Hulusi Yazıcıoğlu’Nun Tarih Anlayışı Ve Araştırmaları Hakkında Bir Yorum Denemesi (2)

Hulusi Yazıcıoğlu’Nun Tarih Anlayışı Ve Araştırmaları Hakkında Bir Yorum Denemesi (2)

Yayın: 26.05.2015 08:41
Paylaş:
A+ A-

 
Rahmetli hocam Hulusi Yazıcıoğlu’nun,Safranbolu tarihi çalışmaları dolayısıyla yerel tarih çalışmalarına yaptığı katkının anlamını değerlendirmeden önce onun tarih anlayışına yön veren düşünce kaynakları üzerinde durmayı burada uygun görüyorum:
Çünkü onun tarih araştırmalarına yön veren dünya görüşü vatansever-milliyetçi bir anlayışın eyleme geçirilmek istenmesinden başka bir şey değildir.
Duruma ilişkin bilgiler sunmadan önce ünlü İngiliz Tarihçisi Bernard Lewis’in birgün ders verdiği fakültede öğrencilerine yönelttiği şu soru ile konuya giriş yapmayı uygun görüyorum.:
“Bir tarih araştırması yapmak isteseydiniz,bu çalışmayı şu amaçlardan hangisini gerçekleştirmek için yapardınız?:
-“Geçmişin bir köşesini aydınlatmak ”?
-“Ülkem için bir yarar sağlamak ?”
— “ geçimimi sağlamak ”?
Bir an durumu hayal ettiğimizde Hulusi Yazıcıoğlu bu derste olsaydı, Prof.Dr. Bernard Lewis’e öncelikle;” ülkeme bir yararım olsun” olurdu.
Hulusi Yazıcıoğlu’nun araştırmalarında tarih,” ülkenin birlik ve bütünlüğünü bozmak için faaliyet gösteren dış güçler ve onun ülke içindeki uzantılarının oyununu etkisiz kılmak için mutlaka önem verilmesi gereken, ihmali asla düşünülemeyecek bir çalışma alanıdır.”
Şöyle ki; evrensel kültür adına bazı aydınlar, Cumhuriyet’ten önceki döneme ait kitapların, arşivlerin ve mimari eserlerin korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını gereksiz görmektedirler. Yeni bir kültür oluşturma adına eski ile her türlü bağın koparılmasını istemektedirler. Ancak ülkemiz bir gün saldırıya uğrarsa bu eserlerin bizim için ülkenin savunulmasına yarayacak tapu senetleri olduğu gerçeğini kabul etmemektedirler.
Hulusi Yazcıoğlu, eski kültürümüz konusunda evrensel kültür adına beliren aydın aymazlığını şiddetle eleştirmekte, bu konuda yapılabilecek saldırılar karşısında muhataplara karşı kendimizi savunabileceğimiz psikolojik savunma mekanizmalarının olması gerektiğini inanmakta, geçmişin değerlendirilmesine, araştırılmasına da bu gözle bakmaktadır.
Kendisi bir hukukçu olmasına karşın 1978 tarihinde, uzun bir ayrılık sürecinden sonra Safranbolu’ya gelişi ile birlikte çalışmalarını doğduğu bu kentin tarihini ve kültürünü aydınlatmaya yönelik yapmasının öncelikli iki nedeni vardır:
1.Türk kültüründe ve tarihinde Safranbolu’nun yerini belirlemek.
2.Safranbolu tarihi ve kültürü konusunda çeşitli kaynaklarda görülen yanlışlıkları düzeltmek.
“Safranbolu Türk kültürünün önemli merkezlerinden birisidir. Her şeyden önce Selçuklu Türkiye’si zamanında bir uc bölgesi olması nedeniyle Türkmen nüfusunun yoğun olarak bulunduğu bir toplanma merkezdir. Böyle bir kentte Rum kültürünün izlerini aramak ve ona göre açıklamalarda bulunmak, yer adlarını Rumca ya da başka bir dilde telaffuz etmek Türklüğe ve kültürümüze yapılabilecek en büyük hakarettir, saygısızlıktır. Burada bir gerçeğin altına daha çizmekte yarar vardır. Safranbolu’da yaşayan Rumlar, gerçek anlamda Helen Rum’u değildir. Bunlar daha önce Bizans ordusunda ücretli askerlik yapmış, sonradan Helenleşmiş Hıristiyan Türkler’dir.
Bunların aslı Peçenek ve Oğuz Türk boylarıdır.
Bunlar gerçekte Rumcayı dahi bilmezler. Yöremizde Eskipazar’da bir köye adını veren Tamış, aslında Bizans ordusunda ücretli askerlik yapan bir Peçenek Türküdür.1071 Malazgirt Savaşı’nda Romen Diyojen’in ordusunda bulunan bu komutan saf değiştirmiş ve Alparslan’ın yönetimindeki Selçuklu ordusu tarafına geçmiştir. Milli Mücadele yıllarında Safranbolu Rumlarının bu noktada kendilerini merkezi Kayseri’de bulunan Türk Ortodoks kilisesine bağlı olarak görmeleri ve Fener Rum Patrikhanesi ile bir bağlantılarının olmadıklarını açıklamaları bu bakımdan dikkate değerdir.
Bunlar Grek alfabesiyle Karaman Türkçesiyle yazarlar.
Her iki durumda da Safranbolu’nun Türk kültürünün varlığı şüphe getirmez bir gerçektir…”
Bu anlatımdan da anlaşılacağı üzere faydacı-pragmatist bir tarih anlayışı ile karşı karşıyayız.
Bu tarih anlayışında amaç; bilindiği üzere kitlelere ahlaki ve milli duyguları aşılayabilmektir.
Çünkü bu duygular millete zor günlerinde kendisine olan güven duygusunu artırmada yardımcı olacaktır.
Toplumların ayakta kalmasında tarihin ve kültürün bilinmesinin önemi bu değil midir zaten?
Bu açıdan yaklaşımda bulunulduğunda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te kültürü faydacı bir görüşle ela almış ve değerlendirmiştir.
İnsanın düşünce dünyasını,ahlaki yapısını,bilgi ve becerisini sahip olacağı ve sahip olduğu kültürle ilgili görmüştür.1924 yılında Dumlupınar’ı gezerken,Büyük Taarruz’da elde edilen bu tarihi başarıyı Yunanlılar karşısında kültür unsuruna dayandırması,Türklerin Bizanslılara karşı başarılarını da,onlara nazaran daha uygar olmaları,devlet hayatında,fikir ve fen alanında ve iktisadi hayatta daha ileri olmalarıyla açıklaması,faydacı bir anlayışı ifade etmektedir.
Hulusi Yazıcıoğlu’nun tarih araştırmalarındaki amaç;kendini Atatürk’ün yönetiminde bulan anlayışla Anadolu’nun Türklüğünü kanıtlamaya yönelik olmasıdır.
Ya da başka bir anlatımla Anadolu’nun tapusunun Türklere ait olduğunu tescillemek.
Bu anlamda vatan topraklarına sahip çıkma bilincini güçlendirmektir.
Aydınların Türkiye üzerine oynanan oyunlara alet olmamasını sağlamak ve bu konudaki aymazlıklara son vermektir.
Batılılar karşısında duyulan aşağılık duygusuna son vermek ve güçlü psikolojik savunma mekanizmaları oluşturmaktır.
Bu noktada milli şuuru güçlendirici çalışmaları çoğaltmak gerekmektedir.

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Akbank, Euromoney Mükemmellik Ödülleri’nde 3 ödül aldı

Anadolu Ajansı
Yayın: 19.07.2024 16:52
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Akbank, dünyanın önde gelen finans yayın grubu Euromoney Mükemmellik Ödülleri 2024'te üç ödülün sahibi oldu.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, “Orta ve Doğu Avrupa'nın En İyi Dijital Bankası” seçilen Akbank, aynı zamanda “Türkiye'nin En İyi Dijital Bankası” ve “Türkiye'de Çevre, Sosyal, Yönetişim (ÇSY) alanında En İyi Banka” ödüllerine layık görüldü.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı, Akbank'ın dijital bankacılık ve sürdürülebilirlik alanlarındaki yenilikçi yaklaşımlarının, kazandıkları bu önemli uluslararası ödüllerle bir kez daha tescillendiğini belirtti.

Sabancı, “Önümüzdeki dönemde de bu başarılarımızı pekiştirirken, bankacılığın geleceğini şekillendirmeyi sürdüreceğiz. Emeği geçen tüm çalışanlarımıza, bize güvenen müşterilerimize ve bizi her zaman destekleyen paydaşlarımıza teşekkür ederim.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Dijital aktif müşteri penetrasyonumuz yüzde 85'in üzerinde”

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür de Akbank'ın müşterilerin ihtiyaçlarından yola çıkarak onlara yenilikçi, dinamik ve dijital teknolojiler ile desteklenen bütünsel bir deneyim sunduklarını aktararak, şunları kaydetti:

“Bu süreçte edindiğimiz başarılarla, sınırları aşmaktan gurur duyuyoruz. Euromoney Mükemmellik Ödülleri kapsamında kazandığımız 'Orta ve Doğu Avrupa’nın En İyi Dijital Bankası' ve 'Türkiye'nin En İyi Dijital Bankası' ödülleri, uzun yıllardır yenilikçi iş modellerine yaptığımız yatırımların bir sonucu. Yakın zamanda yapay zeka, nesnelerin interneti gibi alanlarda Türk bankacılık sektörünü ilklerle tanıştırdık. Akıllı saatlerle kolay ödeme deneyimi, Akbank Mobil'de farklı sektörlerdeki akıllı cihazlarla yaptığımız entegrasyonlar, Akbank Asistan'ın sesli iletişim yetkinliği kazanması, ayrıcalıklı bir hizmet olan portföy yönetiminin dijitalleştirilerek geniş müşteri bazımız ile buluşturulması gibi birçok yenilikçi ürün ve hizmeti de yine ilklere imza atarak müşterilerimizle buluşturduğumuz bir sene geçirdik.”

Gür, Akbank LAB çatısı altında 1000'den fazla ekosistem oyuncusuyla temas ederek, finansal teknoloji şirketleriyle ve büyük teknoloji firmalarıyla işbirliği yaparak, müşterilerine hızlı bir şekilde inovatif çözümleri taşımayı ve bu şirketlerle beraber değer üretmeyi uzmanlık alanları haline getirdiklerini bildirdi.

Dijitaldeki yenilikçi çalışmalarıyla birlikte bugün dijital aktif müşteri penetrasyonlarının yüzde 85'in üzerinde olduğunu belirten Gür, “Dijitaldeki müşteri trafiğimiz de tüm zamanların en yüksek seviyelerinde. Bu sayıyı her gün yukarıya taşımak için global düzeyde de gözlerin çevrildiği yeni fikirler üretmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Akbank'ın, 2030 sürdürülebilir finansman hedefini dört katına çıkararak 800 milyar lira olarak güncellediği bilgisini paylaşan Gür, “Sürdürülebilir mevduat, sürdürülebilir tarım, KOBİ Eko Dönüşüm, yeşil dış ticaret finansmanı gibi yenilikçi ürünlerimiz ve karbon ayak izi hesaplama, sürdürülebilirlik performans ölçümü gibi müşteri odaklı hizmetlerimizle de her zaman müşterilerimizin yanındayız. 2025 yılına kadar kadın KOBİ müşterilerimizin sayısında her yıl yüzde 10'luk büyüme hedefliyoruz. Başarılarımızın bize getirdiği sorumluluğun bilinciyle tüm paydaşlarımız için uzun vadeli değer yaratmayı sürdüreceğiz. Edindiğimiz başarılarla uluslararası platformlarda Türk bankacılık sektörünü temsil etmekten gurur duyuyoruz.” açıklanmasında bulundu