Karabük Gerçekleri.(!)

Karabük Gerçekleri.(!)

Yayın: 17.10.2015 08:29
Paylaş:
A+ A-

Karabük’te işler neden tıkırında gitmiyor.
Sürüncemede kalıyor.
Baş ağrıtıyor.
Yüz güldürmüyor.
Küçük sorunlar yumaklaşarak büyüyor.
Karabük’ün anlaşılmazlığı kendini burada göstermektedir.
Evet.
Bence Karabük kendini önce anlamaya çalışmalı.
Hatta duruma göre kendini aşmaya çaba göstermeli.
Ama bizde tartışma/düşünce üretme geleneğinin kökü çok eskilere dayanmaz.
Çünkü tarihsel olarak Osmanlıda mutlak otorite buna olanak tanımamıştır.
Ferman Padişahım geleneği söz konusudur.
Bilindiği üzere 1492’de Yahudiler matbaayı İstanbul’a getirdiler.
Ardından Rumlar ve Ermeniler kendi matbaalarını kurdular ve okumaya başladılar.
Onlar aydınlanırken bizde henüz düşüncenin kitlelere ulaşması konusunda bir çaba görülmemişti.
İlk Türk matbaasının İstanbul’da faaliyete başlaması 1727 yılında olmuştur.
Yani…
Bizim insanımız okuma ve yazmaya geç başlamıştır.
Bu iki kavrama mesafeli yaklaşmamızın nedeni bundandır.
Okuma ve bilgi birikimi olmadan düşünce oluşmaz.
Bizde tartışma geleneği bir yüzyıl sonra 19.yüzyılda başlamıştır diyebiliriz.
Jön Türk ve İttihatçı aydın hareketinin tarihimizdeki yeri;imparatorluk sorunlarını masaya yatırıp tartışmaya başlamalarından kaynaklanmaktadır.
Bu geç kalmış bir uyanış olmuştur.
Geleneği olmayan bu düşünce üretimi , bırakın imparatorluğu kurtarmayı iyice parçalanmasına hizmet etmiştir.
Şimdi buradan nereye gelmek istiyoruz.
Karabük’ün gerçeklerini tartışmaya açmadan sorunları çözemeyiz.
Nedir bu gerçek?
Önce o nu saptamak ve tartışmaya açmak gerekir:
Karabük,devlet babanın kurduğu bir kent.
Her karış toprak devlete ait.
Devletin koruyuculuğunda kent gelişmesini sağlamış.
1980’lerden sonra izlenen liberal politikalar devletin ekonomiye müdahalesini engelledi.
İşte Karabük’ün mutsuzluğu/talihsizliği bu süreçte başladı.
Sonra…
1989’da 137 günlük grev…
Karabük’te görülmemiş bir şey.
Ve….
8 Kasım 1994 direnişi…
Bunun akabinde gelen 1995 yılı özelleştirilmesi Karabük’ün mutsuzluğunun miladı olarak kabul edilebilir.
Karabük bu süreçte il olmasına karşın babasını kaybeden üvey evlat gibi olmuştur.
O nedenle herhangi bir sorunla karşılaşıldığında herkes birbirini suçlamaktadır,işler yolunda gitmemektedir.
Başta baba olmadığı için sorunlar çözüme kavuşamamaktadır.
Sahipsizlik kentin kaderi olmaktadır.
Bu işin sonu nereye varır.
Kapitalist sistemlerde sorunların çözümü güçlü burjuva sınıfından geçer.
Karabük’te böyle bir sınıfının olmaması gerçekten tek başına çözümsüzlüğü dayatmaktadır.
Sahiden…
Batı demokrasilerinde sınıf dayatması diye bir şey vardır.
Hükümetler nezdinde yaptırım gücüne sahiptir.
Biz de böyle bir durum söz konusu değildir.
Doğulu toplum olduğumuzdan mı nedir.?
İşler hep sürüncemede kalır.
Ya da bir yerlere toslar.
Bir daha da ne arayan ne soran olur…!
İşte size…
En ilginç anlatımıyla bahtı kara…
Karabük gerçekleri…

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Güven Hastanesi’nden “Avrupa’nın obezite oranı en yüksek ülkesi Türkiye” değerlendirmesi

Anadolu Ajansı
Yayın: 19.05.2024 00:48
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. İbrahim Demirci, 18 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteye ilişkin son verilerini değerlendirerek uyarılarda bulundu.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Demirci, obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların her yıl katlanarak arttığını belirtti.

Demirci, özellikle çocuklarda obezite sıklığının erişkinlere göre daha hızlı arttığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Henüz toplum olarak sağlıklı yaşam için beslenmenin ve egzersizin önemini tam kavrayamadık. Genel olarak, yüksek kalorili besleniyoruz. Yemek yemek bizim için hobi ve eğlence niteliğinde. Arkadaşlarımızla, dostlarımızla buluştuğumuzda planlarımızı yemek üzerine kuruyoruz. Vakit geçirirken, yemek yemeyi seviyoruz. Seçeneklerimiz arasında birlikte yürüyüş yapmak çok fazla tercih edilmiyor. Hala, toplumumuzun bazı kesimlerinde kilolu insanların daha sağlıklı olduğu düşünülmekte. Kültürün, geleneklerin ve adetlerin etkisiyle toplumumuz yemekle arasına mesafe koyamıyor.

– Endokrin bozucu kimyasallar obeziteye yol açıyor

Son zamanlarda tüm dünyada miktarı artan endokrin bozucu kimyasalların da obeziteyi tetiklediğini vurgulayan Demirci, işlenmiş ve hazır gıdalar konusunda uyarılarda bulundu.

Demirci, endokrin bozucu maddeler arasında, solunan hava, içilen su ve yenilen gıdalarla vücuda giren ve biriken, endokrin sistemini olumsuz etkileyen ve bu etkilerini nesilden nesile aktarabilen kimyasal maddeler olduğuna işaret ederek, “Endokrin bozucu kimyasallardan tamamen uzak kalmak mümkün olmasa da sağlıklı ürünler tüketerek ve hayatımızda plastik kullanımını minimuma indirerek en azında bu zararlı kimyasallara maruziyetimizi elimizden geldiğince azaltmamız gerekiyor.” tavsiyesinde bulundu.

Obezite sıklığının tüm dünyada hızla artığına ve son 20 yıldır obezite artışını durdurabilen bir ülke olmadığına vurgu yapan Demirci, eğer obezite sıklığındaki artış önlemez ise 2035'te dünya nüfusunun yarısından fazlasının kilo fazlalığı ve yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade etti.

– “Obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek”

Demirci, sağlık verilerine bakıldığında durumun iç açıcı olmadığının altını çizerek, “Yıldan yıla daha kötüye doğru gidiyor. Dünya Sağlık Örgütü 2023 verilerine göre tüm dünyada obezite sıklığı yüzde 14 civarında. Bu yüzdeye, kilo fazlalığı olanları da eklediğimizde yüzde 38'e ulaşıyor. Artış hızı durdurulamaz ise 2035'te dünya nüfusunun yarıdan fazlası kilo fazlalığıyla mücadele etmek zorunda olacak. Ayrıca dikkat çekmek istediğimi önemli bir nokta, obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek. Çocukluk çağı obezitesi de günümüzde bir tehlikeli boyuta ulaşmış durumda.”

Türkiye açısından durumun biraz daha ciddi boyutta olduğuna vurgu yapan Demirci, “Türkiye İstatistik Kurumu 2022 verilerine göre ülkemizde kilo fazlalığı yüzde 35.6, obezite sıklığımız ise yüzde 20.2. Verilere göre Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesiyiz.” bilgisini paylaştı.

Obeziteye karşı başarılı mücadele etmek için farkındalığın artması gerektiğini belirten Demirci, obeziteyle mücadelenin “ülke politikası” olarak benimsenmesi ve sosyal yaşamın sağlığını ön planda tutacak şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkati çekti.