TERÖRÜ LANETLEMEK ama…!

TERÖRÜ LANETLEMEK ama…!

Yayın: 11.09.2015 08:37
Paylaş:
A+ A-

Terör bu dünyanın cehennem yüzünü gösteren acı bir gerçeği.
Ülkemizin böyle bir vahşet ile karşı karşıya kalması bir şansızlık olsa gerek.
Terör bir insanlık suçudur.
Soykırımın kardeşi olarak da nitelenebilir.
Ama maalesef bu dünyanın da bir gerçeğidir.
O halde terörü lanetlemek bir insanlık borcudur.
Gösterilmesi gereken insani bir tepkidir.
Ama…
Terörü önlemek için….
Sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşmektedir.
Bu noktada halkı bilinçlendirilmeli ve sivil inisiyatif yönlendirici ve bilgilendirici olmalıdır.
Siyasetin günümüzde çözemediği birçok sorunu yasal sivil örgütlenmeler müdahale ederek önleyebilir.
Türkiye’nin güney bölgesinde terörün kendine kaynak bulmasından yola çıkarak akılcı çözümler üretilebilir.
Bugüne kadar siyasetçilerin sorunu çözememesinde çıkarsal düşüncelerin etkili olduğu görülmektedir.
Bir siyasetçinin sosyal olaylara bakışı ile sivil toplum kuruluşların durumu yorumlaması ve yaklaşımında çok büyük farklılıklar vardır.
Bu fark bugün karşımıza siyaset açısından çözüm giden süreçte çözümsüzlük olarak karşımıza çıkmıştır.
Var olan siyasi belirsizlik ortamından yararlanmak isteyen dış ve iç güçler meseleyi kendi lehlerine çevirerek istenmeyen olayların yaşanmasına sebebiyet vermişlerdir.
Millet olarak bu noktada bize düşen çok büyük sorumluluklar vardır.
her şeyden önce sağduyulu olmak zorundayız.
Evet yaşadığımız olaylar nedeniyle gerçekten çok büyük bir üzüntü içindeyiz.
Bazen üzüntümüzü şiddet noktasında cadde ve sokaklarda görmek istemediğimiz süreçlere taşıyabiliyoruz.
Bu tutumun bize kaybettirdikleri kazandırdıklarından daha fazladır.
Hatta bizi çok daha zor durumlara sokmaktadır.
O nedenle buradan herkese itidal çağrısı yapmak durumundayım.
Herkes duygularını kontrol etmeli.
Hepimiz yaşadıklarımızdan dolayı acı içersindeyiz.
Bu coğrafyada tutunmak,yaşamak öyle kolay bir şey olsaydı bayrağımız kan kırmızısı olmazdı.
Çanakkale Savaşları sırasında şehit verdiğimiz 15’liler(1315=1900 doğumlular) aklıma gelince bu vatanda yaşamanın ne kadar bizlere ağır fatura ödettiğini hissederim.
1915 yılında o zamanki adı ile İstanbul Sultanisi’nden (Erkek Lisesi) 50 öğrenci(kimi kaynaklara göre 55 öğrenci) vatanlarını savunmak için gönüllü olarak Çanakkale Savaşlarına katıldılar.
Hepsi de 18 Mayıs’ı 19 Mayıs’a bağlıyan gece saat 03.30’da Kartepe mevkiinde şehit oldular.
Allah rahmet eylesin.
Bu cennet vatanı bize armağan edenlere rahmet olsun.
Dahası…
Çanakkale Savaşı’na gönüllü olarak katıldıkları ve bu savaşta 10 bin üniversite,70 bin ortaokul öğrencisinin şehit olduklarını kaynaklar yazmaktadır.
Buradan nereye gelmek istiyorum.
Bu güzel vatan hiçbir zaman düşmansız kalmamıştır.
12 Eylülden önce benim de içinde bulunduğum ülkenin gençliğini, sağ sol çatışmasıyla birbirine kırdırdılar.
Şimdi de Türk-Kürt diye birbirlerini öldürmeye mahkum etmiş görünüyorlar.
Silah ve uyuşturucu tüccarları işleri kendilerine göre iyi planlıyorlar.
Bu noktada da onların dedikleri oluyor.
Dün akşam Kürt kökenli kamyon sahibi olan vatandaş, PKK benim de arabamı yaktı diye yakınıyordu.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kendisini anlatırken Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım diyordu…
Hatta anne ve babasının hiç Türkçe bilmediğini ve yoksul bir aileden geldiklerini söylüyordu.
Acaba bu olup bitenler ve anlatılanlar bize terörün mahiyeti konusunda bir ip ucu sunmuyor mu?
Ne dersiniz?

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Altınbaş Üniversitesi’nde “8. Yılında 15 Temmuz Milletin Zaferi” konferansı düzenlendi

Anadolu Ajansı
Yayın: 15.07.2024 20:15
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Altınbaş Üniversitesi tarafından, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında “8. Yılında 15 Temmuz Milletin Zaferi” konferansı gerçekleştirildi.

Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü'nün 8'inci yıl dönümü dolayısıyla Altınbaş Üniversitesi özel bir konferansa ev sahipliği yaptı.

Etkinlik kapsamında, 7 yıl önce şehitler adına üniversite bünyesinde oluşturulan “15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Ormanı”na fidan dikimi gerçekleştirildi.

Törene Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, akademisyenler ve çok sayıda personel katılırken, Gayrettepe Kampüsü 100. Yıl Konferans Salonu'nda da “8. Yılında 15 Temmuz Milletin Zaferi” adlı konferans düzenlendi.

Açıklamada etkinlikteki konuşmasına yer verilen Altınbaş Üniversitesi Ortak Dersler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ufuk Adak, Türkiye tarihindeki darbelerle 15 Temmuz arasındaki farkın ayırt edilmesi gerektiğini belirtti.

Özellikle 15 Temmuz'un halkın iradesi ile durdurulmasının en önemli özelliği olduğunu aktaran Adak, “FETÖ her şeyden önce uluslararası bir örgüt ve uzun yıllar boyunca bu uluslararası istihbarat teşkilatları ile çalışıyordu. Dijital çağda yaşadığımız bir olay sonucunda, halkın bu teşkilatlar vasıtasıyla nasıl yanlış yönlendirildiğini gördük. Diğer önemli fark, bu darbenin halkın iradesi ile durdurulmasıdır. 12 saat içinde binlerce vatandaş sokağa döküldü. Tarihteki darbelerle hep benzerlikler kuruluyor fakat 15 Temmuz'u ayrı bir yerde konumlandırmak zorundayız.” değerlendirmelerinde bulundu.

– “Türkün sosyo-genetik kodlarını gerçekten hesaba katamadılar”

Altınbaş Üniversitesi Ortak Dersler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer de 15 Temmuz gecesinde yaşananların 55 yıllık bir sürecin sonucu olduğunu, uzun yıllardır devletin her bir noktasına sessizce sızıldığını aktardı.

15 Temmuz'da, sınır hatlarındaki FETÖ'cü generallerin, askerleri Suriye ve Irak sınırından çektiğini ifade eden Güçlüer, şunları kaydetti:

“Sınırları boşalttılar çünkü helikopterlerle Irak'ta toplanan DEAŞ'lılar ABD'ye bağlı helikopterlerle Türkiye'ye girecekti. PKK da DEAŞ ile mücadele bahanesiyle Türkiye'ye girecekti ve PKK kahramanlaştırılacaktı. Bunu yapamadılar ama Türkiye'nin birçok yerinde iç savaş çıkacaktı. Elebaşı Gülen, Türkiye'ye getirilip İstanbul'da bir Vatikan kuracaktı ve Türkiye 22 eyalete bölünecekti. Bu şekilde, sürekli Batı'ya ve Amerika'ya bağımlı, Türkiye Cumhuriyeti'nin olmadığı bir düzen kurulacaktı. Ama olmadı, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere güçlü bir irade ortaya konuldu. Bu durumda Türkün sosyo-genetik kodlarını gerçekten hesaba katamadılar.”

Altınbaş Üniversitesi Ortak Dersler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kenan Özkan ise 15 Temmuz'da halkın iradesinin sosyo-genetik kodlar vasıtasıyla ortaya çıktığını belirterek, geçmiş yaşantılar sonucunda oluşan kitle psikolojisinde Türkler için vatan, millet ve bağımsızlık duygularının son derece yüksek ve önemli olduğunu ifade etti.

Sosyo-genetik kodlardaki bu ifadelere insanlar her zaman kendi namusları gibi sahip çıktıklarını ifade eden Özkan, “Türk siyasi tarihinde vatan kavramı Namık Kemal ile siyasi literatürü girmiş bir kavramdır. İşte bu yüzden 15 Temmuz gecesi halk sokaklara dökülerek Saraçhane Meydanı'ndan tutun da Hakkari'ye Kars'a kadar yurdun dört bir köşesinde halk vatanına ve toprağına sahip çıkmıştır.” açıklamasında bulundu.