Dereyi Görmeden…!

Dereyi Görmeden…!

Yayın: 07.10.2015 08:36
Paylaş:
A+ A-

Erken seçim atmosferi Karabük’te bir iş kolunda canlılık yarattı.
Gelecekçilik bugünlerde moda oldu.
Kim kazanır?
Kim çok yüksek oy alır?
Kim rakipleri ezer geçer?
Hangi parti oyları süpürür?
Hangi parti dip yapar?
Hangi partinin adayının siyasi yaşamı bu seçimle sona erer?
Doğrusunu sorarsanız bu soruların hiçbiri beni ilgilendirmiyor?
Neden?
Öyküye göre;
Adamın birinin çocuğu olmuyormuş…
Allaha gece gündüz dua etmiş…
Rabbim herkes gibi bana da bir çocuk ver.
Adamın duası kabul olmuş.
Allah nur topu gibi bir çocuk vermiş.
Adam çocuğum oldu diye etrafını görmez olmuş…
Yıllar geçmiş adamı yine üzgün görmüşler…
Sormuşlar…
Ne oldu?
Adam sıkıla mıkıla yaşlı gözlerle ne olsun be kardeşim çocuk hayırsız çıktı demiş.
Kıssadan hisse…
Allah hayırlısını versin…
Hep öyle demez miyiz?
Tartışılması gereken husus seçilecek kişinin Karabük’e ne vereceğidir…
Yoksa o ya da bu parti şu kadar oy almış ne önemi var bunun….
Önemli olan hizmet….
Vatandaşın ihtiyaçlarının karşılanması.
Karabük’ün vizyonunun ve çehresinin değişmesi.
Hiç kimse kusura bakmasın.
Adam reklam yapacağım diye ben onun burada simsarlığını yapamam.
Ben sözlerin eyleme geçirilme derecesine bakarım.
Seçmen olarak bize düşen kim ne söz verdiyse onun takipçisi olmak.
Hizmet istiyorsak halk olarak bilinçli olmak zorundayız.
Bizim seçmenlerin tek kusuru bu sorgulamayı yapmamaları değil mi?
Seçiyoruz ancak denetlemiyoruz.
Ya da oy verirken kentin çıkarlarını değil kendimizinkileri ön plana çıkarıyoruz.
O zaman ne oluyor?
Kentimiz geriliyor…
Kendi içine kapanıyor.
Atılım yapamıyor.
Her açıdan sorun yaşıyor….
Siyasi parti adaylardan istirhamımız şu…
Karabük için projeleriniz nedir?
Açık seçik bir ortaya koyun.
Halka yapacaklarınızı/yapamayacaklarınızı anlatın….
Bunu yaparken popülizm yapmayın…
Kentin gerçeklerine göre hareket edin….
Bu seçimde parti değil adayların yetenekleri ve bulundukları mekanlara katkı yapıp yapmayacakları tartışılmalıdır…
Bir de şu var tabi…
Etrafı seçim dedikoduları sarmış durumda…
Sanki spor toto oynuyorlar…
Bakar mısınız…
2-0
1-1
Başka seçenek kaldı sanki.
Lütfen dereyi görmeden paçayı sıvamayalım…!

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Güven Hastanesi’nden “Avrupa’nın obezite oranı en yüksek ülkesi Türkiye” değerlendirmesi

Anadolu Ajansı
Yayın: 19.05.2024 00:48
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. İbrahim Demirci, 18 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteye ilişkin son verilerini değerlendirerek uyarılarda bulundu.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Demirci, obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların her yıl katlanarak arttığını belirtti.

Demirci, özellikle çocuklarda obezite sıklığının erişkinlere göre daha hızlı arttığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Henüz toplum olarak sağlıklı yaşam için beslenmenin ve egzersizin önemini tam kavrayamadık. Genel olarak, yüksek kalorili besleniyoruz. Yemek yemek bizim için hobi ve eğlence niteliğinde. Arkadaşlarımızla, dostlarımızla buluştuğumuzda planlarımızı yemek üzerine kuruyoruz. Vakit geçirirken, yemek yemeyi seviyoruz. Seçeneklerimiz arasında birlikte yürüyüş yapmak çok fazla tercih edilmiyor. Hala, toplumumuzun bazı kesimlerinde kilolu insanların daha sağlıklı olduğu düşünülmekte. Kültürün, geleneklerin ve adetlerin etkisiyle toplumumuz yemekle arasına mesafe koyamıyor.

– Endokrin bozucu kimyasallar obeziteye yol açıyor

Son zamanlarda tüm dünyada miktarı artan endokrin bozucu kimyasalların da obeziteyi tetiklediğini vurgulayan Demirci, işlenmiş ve hazır gıdalar konusunda uyarılarda bulundu.

Demirci, endokrin bozucu maddeler arasında, solunan hava, içilen su ve yenilen gıdalarla vücuda giren ve biriken, endokrin sistemini olumsuz etkileyen ve bu etkilerini nesilden nesile aktarabilen kimyasal maddeler olduğuna işaret ederek, “Endokrin bozucu kimyasallardan tamamen uzak kalmak mümkün olmasa da sağlıklı ürünler tüketerek ve hayatımızda plastik kullanımını minimuma indirerek en azında bu zararlı kimyasallara maruziyetimizi elimizden geldiğince azaltmamız gerekiyor.” tavsiyesinde bulundu.

Obezite sıklığının tüm dünyada hızla artığına ve son 20 yıldır obezite artışını durdurabilen bir ülke olmadığına vurgu yapan Demirci, eğer obezite sıklığındaki artış önlemez ise 2035'te dünya nüfusunun yarısından fazlasının kilo fazlalığı ve yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade etti.

– “Obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek”

Demirci, sağlık verilerine bakıldığında durumun iç açıcı olmadığının altını çizerek, “Yıldan yıla daha kötüye doğru gidiyor. Dünya Sağlık Örgütü 2023 verilerine göre tüm dünyada obezite sıklığı yüzde 14 civarında. Bu yüzdeye, kilo fazlalığı olanları da eklediğimizde yüzde 38'e ulaşıyor. Artış hızı durdurulamaz ise 2035'te dünya nüfusunun yarıdan fazlası kilo fazlalığıyla mücadele etmek zorunda olacak. Ayrıca dikkat çekmek istediğimi önemli bir nokta, obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek. Çocukluk çağı obezitesi de günümüzde bir tehlikeli boyuta ulaşmış durumda.”

Türkiye açısından durumun biraz daha ciddi boyutta olduğuna vurgu yapan Demirci, “Türkiye İstatistik Kurumu 2022 verilerine göre ülkemizde kilo fazlalığı yüzde 35.6, obezite sıklığımız ise yüzde 20.2. Verilere göre Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesiyiz.” bilgisini paylaştı.

Obeziteye karşı başarılı mücadele etmek için farkındalığın artması gerektiğini belirten Demirci, obeziteyle mücadelenin “ülke politikası” olarak benimsenmesi ve sosyal yaşamın sağlığını ön planda tutacak şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkati çekti.