Karabük İçin Çalışmak…!

Karabük İçin Çalışmak…!

Yayın: 20.04.2015 08:40
Paylaş:
A+ A-

Karabük her alanda değişim isteyen kent durumunda…
Çünkü günümüzde değişmeyen hiçbir şey yok…
Refah içinde mutlu günlerin Karabük’ü artık kıskanılacak biçimde çok gerilerde kaldı.
Karabük halkı bu durumun farkında.
O nedenle kendi dinamik unsurlarına ,kaynaklarına dayanarak bugüne ve geleceğe bakmanın çareleri üzerinde kafa yormak zorunda…
Karabük için görüş belirtirken tek dayanak noktamız,güç kaynağımız,üretime dayalı kent oluşumuz.
Sıfır noktasından hareket edilerek kurulan bu kentte,78 yılda elde edilen başarılar elde edilecek başarılara kaynaklık yapmakta ve her şeyden önce de moral vermektedir…
Kentin bugünkü durumu; ben Karabüklüyüm diyen herkesin çalışmalarıyla ve özverisinin bir eseridir.
Bu eser aynı zamanda övünç duyduğumuz Cumhuriyetimizin azmi ve başarısıdır.
Üretime dayalı düşünceler Türk insanın çalışkanlığı ile buluşunca Karabük o günkü koşulların ürünü olarak doğmuş,sıtmalı vadiden yöre insanı kurtulmuştur.
Bugün Karabük geleceğini arayan bir kent olarak geçmişinden aldığı güçle yarınlara doğru yürümeye çalışmaktadır.
Cumhuriyetin endüstrileşme projesinin ürünü olan bu kentte bundan sonra neler yapılabilir?
İnsanların refah ve mutluluğu nasıl daim kılınabilir?…
Bu sorunları çözmek için Karabük’te ortaya atılmış öngörüler ve projeler ortada.
Tasarlanmış bu düşünceleri ister beğenir isterse beğenmezsiniz.
O ayrı bir konu.
Ama burada birileri bu kent için bir takım öneriler ortaya atmışsa bunu gerçekten kamuoyu önünde tartışmak ve düşüncelerin kitleler tarafından öğrenilmesi sağlamak bizim için birinci dereceden sorumluluk olmalıdır.
Bunun yanında Karabük için ortaya atılmış ve gerçekten önümüzü görmeyi sağlayacak ciddi görüş ve düşünceler de vardır.
Bu düşünceler bizlere heyecan vermektedir.
Ne gibi mi?Turizm,ticaret,tarım,hayvancılık,kent estetiği,yapılaşma,nüfus,sanayi,eğitim,öğretim,sosyal hayat..vb. aklınıza ne gelirse…
Kararlı bir duruş sergileyememe bu tezlerin hayata geçirilme noktasında gerçekten kent dinamizmini sekteye uğratmaktadır.
Karabük’ün her geçen gün kan kaybına uğramasına neden olmaktadır.
Bu çerçevede konunun bizi meşgul eden en önemli yanı ise Karabük’e yakışır bir model oluşturulup,yaşayanların ihtiyacına cevap verecek dinamizmin birtürlü yakalanmamasıdır.
Önümüzde birçok sorun varken , problemleri çözme noktasında kent dinamiklerinin atıl durumda olması ,popülist açıklamalarla halkın oyalanmaya çalışması,bu kentin kuruluş felsefesine aykırı bir tutumdur.
Bunu Karabük halkı hak etmemektedir.!
Çünkü Karabüklülük gerçeği sürekli üretimi ve çalışmayı konu almaktadır.
Bu kente hayat veren dinamiksel veriler bunlardır.
Kent için bir şeyler yapmak isteyenler hep seçim döneminde çıkmakta ve bu hususiyeti kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadırlar.
Karabük’te bu kadar sorun varsa neden bunlar daha önce neden dillendirilmemekte ve hal çareleri aranmamaktadır.
Mesele böyle olunca seçim zamanlarında söylenmiş olan sözleri ihtiyatla karşılamamız gerektiğini düşünenlerdenim.
Karabük popülizm yapılacak bir kent değildir.
Yapılacak hizmetler hepimizin mutluluğu ve geleceği içindir.
Çünkü bu kentin harcında yurdun birçok yerinden gelmiş insanların alınteri bulunmaktadır.
Bunun değerini ve önemini iyi bilmek ve ona göre hareket etmek gerekmektedir.

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Güven Hastanesi’nden “Avrupa’nın obezite oranı en yüksek ülkesi Türkiye” değerlendirmesi

Anadolu Ajansı
Yayın: 19.05.2024 00:48
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. İbrahim Demirci, 18 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteye ilişkin son verilerini değerlendirerek uyarılarda bulundu.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Demirci, obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların her yıl katlanarak arttığını belirtti.

Demirci, özellikle çocuklarda obezite sıklığının erişkinlere göre daha hızlı arttığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Henüz toplum olarak sağlıklı yaşam için beslenmenin ve egzersizin önemini tam kavrayamadık. Genel olarak, yüksek kalorili besleniyoruz. Yemek yemek bizim için hobi ve eğlence niteliğinde. Arkadaşlarımızla, dostlarımızla buluştuğumuzda planlarımızı yemek üzerine kuruyoruz. Vakit geçirirken, yemek yemeyi seviyoruz. Seçeneklerimiz arasında birlikte yürüyüş yapmak çok fazla tercih edilmiyor. Hala, toplumumuzun bazı kesimlerinde kilolu insanların daha sağlıklı olduğu düşünülmekte. Kültürün, geleneklerin ve adetlerin etkisiyle toplumumuz yemekle arasına mesafe koyamıyor.

– Endokrin bozucu kimyasallar obeziteye yol açıyor

Son zamanlarda tüm dünyada miktarı artan endokrin bozucu kimyasalların da obeziteyi tetiklediğini vurgulayan Demirci, işlenmiş ve hazır gıdalar konusunda uyarılarda bulundu.

Demirci, endokrin bozucu maddeler arasında, solunan hava, içilen su ve yenilen gıdalarla vücuda giren ve biriken, endokrin sistemini olumsuz etkileyen ve bu etkilerini nesilden nesile aktarabilen kimyasal maddeler olduğuna işaret ederek, “Endokrin bozucu kimyasallardan tamamen uzak kalmak mümkün olmasa da sağlıklı ürünler tüketerek ve hayatımızda plastik kullanımını minimuma indirerek en azında bu zararlı kimyasallara maruziyetimizi elimizden geldiğince azaltmamız gerekiyor.” tavsiyesinde bulundu.

Obezite sıklığının tüm dünyada hızla artığına ve son 20 yıldır obezite artışını durdurabilen bir ülke olmadığına vurgu yapan Demirci, eğer obezite sıklığındaki artış önlemez ise 2035'te dünya nüfusunun yarısından fazlasının kilo fazlalığı ve yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade etti.

– “Obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek”

Demirci, sağlık verilerine bakıldığında durumun iç açıcı olmadığının altını çizerek, “Yıldan yıla daha kötüye doğru gidiyor. Dünya Sağlık Örgütü 2023 verilerine göre tüm dünyada obezite sıklığı yüzde 14 civarında. Bu yüzdeye, kilo fazlalığı olanları da eklediğimizde yüzde 38'e ulaşıyor. Artış hızı durdurulamaz ise 2035'te dünya nüfusunun yarıdan fazlası kilo fazlalığıyla mücadele etmek zorunda olacak. Ayrıca dikkat çekmek istediğimi önemli bir nokta, obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek. Çocukluk çağı obezitesi de günümüzde bir tehlikeli boyuta ulaşmış durumda.”

Türkiye açısından durumun biraz daha ciddi boyutta olduğuna vurgu yapan Demirci, “Türkiye İstatistik Kurumu 2022 verilerine göre ülkemizde kilo fazlalığı yüzde 35.6, obezite sıklığımız ise yüzde 20.2. Verilere göre Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesiyiz.” bilgisini paylaştı.

Obeziteye karşı başarılı mücadele etmek için farkındalığın artması gerektiğini belirten Demirci, obeziteyle mücadelenin “ülke politikası” olarak benimsenmesi ve sosyal yaşamın sağlığını ön planda tutacak şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkati çekti.