Farklı Bakış…!

Farklı Bakış…!

Yayın: 12.03.2015 09:46
Paylaş:
A+ A-

Nasıl bir gelecek düşlüyorsunuz?
Herkesin böyle bir soruya vereceği yanıt vardır.
Yok diyenler bile düşündüklerinde kendilerine göre söyleyecekleri bir şeyler bulacaklardır.
Hele bugünlerde..
TV’lerde haberlere bakıldığında yaşananları anlamakta zorluk çekiyoruz.
Ne/neler oluyor sorusu karşısında verilen yanıtlar gerçekten dudak uçuklatıcı cinsten.
Karşıda bir ekran var.
Çok sayıda da haber kanalı.
Bir o kadar da fikir beyan eden akademisyen ve düşünürler.
Her gün yeni bir dünya inşa ediliyor.
Komple teorileri gerçekleri göz ardı ederek yeni bir dünya kurmaya çalışıyor.
Haberler maksatlı seçilmiş.
Ortada yüzümüzü güldüren hiç bir güzellik yok.
Bizleri mutsuzluk çağının yitik insanları olarak gösteriyor.
Dünya garip ve anlaşılmaz olaylara teslim olmuş sanki…
Her şey arapsaçı olmuş vaziyette.
Bir de…
Kavram kargaşası sarmış her yanımızı.
Bilgi kirliliği şaşkınlık derecesinde.
Kime inanacağız.
Hangisi doğru söylüyor.
Belli değil.
………………………
İyi ama biz bu dünyanın neresindeyiz.?
Tarif edilemez bir yerde.
Tanımlayabilene aşk olsun.!
………………………
Her gün yeni bir gündemle uyanıyoruz.
Trafik kazaları…
Akıl almaz cinayetler…
Tehditler…
Kavgalar.
Dolandırıcılık haberleri
Hırsızlık
Arsızlık
Haberlerde ne ararsan var.
Dünyaya ne olmuş böyle demekten insan alamıyor kendini.
Ne yapmak gerek.?
Çözüm adına ortaya konulan önerilerde tat/tuz yok.
Bence…
Bir yerlerde tuhaflık var.
Bazı durumları anlatmaya sözcükler bile yeterli olmuyor.
Bu arada…
Yaşadığımız anı kavramada da yetersiz kalıyoruz.
Kafa karıştıran o kadar çok olay var ki.
Gördüğümüz kadarıyla…
İnsanlık…
Hedefleri önceden belirlenmiş bir dayatma ile karşı karşıya…
………………………..
Hangisi maya tutar.
Hangisi tutmaz.
Belli değil.
Bu noktada…
Akıllı olmakta yarar var.
Sorun varsa çözümü de olmalı.
Yeter ki düşünme yollarında gerçekçi yollar aransın.
Önemli olan arayışlarda mantıklı olabilmek.
……………………….
Nasıl bir gelecek mi?
Hala bunu mu düşünüyorsunuz.?
O zaman bu akşam TV ekranlarında haberleri/tartışma programlarını izlemeyin.
İnsanlık adına iyi olan şeyleri düşünün.
Bunu sürekli yapın.
Metaneti elden bırakmayın.
Sakın taviz vermeyin.
Dünyayı değiştirmeye gücünüz yetmezse bile kendinizin değiştiğini göreceksiniz.
Bunu da insanlğın değişimi için milad olarak kabul edin.
Bencilce olacak ama…
Hiç olmazsa kendi mutluluğunuzu kurtarın…!

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Güven Hastanesi’nden “Avrupa’nın obezite oranı en yüksek ülkesi Türkiye” değerlendirmesi

Anadolu Ajansı
Yayın: 19.05.2024 00:48
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. İbrahim Demirci, 18 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteye ilişkin son verilerini değerlendirerek uyarılarda bulundu.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Demirci, obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların her yıl katlanarak arttığını belirtti.

Demirci, özellikle çocuklarda obezite sıklığının erişkinlere göre daha hızlı arttığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Henüz toplum olarak sağlıklı yaşam için beslenmenin ve egzersizin önemini tam kavrayamadık. Genel olarak, yüksek kalorili besleniyoruz. Yemek yemek bizim için hobi ve eğlence niteliğinde. Arkadaşlarımızla, dostlarımızla buluştuğumuzda planlarımızı yemek üzerine kuruyoruz. Vakit geçirirken, yemek yemeyi seviyoruz. Seçeneklerimiz arasında birlikte yürüyüş yapmak çok fazla tercih edilmiyor. Hala, toplumumuzun bazı kesimlerinde kilolu insanların daha sağlıklı olduğu düşünülmekte. Kültürün, geleneklerin ve adetlerin etkisiyle toplumumuz yemekle arasına mesafe koyamıyor.

– Endokrin bozucu kimyasallar obeziteye yol açıyor

Son zamanlarda tüm dünyada miktarı artan endokrin bozucu kimyasalların da obeziteyi tetiklediğini vurgulayan Demirci, işlenmiş ve hazır gıdalar konusunda uyarılarda bulundu.

Demirci, endokrin bozucu maddeler arasında, solunan hava, içilen su ve yenilen gıdalarla vücuda giren ve biriken, endokrin sistemini olumsuz etkileyen ve bu etkilerini nesilden nesile aktarabilen kimyasal maddeler olduğuna işaret ederek, “Endokrin bozucu kimyasallardan tamamen uzak kalmak mümkün olmasa da sağlıklı ürünler tüketerek ve hayatımızda plastik kullanımını minimuma indirerek en azında bu zararlı kimyasallara maruziyetimizi elimizden geldiğince azaltmamız gerekiyor.” tavsiyesinde bulundu.

Obezite sıklığının tüm dünyada hızla artığına ve son 20 yıldır obezite artışını durdurabilen bir ülke olmadığına vurgu yapan Demirci, eğer obezite sıklığındaki artış önlemez ise 2035'te dünya nüfusunun yarısından fazlasının kilo fazlalığı ve yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade etti.

– “Obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek”

Demirci, sağlık verilerine bakıldığında durumun iç açıcı olmadığının altını çizerek, “Yıldan yıla daha kötüye doğru gidiyor. Dünya Sağlık Örgütü 2023 verilerine göre tüm dünyada obezite sıklığı yüzde 14 civarında. Bu yüzdeye, kilo fazlalığı olanları da eklediğimizde yüzde 38'e ulaşıyor. Artış hızı durdurulamaz ise 2035'te dünya nüfusunun yarıdan fazlası kilo fazlalığıyla mücadele etmek zorunda olacak. Ayrıca dikkat çekmek istediğimi önemli bir nokta, obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek. Çocukluk çağı obezitesi de günümüzde bir tehlikeli boyuta ulaşmış durumda.”

Türkiye açısından durumun biraz daha ciddi boyutta olduğuna vurgu yapan Demirci, “Türkiye İstatistik Kurumu 2022 verilerine göre ülkemizde kilo fazlalığı yüzde 35.6, obezite sıklığımız ise yüzde 20.2. Verilere göre Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesiyiz.” bilgisini paylaştı.

Obeziteye karşı başarılı mücadele etmek için farkındalığın artması gerektiğini belirten Demirci, obeziteyle mücadelenin “ülke politikası” olarak benimsenmesi ve sosyal yaşamın sağlığını ön planda tutacak şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkati çekti.