Başarı Hayrete Âşıktır

Başarı Hayrete Âşıktır

Yayın: 24.03.2023 15:38
Paylaş:
A+ A-

Hayattaki en önemli kriterlerimizden biri de başarıya atfedilen, başarının göstergesine ayna tutan kıstaslardır. Aslında; öncelikle başarının kriteri ya da kıstaslarının da kritik edilmeye ihtiyacı olduğudur. Bu lakırdı bile kulağa pek başarılı bir izlenim vermiyor doğrusu.
Toplumun kriterlerinden önce bireysel kıstaslarımız devreye giremiyor maalesef. İnsan, hem bireysel ve hem de toplumsal taraflı bir varlık olarak tabir edildiğinden, bu durum iç içe geçmiş, girift bir ilişki olduğundan mütevellit başarıyı ya da eski deyimle “muvaffakıyeti” layık olduğu, tam yerine koyamayabiliyoruz.
Bireysel düzeyde ailenin, evladını sosyal kıstaslara göre yetiştirmesi belki de onların öyle yetişmesiyle bağlantılıydı.
Ee yâni; toplumlar da değişiklik gösterdiğine göre, bir sosyalitede geçerli başarı göstergeleri bir başka toplulukta işlemiyor olabilir pek tabii. Örneğin; Japonya’da geçerli bir renklendirme konusu duymuştum bir belgeselde. Olay aynen şöyle:
Japonlarda, iki renk yan yana gelince değişik bir anlam ifade ediyormuş. Aklımda kalan kısmıyla (Beşiktaşlı olduğumdan) siyah ve beyaz bir kavramı karşılıyor. Yanlış hatırlamıyorsam bu iki renk yan yana gelince “ölümü” ve “yası” ifade diyor.
Aynen Çinlilerdeki yin-yang imgelemesi gibi. Bu iki zıtlığın bir araya gelmesi ve birlikte var olması anlamına gelen yin-yang kavramı hayatımızda negatif ve pozitif, gece ve gündüz gibi zıt kutupları temsil eder ve her şeyin zıddıyla var olduğunu gösterir.
“Yin-Yang felsefesi nedir?” sorusuna da şu şekilde cevap alıyoruz:
Evrende her şeyin, her durumun birbirinden kopmaz iki karşıt kutbu vardır. Yin Kutbu: içeri doğru, karanlık, gece, büzüşmeye doğru, usul, alçak gibi özellikleri; Yang Kutbu: dışa doğru, ışıklı, gündüz, saçılmaya doğru, ani, yüksek, gibi özellikleri temsil eder.
Çin felsefesine göre Yin-Yang’den önce sonsuzluk vardı, daha sonra Yin ve Yang adlı iki zıt güç ortaya çıktı. Buna göre doğada bulunan her şeyin bir zıddı vardır. Bu zıtlar Yin ve Yang olarak temsil edilir. Her ikisi de bir arada bulunur ve bu iki zıt güç olmadan hareket de mümkün değildir.
Dönelim konumuza dostlar. Başarıyı hangi kıstaslara göre değerlendireceğiz? Belki de o kritik nokta, bir tarafına çocuğun ya da başarı beklenilen bireyin ve diğer tarafınaysa toplumda başarılı atfedilenlerin konulmasıyla oluşturulup dengelenmesi beklenen bir tahterevalli idi. Açıktır ki; o tahterevalliyi dengelemek, karşı tarafa ancak dengelenmesi beklenen bireyin konulmasıyla gerçekleşecekti.
Başarı; birbirleriyle denk olmayan, hayattaki fırsatları da ya birinden büyük ya da küçük olan bireylerin karşılaştırılmalarıyla sağlanamayacaktı. Belki de bu onları incitecekti.
Yukarıda yin-yang olayında da bahsettiğimiz gibi bu başarı kıstası birbirine zıtlığı barındırmıyordu. İnsanları içe içeliğe, toplumsal bir hale getiriyordu kim bilir. Başarının karşıtı başarısızlık değildi belki.
Hayat ne garipti: Hayatta hayret, hayatta hasret, hayatta külfet, hayatta ganimet, hayatta nimet vardı hatta!
Başarıya âşık olan gayret; karşılıksız, platonik bir aşkın mahkûmu ve mahrumuydu.
Oysa “başarı hayrete âşıktı”, gayrete olamazdı.
Hayret etmeden gayret; boşunaydı…
“Hayret bir şey yâ!” dedi Mustafa çoğunlukla.
“Çalışmak bizden, Tevfik Rabbimizden…”

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Güven Hastanesi’nden “Avrupa’nın obezite oranı en yüksek ülkesi Türkiye” değerlendirmesi

Anadolu Ajansı
Yayın: 19.05.2024 00:48
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. İbrahim Demirci, 18 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteye ilişkin son verilerini değerlendirerek uyarılarda bulundu.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Demirci, obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların her yıl katlanarak arttığını belirtti.

Demirci, özellikle çocuklarda obezite sıklığının erişkinlere göre daha hızlı arttığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Henüz toplum olarak sağlıklı yaşam için beslenmenin ve egzersizin önemini tam kavrayamadık. Genel olarak, yüksek kalorili besleniyoruz. Yemek yemek bizim için hobi ve eğlence niteliğinde. Arkadaşlarımızla, dostlarımızla buluştuğumuzda planlarımızı yemek üzerine kuruyoruz. Vakit geçirirken, yemek yemeyi seviyoruz. Seçeneklerimiz arasında birlikte yürüyüş yapmak çok fazla tercih edilmiyor. Hala, toplumumuzun bazı kesimlerinde kilolu insanların daha sağlıklı olduğu düşünülmekte. Kültürün, geleneklerin ve adetlerin etkisiyle toplumumuz yemekle arasına mesafe koyamıyor.

– Endokrin bozucu kimyasallar obeziteye yol açıyor

Son zamanlarda tüm dünyada miktarı artan endokrin bozucu kimyasalların da obeziteyi tetiklediğini vurgulayan Demirci, işlenmiş ve hazır gıdalar konusunda uyarılarda bulundu.

Demirci, endokrin bozucu maddeler arasında, solunan hava, içilen su ve yenilen gıdalarla vücuda giren ve biriken, endokrin sistemini olumsuz etkileyen ve bu etkilerini nesilden nesile aktarabilen kimyasal maddeler olduğuna işaret ederek, “Endokrin bozucu kimyasallardan tamamen uzak kalmak mümkün olmasa da sağlıklı ürünler tüketerek ve hayatımızda plastik kullanımını minimuma indirerek en azında bu zararlı kimyasallara maruziyetimizi elimizden geldiğince azaltmamız gerekiyor.” tavsiyesinde bulundu.

Obezite sıklığının tüm dünyada hızla artığına ve son 20 yıldır obezite artışını durdurabilen bir ülke olmadığına vurgu yapan Demirci, eğer obezite sıklığındaki artış önlemez ise 2035'te dünya nüfusunun yarısından fazlasının kilo fazlalığı ve yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade etti.

– “Obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek”

Demirci, sağlık verilerine bakıldığında durumun iç açıcı olmadığının altını çizerek, “Yıldan yıla daha kötüye doğru gidiyor. Dünya Sağlık Örgütü 2023 verilerine göre tüm dünyada obezite sıklığı yüzde 14 civarında. Bu yüzdeye, kilo fazlalığı olanları da eklediğimizde yüzde 38'e ulaşıyor. Artış hızı durdurulamaz ise 2035'te dünya nüfusunun yarıdan fazlası kilo fazlalığıyla mücadele etmek zorunda olacak. Ayrıca dikkat çekmek istediğimi önemli bir nokta, obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek. Çocukluk çağı obezitesi de günümüzde bir tehlikeli boyuta ulaşmış durumda.”

Türkiye açısından durumun biraz daha ciddi boyutta olduğuna vurgu yapan Demirci, “Türkiye İstatistik Kurumu 2022 verilerine göre ülkemizde kilo fazlalığı yüzde 35.6, obezite sıklığımız ise yüzde 20.2. Verilere göre Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesiyiz.” bilgisini paylaştı.

Obeziteye karşı başarılı mücadele etmek için farkındalığın artması gerektiğini belirten Demirci, obeziteyle mücadelenin “ülke politikası” olarak benimsenmesi ve sosyal yaşamın sağlığını ön planda tutacak şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkati çekti.