78.YILINDA BİR BAŞKA KARABÜK…

78.YILINDA BİR BAŞKA KARABÜK…

Yayın: 03.04.2015 08:37
Paylaş:
A+ A-

81 il içinde kuruluşunu Cumhuriyet kavramı içinde kutlayan tek kent “Karabük”tür.
Başka bir anlatımla Cumhuriyet’in kendi elleriyle dünyaya getirdiği ilk Anadolu kentidir Karabük…
Karabük tarihsel anlamda Cumhuriyetle var olmuş bir kent.
Tüm zenginliği Cumhuriyetin kendisine kazandırdığı değerlerle ifade edilmekte ve tanımlanmaktadır.
Türkiye’nin ilk ağır sanayi kenti.
Ulusal ekonominin nabzının attığı önemli bir yerleşim alanı.
3 Nisan 1937’de başlayan serüven bugünlere kadar çeşitli evrelerden ve badirelerden geçerek günümüze ulaşmış durumda.
Karabük o kuruluşundaki ihtişamı ve heybeti geleceği yeniden kurma noktasında yakalama çabası gayreti içinde olmalıdır.
Cumhuriyet kenti olmanın sorumluluğu bunu gerektirmektedir.
“Cumhuriyet kenti Karabük” söylemi bizlere ferahlık veriyor.
Ama sonrası bir türlü gelmiyor.
Sanki o sıcaklık yerini şimdilerde yerini farklı gelişmelere bırakmış gibi görünüyor.
Buna rağmen 78 yılda bir kentte yaşananları bir tarafa bırakarak gelecek açısından bir takım kaygılar duymanın bir açıklaması var mıdır?…
İçimizden birileri belki kendi görüşlerine uygun yorumlar yaparak,bu soruyu bir çırpıda yanıtlayabilir ve yanıtlarında da haklı görünebilirler.
Ama biz buradan şunu söylüyoruz.
Diyoruz ki,Karabük,Cumhuriyet’in doğurduğu çocuk olarak ondan da güç alacak biçimde yaşama yeteneği çok yükseklerde olan bir kenttir.
ODTÜ öğretim üyelerinden Doç.Dr Emre Madran’ın da bir konferansta belirttiği gibi Cumhuriyet’in en büyük belgesi Karabük’tür.
Gerçek budur ve bu gerçeğin “demir kaynaklı hammaddesini” değişen koşullara uygun olarak çok iyi yorumlayarak hareket etmek gerekir.
Kaygılar ve umutsuzluk o zaman yerini yeni arayışlara bırakacaktır.
Bundan herkesin emin ve muktedir olması gerekir.
Burada bize düşen görev,Karabük kültürünün kaynaklarını ortaya çıkarmak ve bunu değişen şartlara göre yeniden yorumlayarak,kent kültürünün canlılığa kavuşmasına yardımcı olmaktır.
Bugün Safranbolu’nun gölgesinde kalmış kent görüntüsü sergileyen Karabük’ün,ağır sanayinin merkezi durumunda bir kent olduğu gerçeğini tarih önünde kim yadsıyabilir. ”Fabrikalar kuran fabrika” deyişini kim değiştirebilir.
Genç Cumhuriyet’in ilk başarılarının taze izlerini taşıyan bu kentin artık sahipsizliğe,hizipçiliğe,bölgeciliğe,ayrılığa,/gayrılığa tahammülü olmadığı apaçık ortadadır.
Önce Cumhuriyet kenti olmanın ortak bilinciyle hareket edeceğiz.
Bu günlerde çokça tekrarlanan “Karabüklülük bilincinin” sorumluluğunu üzerimizde taşıyacağız.
Sonra bu bilinç noktasında düzenleyeceğimiz panellerle ,bilimsel kitaplarla,dergilerle kent bilincin olgunlaşmasına yardımcı olacağız.
Cumhuriyetin ortaya koyduğu değerler çerçevesinde ondan güç alacağız.
Karabük’ün gereklerine ve gerçeklerine göre hareket edip,siyasetimizi bu gerçek temel üzerine oturtacağız ve şekillendireceğiz….
Bu noktada siyaset kültürümüzün Karabüklülük bilinci yaratmadaki eksikliğini üzüntü ile de görsek de biz Karabük’ten umutluyuz…
Cumhuriyet Türkiye’sinin bize armağan ettiği bu kenti korumak,koruyanlara ve geliştirmeye çalışanlara yardımcı olmak,”Karabüklülük bilincinin” gerektirdiği tutum ve davranış biçimi olmalarıdır.
Karabük’ü kuranlara ve bizlere emanet edenlere buradan bir kere daha Allah’tan rahmet dilemeyi kendimize bir vazife biliriz…

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Güven Hastanesi’nden “Avrupa’nın obezite oranı en yüksek ülkesi Türkiye” değerlendirmesi

Anadolu Ajansı
Yayın: 19.05.2024 00:48
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. İbrahim Demirci, 18 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteye ilişkin son verilerini değerlendirerek uyarılarda bulundu.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Demirci, obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların her yıl katlanarak arttığını belirtti.

Demirci, özellikle çocuklarda obezite sıklığının erişkinlere göre daha hızlı arttığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Henüz toplum olarak sağlıklı yaşam için beslenmenin ve egzersizin önemini tam kavrayamadık. Genel olarak, yüksek kalorili besleniyoruz. Yemek yemek bizim için hobi ve eğlence niteliğinde. Arkadaşlarımızla, dostlarımızla buluştuğumuzda planlarımızı yemek üzerine kuruyoruz. Vakit geçirirken, yemek yemeyi seviyoruz. Seçeneklerimiz arasında birlikte yürüyüş yapmak çok fazla tercih edilmiyor. Hala, toplumumuzun bazı kesimlerinde kilolu insanların daha sağlıklı olduğu düşünülmekte. Kültürün, geleneklerin ve adetlerin etkisiyle toplumumuz yemekle arasına mesafe koyamıyor.

– Endokrin bozucu kimyasallar obeziteye yol açıyor

Son zamanlarda tüm dünyada miktarı artan endokrin bozucu kimyasalların da obeziteyi tetiklediğini vurgulayan Demirci, işlenmiş ve hazır gıdalar konusunda uyarılarda bulundu.

Demirci, endokrin bozucu maddeler arasında, solunan hava, içilen su ve yenilen gıdalarla vücuda giren ve biriken, endokrin sistemini olumsuz etkileyen ve bu etkilerini nesilden nesile aktarabilen kimyasal maddeler olduğuna işaret ederek, “Endokrin bozucu kimyasallardan tamamen uzak kalmak mümkün olmasa da sağlıklı ürünler tüketerek ve hayatımızda plastik kullanımını minimuma indirerek en azında bu zararlı kimyasallara maruziyetimizi elimizden geldiğince azaltmamız gerekiyor.” tavsiyesinde bulundu.

Obezite sıklığının tüm dünyada hızla artığına ve son 20 yıldır obezite artışını durdurabilen bir ülke olmadığına vurgu yapan Demirci, eğer obezite sıklığındaki artış önlemez ise 2035'te dünya nüfusunun yarısından fazlasının kilo fazlalığı ve yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade etti.

– “Obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek”

Demirci, sağlık verilerine bakıldığında durumun iç açıcı olmadığının altını çizerek, “Yıldan yıla daha kötüye doğru gidiyor. Dünya Sağlık Örgütü 2023 verilerine göre tüm dünyada obezite sıklığı yüzde 14 civarında. Bu yüzdeye, kilo fazlalığı olanları da eklediğimizde yüzde 38'e ulaşıyor. Artış hızı durdurulamaz ise 2035'te dünya nüfusunun yarıdan fazlası kilo fazlalığıyla mücadele etmek zorunda olacak. Ayrıca dikkat çekmek istediğimi önemli bir nokta, obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek. Çocukluk çağı obezitesi de günümüzde bir tehlikeli boyuta ulaşmış durumda.”

Türkiye açısından durumun biraz daha ciddi boyutta olduğuna vurgu yapan Demirci, “Türkiye İstatistik Kurumu 2022 verilerine göre ülkemizde kilo fazlalığı yüzde 35.6, obezite sıklığımız ise yüzde 20.2. Verilere göre Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesiyiz.” bilgisini paylaştı.

Obeziteye karşı başarılı mücadele etmek için farkındalığın artması gerektiğini belirten Demirci, obeziteyle mücadelenin “ülke politikası” olarak benimsenmesi ve sosyal yaşamın sağlığını ön planda tutacak şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkati çekti.