O Adreste Kimler Oturuyor..?

O Adreste Kimler Oturuyor..?

Yayın: 13.03.2015 09:47
Paylaş:
A+ A-

Karabük’ü anlamaya yönelik çabaların tarihsel anlamı nedir?
Ne olmalıdır.?
Bunun için ne yapmak gerek.?
Geçmişe bakarak bugünü ve yarını anlama çabası içine girmek.
En akıllıca olanı…
Karabük…
Farklı olanın buluştuğu adres.
Değişik kültürlerin yoğrulmasıyla oluşmuş yaşam merkezi.
Devam edelim.
Karabük’te var olmanın en önemli sırrını düşünmeye başlayalım.
Çok para kazanmak isteği…
Gerçekten bu kentte göç etmenin/yerleşmenin en önemli gerekçesini oluşturuyor.
Çok kapitalistçe bir yaklaşım değil mi?
Ama bir gerçek.
Yakın geçmişte…
Fabrikanın fabrika olduğu zamanlarda….
Haddehanelerin birbirleriyle üretim yarışına girdiği zamanlarda….
Karabük’te insanlar birbirleriyle konuşacak,sohbet edecek zaman bulamazlardı.
İstasyon Caddesi Karabük’ün can damarı idi.
Tahtakale’yi aratmazdı.
Demir borsasının merkezi burasıydı.
Demir tüccarı olmak çok büyük ayrıcalıktı.
Bunun için işletme fakültesi mezunu olmak gerekmezdi.
Kimilerine göre çok doğal bir durumdu bu hal şekli…
Peki…
Karabük’ün bu hali dışında anlatmaya değer başka özellikleri yok mu acaba?
Var elbette…!
Ancak insan zaman karşısında o kadar şaşırmış olsa ki bunları düşünmeye vakti bile olmamıştır.
Daha sonraları bazı hususlar sorun oluşturmaya başlamıştır.
Ama iş işten geçmiştir.
Gören gözler bazı bakışlara kendini alıştırmak zorunda kalmıştır.
Bazen caddede yürürken bunaltı geçiren insanlara rastlarsınız.
Hızla yol almaya çalışan.
Homurdanarak yürüyenler olur arada sırada…
Hürriyet caddesinin özgürlük saçan ismine bakmaksızın,bu cadde üzerinde yürüyen dalgın insanlar olur arada sırada…
İş yerlerinin reklamını yapan tabelalar siz kimlerdensiniz gibi bir duruşla adeta bizleri seyreder…
Yaşam bazen iyice sıkıcı bir hal almaya başlar.
Göz gözü görmez .bir sis tabakası,bulut yığınıyla birlikte karşınıza çıktığında , kentte yangın var zannedersiniz.
Oysa yaşam öyle bir hal almıştır ki,insanlar gerçek yangınlara bile duyarsızlaşmıştır.
Olağanlaşmıştır bazı şeyler…
Her gün kentin üzerinde bir gölge gibi dolaşmaya alışmış duman bulutu insanları sindirmiştir adeta..
……………
Dahası….
Karabük’te yaşam bir türlü kentleşememiştir.
Yarım kalmıştır öykülere konu olacak kadar.
Sosyolojik sorunlar karşısında biçaresizleşmiştir.
Akşam olunca kabuğuna çekilen,deyim yerindeyse sahipsizleşen cadde ve sokaklar konuşacak insan ararlar…
Türkülere konu olurcasına…!
Çanak içinde bir kent.
Üç tarafı dağlarla çevrili.
Hüzünlü bakışlarla,kendini savunamayacak kadar halsizleşmiştir.
Anlaşılamamanın talihsizliğini yaşayan küçük bir çocuğun masumiyetini taşır üzerinde…
Ama nafile…!
Zaman çok çabuk geçiyor.
Geçen her dakika sanki bizden değil de ondan bir şey çalıyor…
Ama o sakinliğini hiç bozmuyor.
Çünkü faturayı ödeteceği adres belli…
O adreste kimler oturuyor dersiniz.!

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Güven Hastanesi’nden “Avrupa’nın obezite oranı en yüksek ülkesi Türkiye” değerlendirmesi

Anadolu Ajansı
Yayın: 19.05.2024 00:48
Paylaş:
A+ A-

İSTANBUL (AA) – Güven Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. İbrahim Demirci, 18 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteye ilişkin son verilerini değerlendirerek uyarılarda bulundu.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Demirci, obezite ve obeziteyle ilişkili hastalıkların her yıl katlanarak arttığını belirtti.

Demirci, özellikle çocuklarda obezite sıklığının erişkinlere göre daha hızlı arttığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Henüz toplum olarak sağlıklı yaşam için beslenmenin ve egzersizin önemini tam kavrayamadık. Genel olarak, yüksek kalorili besleniyoruz. Yemek yemek bizim için hobi ve eğlence niteliğinde. Arkadaşlarımızla, dostlarımızla buluştuğumuzda planlarımızı yemek üzerine kuruyoruz. Vakit geçirirken, yemek yemeyi seviyoruz. Seçeneklerimiz arasında birlikte yürüyüş yapmak çok fazla tercih edilmiyor. Hala, toplumumuzun bazı kesimlerinde kilolu insanların daha sağlıklı olduğu düşünülmekte. Kültürün, geleneklerin ve adetlerin etkisiyle toplumumuz yemekle arasına mesafe koyamıyor.

– Endokrin bozucu kimyasallar obeziteye yol açıyor

Son zamanlarda tüm dünyada miktarı artan endokrin bozucu kimyasalların da obeziteyi tetiklediğini vurgulayan Demirci, işlenmiş ve hazır gıdalar konusunda uyarılarda bulundu.

Demirci, endokrin bozucu maddeler arasında, solunan hava, içilen su ve yenilen gıdalarla vücuda giren ve biriken, endokrin sistemini olumsuz etkileyen ve bu etkilerini nesilden nesile aktarabilen kimyasal maddeler olduğuna işaret ederek, “Endokrin bozucu kimyasallardan tamamen uzak kalmak mümkün olmasa da sağlıklı ürünler tüketerek ve hayatımızda plastik kullanımını minimuma indirerek en azında bu zararlı kimyasallara maruziyetimizi elimizden geldiğince azaltmamız gerekiyor.” tavsiyesinde bulundu.

Obezite sıklığının tüm dünyada hızla artığına ve son 20 yıldır obezite artışını durdurabilen bir ülke olmadığına vurgu yapan Demirci, eğer obezite sıklığındaki artış önlemez ise 2035'te dünya nüfusunun yarısından fazlasının kilo fazlalığı ve yarattığı sorunlarla karşı karşıya kalacağını ifade etti.

– “Obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek”

Demirci, sağlık verilerine bakıldığında durumun iç açıcı olmadığının altını çizerek, “Yıldan yıla daha kötüye doğru gidiyor. Dünya Sağlık Örgütü 2023 verilerine göre tüm dünyada obezite sıklığı yüzde 14 civarında. Bu yüzdeye, kilo fazlalığı olanları da eklediğimizde yüzde 38'e ulaşıyor. Artış hızı durdurulamaz ise 2035'te dünya nüfusunun yarıdan fazlası kilo fazlalığıyla mücadele etmek zorunda olacak. Ayrıca dikkat çekmek istediğimi önemli bir nokta, obezite artış hızı 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde, erişkinlere göre neredeyse 2 kat daha yüksek. Çocukluk çağı obezitesi de günümüzde bir tehlikeli boyuta ulaşmış durumda.”

Türkiye açısından durumun biraz daha ciddi boyutta olduğuna vurgu yapan Demirci, “Türkiye İstatistik Kurumu 2022 verilerine göre ülkemizde kilo fazlalığı yüzde 35.6, obezite sıklığımız ise yüzde 20.2. Verilere göre Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesiyiz.” bilgisini paylaştı.

Obeziteye karşı başarılı mücadele etmek için farkındalığın artması gerektiğini belirten Demirci, obeziteyle mücadelenin “ülke politikası” olarak benimsenmesi ve sosyal yaşamın sağlığını ön planda tutacak şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkati çekti.