Birleşik Metal-İş Sendikası Karabük’te gövde gösterisi yaptı

Birleşik Metal-İş Sendikası Karabük’te gövde gösterisi yaptı

Yayın: 19.04.2024 17:01
Paylaş:
A+ A-

DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Özkan Atar Karabük’ün de bağlı olduğu Kocaali Şubesi’nin düzenlediği etkinliğe katılmak üzere Karabük’e geldi.

Karabük’te Marzinc ve Çelsentaş firmalarında örgütlü olan sendikanın 2023-2025 dönemi toplu iş sözleşmelerine ilişkin kamuoyu bilgilendirmesi yapmak üzere Hürriyet Caddesi üzerinde düzenlenen programda konuşan Genel Başkan Atar, “Karabük bir emek kenti, bir işçi kenti. Burada hakları için mücadele eden metal işçileri var. Gelecekleri için mücadele eden DİSK üyesi bütün işletmelerin geleceği açısından önemli bir etkendir. Önemli bir garantidir. Onunla gelişmesi için on binlerce mezar işçisinin geleceği için bu bölgedeki faaliyetleri son derece herkesin yararınadır. Bana göre yararınadır. Neden işçisi kazanacak? Her gün esnafı da kazanacak. Neden işçisi kazanacak? Kazanacak. Kazanacak. Ülke de kazanacak. Hepimiz kazanacağız” ifadelerini kullandı.

ANALARININ AK SÜTÜ GİBİ HELAL

Genel başkan atar şunları söyledi; “Toplu iş sözleşmesinde canımızı dişimize taktık, direndik, mücadele ettik, haklarımızı aldık. Bu çerçevede Çelsentaş işçileri hak ettikleri zamları aldılar, uygulamaları yapıldı, toplu sözleşme farkalarını aldılar ve önümüzdeki dönemde de fabrikalarında huzur içerisinde çalışmanın avantajlarını ve sendikalı örgütlü olmanın avantajlarını yaşıyor arkadaşlarımız. Diğer yandan Marzinc beş sermaye grubunun sahibi olduğu bir iş yeridir. Demir Çelik Fabrikalarının baca tozlarının fabrikada kimyasal olarak güçlenerek tüm konsept biçiminde bir üretim biçimi yapan bir fabrikadır. En önemli büyük sermaye kuruluşlu kuruluşlarının demir çelik fabrikalarınınki bunlar içerisinde vardır. Diler çelik vardır. Kaptan çelik vardır. Diğer taraftan İçtaş Demir Çelik Grubu vardır ki bu firmalar Türkiye’nin en büyük, en güçlü firmalarıdır. Onların baca tozlarını burada gördüğünüz kardeşleriniz fabrikalarında canlarını hiçe sayaratozun toprağın içerisinde zor koşullar altında alın teri dökerek üretim yapıyorlar. Yaptıkları milletin itibariyle hem bu fabrikaların ortaya çıkan atık maddelerini onların bertaraf edilme güçlüğünün ortaya çıktığı böyle bir süre içerisinde hem onların arıtmasına ve kimyasal dönüşümünü gerçekleştiriyorlar. Hem de bu ülkeye önemli derecede ihracat yoluyla döviz getirecek bir üretim gerçekleştiriyorlar. 

Bu firmalar biraz önce saydığım sermaye kuruluşları hem kendi atıklarını, çöplerini burada arıttırıyorlar, hem de bir taraftan ortaya çıkan bu üretim biçimiyle birlikte önemli derecede karlar elde ediyorlar. Diğer taraftan toplu iş sözleşmemizle ilgili diyor ki, grup toplu iş sözleşmesi. 2023-2025 dönemi toplu iş sözleşmesi bu iş kolunda Birleşik Metal İşleri işveren sendikasıyla imzaladığı sözleşmenin koşulları bu iş yerinde uygulanır diye işverenle birlikte altına imza attığımız maddemiz söz konusu. Biz de bugüne kadar ortaya çıkan toplu sözleşmenin uygulanmasındaki eksikliğin bir an önce giderilmesini istiyoruz. Bugün iş yer yönetimiyle temaslarımız oldu oldu. Onlar da bu konuda belli adımları atma konusunda bir niyet ortaya koyuyorlar ama samimiyetlerini ve davranışlarını da önümüzdeki günler içerisinde göreceğiz. Bizim de sendika olarak amacımız bir an önce işletmenin  sözleşme hükümlerinin uygulanması Marzinc çiftçilerinin de anasının ak sütü gibi helal olan toplu sözleşme ücret haklarını almasıdır.”

BİZİ GÖRDÜKLERİNDE RAHATSIZ OLANLAR VAR

Programda konuşan Birleşik Metal-İş Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Telat Çelik de Karabük’te yaptıkları mücadeleden rahatsızlık duyanların olduğuna dikkat çekerek, “Bizi gördüklerinde birilerinin rahatsız olduğunu, uykularının kaçtığını biliyoruz. Onları rahatsız etmeye devam edeceğiz” dedi.

Çelik şunları söyledi; “Biz DİSK olarak Birleşik Metal-İŞ olarak birilerinin çok sevmediği, bizi gördüğünde yüzünü çevirdiği belki dişini gıcırdattığı bir sendikayız. Ama biz emekçilere işçilere köylülere halka kendine verilene razı olmasını değil, hakkını almasını bilmeyi, hakkı için mücadele etmesi gerektiğini ve bir kavgayı ortaya koyması gerektiğini öğretiriz, demokrasiyi öğretiriz, mücadeleyi öğretiriz. Bu kentte de demokrasiyi mücadeleyi işçinin hakkını, hukukunu almaması için mücadele etmesi gerektiğini elbette öğreneceğiz ve bunu büyüterek yapacağız. Biliyoruz bizi gördüklerine birilerinin rahatsız olduğunu, uykularının kaçtığını biliyoruz. Onları rahatsız etmeye devam edeceğiz. Üyelerimizin, bugün üyemiz olmayan yarın üyemiz olacak olanların hakları için de mücadelemizi büyüterek devam edeceğiz ve şairin dediği gibi; ‘Dolaşacaktır Karabük’te de en şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyet…’ diyorum.

Birleşik Metal-iş Sendikası’nın Karabük’teki programına CHP İl Başkanı Vedat Yaşar, CHP Merkez ilçe Başkanı ali yavuz ve parti yöneticileriyle sendika üyeleri katıldı.

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

UÇKUN

Yayın: 30.05.2024 09:39
Paylaş:
A+ A-

Onunla ilk karşılaşmamız komşunun bahçesindeydi . Minicik simsiyah bir yavruydu .Alnından başlayıp , burnunu da içine alarak aşağı doğru inen beyaz bir bölgesi olan başında , iki kara gözüyle sevimli sevimli bize bakıyordu…

Karabük Yenicedeydik. Orman İşletmesi lojmanlarında yaşıyorduk ve bu karşılaşma fabrika müdürünün evinin bahçesinde gerçekleşmişti. Müdürün çocuklarının köpeğiydi o. Kıskanç yapıda bir çocuk olmamama rağmen onları birazcık kıskanmışımtım!

Yakın bir zaman sonra fabrika müdürü tayin oldu gitti fakat çocukların ilgisi daldan dala çok çabuk geçiş yapar. Çocuklar anlarda yaşar. Esas olması gereken de budur fakat büyüdükçe uzun vadeli planlar yapmadan durmayız. Buna tamamen yanlış bir davranış da diyemeyiz. İstikbali oluşturmada bizim de az yahut çok bir payımız vardır kuşkusuz. Yine de plan yapmak anı yaşamayı engeller. Bizde o vakit çoçuktuk ve anlarda yaşıyorduk; yavru köpeği çoktan unutmuştuk . İlgimiz kimbilir nerelere kaymıştı. Çocuklardaki her duygu gibi kıskançlığımız da anlıkmış işte

Epey bir zaman sonra, kader yavrucuk köpekle karşılaştırdı bizi. Görür görmez tanıdık onu hemen. Çoğul konuşuyorum çünki ablamla birlikte bulmuştuk onu. Birazcık büyümüştü ama çok kötü görünüyordu. Bir deri bir kemik kalmış, tüyleri yer yer dökülmüş, var olanlarda cılızlaşıp derisine yapışmıştı. Kucakladık hemen ve doğruca bizim eve götürdük.

Annem kucağımızdaki köpek yavrusunu görünce şok oldu tabii. Uyuz bu köpek dedi, mümkün değil alamayız bunu dedi, ona dokunmayın dedi. Bizi banyoya soktu yıkadı, üstümüzü başımızı değiştirdi. Uyuz olmamızdan korktu ve onu almamak için çok direndi fakat bize söz kar etmiyirdu ki; uyuz muyuz biz seviyorduk onu. Öyleyse tek silahımızı kullanma vaktiydi şimdi, bizde kullandık onu. Annem.pes edene kadar ablamla birlikte iki gözümüz iki çeşme susmadık bir türlü..

Sonunda oldu, annem kıyamadı bize ama köpeğimiz iyileşen kadar dokunmamızı yasakladı…Artık o bizim köpeğimizdi. Bulunduğumuz yerde veteriner filan hak getire. Teşhisi annem koydu, tedaviyi de o belirledi. O zamanlar piyasada ddt ilacı vardı. Hemen her şeye o kullanılıyordu. Ddt çağındaydık, onunla yıkandı köpeğimiz. Neyse ki zehirlenmediği gibi iyileşti. Bu zirai ilaç daha sonra sağlığa olan zararları nedeniyle üretimden kaldırıldı.

Düzeldi , kendine geldi , güzelleşti . Kilolar aldı , kemikleri fark edilmez oldu . Olmayan yerlerde tüyler çıktı , deriye yapışık olanlar kabardı parladı; yakışıklı oldu . Uçkun koydum adını. O zamanlar koşarken uçuyorum gibi gelirdi bana. Sonuçta zayıf bir çocuk olarak, vücut yüzeyinin büyüklüğü ile ağırlık ters orantıydı ve sanırım uçma duygusunu oluşturmada bu sebep önemli bir etkendi. Ben koşarken hemen yanıma gelir o da benimle koşardı . Koşarken aşağı doğru duran kulakları havalanır , sallanırdı . Bu yüzden adı Uçkundu zaten . Köpek eğitmek kolay mıdır bilmiyorum ama eğitmekle ilgili hiç bir bilgimiz olmadığı halde istediğimiz birçok şeyi yapıyordu . Otur, kalk , koş , tut gibi komutları anında yerine getirirdi . Tembel miskin bir köpek değil tersine atik ve enerjikti.

Biz Uçkuna sahip olduğumuz için çok mutluyduk. O da sahibi iki küçük çocukla mutlu bir köpekti .Çok seviyorduk onu . Çocuklar sevgisini göstermekte kıtıpiyozluk yapmaz. Şımarır aman az seveyim demez. Ablamla bizse hiç demezdik çünki evde de bize verilen sevgide sınırlama yoktu ! Haliyle sevgiye boğduk köpeğimizi. O da aynı sevgiyi bize verdi . Bacaklarımızın dibinden ayrılmaz , uzaktan gördüğünde büyük bir hevesle bize koşardı. Okula giderken aklım onda kalırdı

Bir gün bizim de tayinimiz çıktı, başka diyarlara taşınmamız gerekti. Onu yanımızda götürmek için çok mücadele ettik fakat bu kez ne annemi, ne babamı razı edemedik. Maalesef ağlamamızda fayda etmedi ! Bırakıp gittik onu… Sonu iyi olmadı Uçkunumuzun. Bizden sonra işletmede kimse sahiplenmemiş onu.. Açlıktan komşunun koyununa saldırmış . Aç bıraktıkları için kimse kendini suçlamadığı gibi belediyeye şikayet etmişler . Ekipler gelmiş, arkadaşlarımız engel olmak istemiş fakat vurmuşlar onu !

Şimdi hatırladığımda, kaderinde hep terk edilmek varmış diyorum. İçim burkuluyor. Hayvanlar için de, bir kader var demekki ama kısırlaştırma gibi bir seçenek varken, bu bizler tarafından gerçekleştirilecek uyutma ile hayata son verme olmamalı. Uzunca bir süredir şehirlerdeki köpek popupasyonu çok arttı. Bu duruma gelene değin köpeklerin insanlara verdiği zarar belediyelere sürekli olarak bildirilmesine rağmen hiç bir kalıcı önlem maalesef alınmadı. Beş on sene evvel toplayabildikleri kadarını götürüp ormanlara bırakarak şehirler kontrol altına alınmak istendi. Çöplerden beslenmeye alışmış hayvanlar, dağların başında açlığa mahkum oldular. Yazımı sonlandırırken, bunca yıl sonra bir kez daha Uçkunuma selamımı gönderiyorum. 😔
Dyt.Güner Erbay ❤️