kapı kapı dolaşıyor ve yardım istiyorsunuz.
Böylece yeni bir dilencilik türüne kendi elinizle imza atıyorsunuz.
Allah aşkına bu ne biçimdir iştir demeyin.
Bazı kurumların yapacağı ve yapmak zorunda olduğu kültürel çalışmayı kişisel olarak siz yaptığınız halde çaresizliğin dayanılmaz hafifliği ile karşı karşıya kalabiliyorsunuz.
Güler misiniz,ağlar mısınız?
…………………………………………
Şimdi özet olarak tarih içinde Safranbolu’ya bir göz atalım isterseniz.

Milli Mücadele yıllarında Safranbolu işgale uğramamış.
Etrafta çeteler cirit atıyor.
Zobran’da Sarı Efe,Eskipazar’da Kel Sait,Eflani’de Arap Çavuş,Ovacık’ta Eğri Ahmet.
Bunlar Safranbolu kent ekonomisinin/üretiminin bir numaralı ortakları.
Özellikle Eğri Ahmet’in Safranbolu’da işbirlikçileri var.
Haraç bir şekilde Eğri Ahmet’e ulaştırılıyor ancak o zaman kenttekiler rahat nefes alabiliyor.
Yoksa ürettikleri malları pazarlama şansları yok.
Durum vahim…
****
Tabii bir de Zafranbolu Rumları var.
Onlar da Safranbolu kent ekonomisinin olmazsa olmazları.
Yani Türklerle Rumlar kentte bir iktisadi bütünlük/birliktelik oluşturmuşlar.
O nedenle Zafranbolu Rumları, Pontosçu hareketlere katılmamışlar.
Zararlı faaliyetlerde bulunmamışlar…
TBMM’nin tarafında olduklarını 13 Mayıs 1921 tarihinde bir telgrafla bildirmişler.
Bütün bu durumda olan Türk Ortodokslarının örgütlenmesini TBMM desteklemiş.
1922’de Kayseri’de bağımsız kilise açmalarına destek verildiği gibi aynı zamanda gazete çıkarmalarına izin verilmiş.
Şimdi diyeceksiniz ki bunun konumuzla ilgisi ne.?
Olayın Kuva-i Milliye’yi alakadar eden yönü ne?

Aslında düşününce konuyla çok büyük bir bağlantısının olduğunu görüyorsunuz.!
Nedir bu ilişki?
Safranbolu’da milli uyanışın bu olaylar nedeniyle gecikmeye uğraması…

Bu anlamda şu önermeleri gözden geçirmemiz gerekiyor.
Eğer Safranbolu düşman işgaline uğrasaydı sözünü ettiğimiz çeteler yöremizin en büyük Kuva-i Milliye güçleri olacaktı.
Vatana,millete hayırlı bir iş yaparak silahlarını işgal güçlerine yönelteceklerdi.
Safranbolu ticaret erbabı da çıkarları gereği bu milis kuvvetlerini destekleyecekti.
Bu bir…
İkincisi Zafranbolu Rumları’nın durumları ile ilgili…
Bunlar Safranbolu’da Pontosçu faaliyet gösterseydi ve kendi adlarına dernek kurmuş olsalardı buna tepki olarak Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulacaktı.
Bu durum Zafranbolu’da milli bilinci uyandıracak ve güçlendirecekti.
Aynı zamanda Safranbolu’da hilafetçi ve saltanatçı bir bürokrasinin olması da olumsuzluklara olumsuzluk kattı.
Milli uyanışı sağlayacak koşulların oluşmaması 23 Nisan 1920’de Zafranbolu’yu Geredeli Dayıoğlu İbrahim Ağa olayında tepkisiz ve kararsız bıraktı.
Zafranbolu’da yaşanan Dayıoğlu İbrahim Ağa Olayı,kentte ilerleyen süreçte milli bilincin güçlenmesine doğrudan etki yaptı.
Kastamonu’dan, milli kuvvetlerin Safranbolu’ya gelmesi işleri değiştirdi.
Safranbolu’da 29 /30 Nisan 1920’de(?)Dr.Ali Yaver Ataman ve Eczacı Hidayet Derman’ın liderliklerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulmasına neden oldu…
Ondan sonra da gerçekten Safranbolu’nun Milli Mücadeleye ekonomik açıdan ,takdir edilecek,övgüye değer çok büyük katkıları oldu.
Bu katkılar neler midir?
İsterseniz onları da Safranbolu Belediyesi Kültür Yayınları arasında 2010 yılında çıkan,”TARİH İÇİNDE SAFRANBOLU” isimli kitabımdan okuyun.

Bir Yorum Yazın