Yılmaz “Çalışanlarımızın hakları için mücadelemiz devam edecek”

Yılmaz “Çalışanlarımızın hakları için mücadelemiz devam edecek”

Yayın: 16.05.2024 12:19
Paylaş:
A+ A-

Türk Büro-Sen Karabük Şube Başkanı Bilal Yılmaz, Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarının haklarının korunması ve geliştirilmesi noktasında mücadelelerinin devam edeceğini söyledi.

Sosyal Güvenlik Kurumu haftası nedeniyle SGK Kurumu İl Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması yapan Türk Büro-Sen Karabük Şube Başkanı Bilal Yılmaz, Sosyal  Güvenlik Kurumu çalışanlarının mutsuz olduğunu belirtti. Başkan Yılmaz yaptığı açıklamada “Bilindiği üzere her yıl 13-19 Mayıs tarihleri arası Sosyal Güvenlik Haftası olarak kutlanmaktadır. Ülkemiz ve tüm dünyanın içinden geçtiği bu zorlu dönemde Devletin her vatandaşına sosyal güvence sunabilmesinin önemini bir kez daha anlamış bulunmaktayız. Sosyal Güvenlik Sistemi, toplumun tüm kesimlerini bir şemsiye altına toplaması gereken bir sistem olup; fiilen çalışanlar, çalıştığı halde kayıt dışında bulunanlar, henüz çalışma hayatına başlamamış olan çocuklar, gençler ile dul ve yetimler bu sisteme dahildir. Türkiye’de kayıt dışı istihdamın her yıl artması, iş tanımları skalasının yapılmaması ve kamuda farklı statülerde istihdam politikaları neticesinde, sosyal güvenlik şemsiyesi delik deşik hale getirilmiştir. Öncelikle kayıt dışı istihdamın kayıt altına alınması, istihdam yaratacak yatırımlara öncelik verilmesi, prim yükünün hafifletilmesi, makul olmayan yaş ve prim ödeme gün sayılarının çalışanlar üzerinde oluşturduğu psikolojik etkinin ortadan kaldırılması ve sigortalılığı özendirecek tedbirlerin alınması gerekmektedir”

SGK ÇALIŞANLARI MUTSUZ

“ Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı birleştirilerek, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun meydana getirilmesinin üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen, kurumsal kimliği maalesef henüz oturmamıştır. Bilindiği üzere geçtiğimiz yıl 2.250.000 vatandaşımızı ilgilendiren kamuoyunda EYT olarak bilinen Emeklilikte Yaşa Takılanlar ile ilgili kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçerek kanunlaşmış, uygulamada kadrosu 38.000 olmasına rağmen fiilen 23.000 personel ile rutin iş yükü kamu ortalamasının üzerinde olan fedakar ve cefakar SGK çalışanlarıyla bu hizmet verilmiş, öngörülen tarihten önce vatandaşların aylık bağlama işlemleri neticelendirilmiştir. Sendikamız Türk Büro Sen, bu kadar ağır iş yüküne karşı Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarını bir nebze olsun rahatlatmak adına; “666 sayılı KHK ile kaldırılan ikramiyelerin yeniden müktesep hak olarak düzenlenmesi” “Sosyal Güvenlik Hizmetleri Sınıfı oluşturulması ve buna bağlı Sosyal Güvenlik Tazminatı ödenmesi” “666 sayılı KHK ile kaldırılan fazla mesai ücretlerinin tekrar ödenmesi” “Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanları, yaptıkları iş bakımından uzmanlık gerektiren bir görev ifa etmesi sebebiyle, bazı kamu kurumlarında olduğu gibi Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarına da Sendikamızın vermiş olduğu kanun teklifi değerlendirilerek, uzmanlık hakkı verilmesi” “Yönetim Kurulu Yetkisinde bulunan Ek Ödeme Oranlarının %50 oranında arttırılması ve yılda 4 kez brüt asgari ücret seviyesinde olmak üzere ikramiye verilmesi” “Birinci Dereceye gelen tüm personelin 3600 Ek Göstergeden faydalandırılması ayrıca ilave ek ödemenin emekli maaşlarına yansıtılması” “Hukuk Birimlerinde görev yapan İdari Personele Vekalet Ücreti ödenmesi“ “Yardımcı Hizmetler Sınıfının kaldırılmasına yönelik çalışma yapılması ile bu durumdaki personelin GİH Sınıfına ivedilikle geçirilmesi” “Denetimlerin etkin ve verimli bir şekilde yapılabilmesi için sosyal güvenlik denetmenlerinin grup başkanlığı şeklinde yapılandırılması ve Denetim Tazminatlarının arttırılması” “5510 Sayılı Kanun sonrası ilk defa devlet memurluğuna atananların emeklilik haklarının düzeltilmesi” “Merkez Teşkilatında görev yapan Şube Müdürlerinin Sosyal Güvenlik Uzman Kadrolarına geçişlerinin sağlanması, Müdür ünvanlı tüm kadrolara Makam/Görev Tazminatı tahsis edilmesi” “Kurum Alacağının Tahsili ile Görevli İcra Memurları başta olmak üzere 5. Derece kadroların tenkis edilerek 3. Derece kadroların ihdas edilmesi ve özlük haklarının düzenlenmesi” “Kurumun orta kademe yönetiminde bulunan Şeflerin Özel Hizmet Tazminat oranlarının arttırılması” “Sözleşmeli Personelin tahsil durumlarına göre uygun kadrolara geçirilmesi”ni talep etmekle birlikte Ayrıca; 13 Mayıs 2024 tarihinde açıklanan Kamuda Tasarruf Paketi ile toplu taşıma olan yerlerde personel servislerinin kaldırılmasına yönelik kararın Kamuya hiçbir faydası olmayacağı gibi, aksine zarar getireceği açıktır. Bu karar özellikle trafik yoğunluğunun olduğu büyükşehirlerde daha fazla trafik, iş gücü kaybı ve yakıt masrafı yaratacaktır. Bunun yanında servis hizmetlerine yönelik alınmış toplu sözleşme kararlarının da böyle bir çalışmaya konu edilmesi, sendikacılık ve toplu sözleşme ilkelerine aykırı bir durum olarak toplu sözleşmenin özerkliğini yok etmek anlamı taşıyacaktır. Toplu sözleşme ile alınan kararların idari keyfiyete konu edilmesi, sendikal teşkilatlanma hürriyetine ve toplu sözleşme hakkına darbe vurmak anlamına gelmektedir. Böyle bir karar diğer toplu sözleşme hükümlerinin de iptal edilebilmesinin önünü açacaktır. Özellikle Kamuya yeni personel alımının emekli olan kamu görevlisi sayısıyla sınırlandırılması mutlak surette gözden geçirilmesi gereken bir karardır. Hepimizin bildiği gibi Sosyal Güvenlik Kurumunda büyük oranda personel açığı olduğu bilinen bir gerçektir. Özellikle büyük şehirlerde kamu hizmetleri az sayıdaki personelin üstün gayretleriyle yürütülmektedir. Böyle bir karar, önümüzdeki yıllarda artacak nüfusa ve hizmet ihtiyacına paralel olarak kamu çalışanı açığının daha da büyümesine ve kamu hizmetlerinin aksamasına yol açacaktır. Ayrıca emekli maaşlarının düşüklüğü nedeniyle kamu görevlilerimiz emekli olmak istememekte tüm çalışanlar 65 yaşına kadar görevlerinde kalmayı tercih etmektedir. Değerli Sosyal Güvenlik Kurumu Çalışanları ve Kıymetli Basın Mensupları; Türk Büro-Sen olarak, Sosyal Güvenlik Haftasını kutlarken, vatandaşlarımıza kesintisiz hizmet sunan Sosyal Güvenlik Kurumu çalışanlarının haklarının korunup, geliştirilmesi noktasında mücadelemizi devam ettireceğiz” dedi.

Görüş Bildir

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

UÇKUN

Yayın: 30.05.2024 09:39
Paylaş:
A+ A-

Onunla ilk karşılaşmamız komşunun bahçesindeydi . Minicik simsiyah bir yavruydu .Alnından başlayıp , burnunu da içine alarak aşağı doğru inen beyaz bir bölgesi olan başında , iki kara gözüyle sevimli sevimli bize bakıyordu…

Karabük Yenicedeydik. Orman İşletmesi lojmanlarında yaşıyorduk ve bu karşılaşma fabrika müdürünün evinin bahçesinde gerçekleşmişti. Müdürün çocuklarının köpeğiydi o. Kıskanç yapıda bir çocuk olmamama rağmen onları birazcık kıskanmışımtım!

Yakın bir zaman sonra fabrika müdürü tayin oldu gitti fakat çocukların ilgisi daldan dala çok çabuk geçiş yapar. Çocuklar anlarda yaşar. Esas olması gereken de budur fakat büyüdükçe uzun vadeli planlar yapmadan durmayız. Buna tamamen yanlış bir davranış da diyemeyiz. İstikbali oluşturmada bizim de az yahut çok bir payımız vardır kuşkusuz. Yine de plan yapmak anı yaşamayı engeller. Bizde o vakit çoçuktuk ve anlarda yaşıyorduk; yavru köpeği çoktan unutmuştuk . İlgimiz kimbilir nerelere kaymıştı. Çocuklardaki her duygu gibi kıskançlığımız da anlıkmış işte

Epey bir zaman sonra, kader yavrucuk köpekle karşılaştırdı bizi. Görür görmez tanıdık onu hemen. Çoğul konuşuyorum çünki ablamla birlikte bulmuştuk onu. Birazcık büyümüştü ama çok kötü görünüyordu. Bir deri bir kemik kalmış, tüyleri yer yer dökülmüş, var olanlarda cılızlaşıp derisine yapışmıştı. Kucakladık hemen ve doğruca bizim eve götürdük.

Annem kucağımızdaki köpek yavrusunu görünce şok oldu tabii. Uyuz bu köpek dedi, mümkün değil alamayız bunu dedi, ona dokunmayın dedi. Bizi banyoya soktu yıkadı, üstümüzü başımızı değiştirdi. Uyuz olmamızdan korktu ve onu almamak için çok direndi fakat bize söz kar etmiyirdu ki; uyuz muyuz biz seviyorduk onu. Öyleyse tek silahımızı kullanma vaktiydi şimdi, bizde kullandık onu. Annem.pes edene kadar ablamla birlikte iki gözümüz iki çeşme susmadık bir türlü..

Sonunda oldu, annem kıyamadı bize ama köpeğimiz iyileşen kadar dokunmamızı yasakladı…Artık o bizim köpeğimizdi. Bulunduğumuz yerde veteriner filan hak getire. Teşhisi annem koydu, tedaviyi de o belirledi. O zamanlar piyasada ddt ilacı vardı. Hemen her şeye o kullanılıyordu. Ddt çağındaydık, onunla yıkandı köpeğimiz. Neyse ki zehirlenmediği gibi iyileşti. Bu zirai ilaç daha sonra sağlığa olan zararları nedeniyle üretimden kaldırıldı.

Düzeldi , kendine geldi , güzelleşti . Kilolar aldı , kemikleri fark edilmez oldu . Olmayan yerlerde tüyler çıktı , deriye yapışık olanlar kabardı parladı; yakışıklı oldu . Uçkun koydum adını. O zamanlar koşarken uçuyorum gibi gelirdi bana. Sonuçta zayıf bir çocuk olarak, vücut yüzeyinin büyüklüğü ile ağırlık ters orantıydı ve sanırım uçma duygusunu oluşturmada bu sebep önemli bir etkendi. Ben koşarken hemen yanıma gelir o da benimle koşardı . Koşarken aşağı doğru duran kulakları havalanır , sallanırdı . Bu yüzden adı Uçkundu zaten . Köpek eğitmek kolay mıdır bilmiyorum ama eğitmekle ilgili hiç bir bilgimiz olmadığı halde istediğimiz birçok şeyi yapıyordu . Otur, kalk , koş , tut gibi komutları anında yerine getirirdi . Tembel miskin bir köpek değil tersine atik ve enerjikti.

Biz Uçkuna sahip olduğumuz için çok mutluyduk. O da sahibi iki küçük çocukla mutlu bir köpekti .Çok seviyorduk onu . Çocuklar sevgisini göstermekte kıtıpiyozluk yapmaz. Şımarır aman az seveyim demez. Ablamla bizse hiç demezdik çünki evde de bize verilen sevgide sınırlama yoktu ! Haliyle sevgiye boğduk köpeğimizi. O da aynı sevgiyi bize verdi . Bacaklarımızın dibinden ayrılmaz , uzaktan gördüğünde büyük bir hevesle bize koşardı. Okula giderken aklım onda kalırdı

Bir gün bizim de tayinimiz çıktı, başka diyarlara taşınmamız gerekti. Onu yanımızda götürmek için çok mücadele ettik fakat bu kez ne annemi, ne babamı razı edemedik. Maalesef ağlamamızda fayda etmedi ! Bırakıp gittik onu… Sonu iyi olmadı Uçkunumuzun. Bizden sonra işletmede kimse sahiplenmemiş onu.. Açlıktan komşunun koyununa saldırmış . Aç bıraktıkları için kimse kendini suçlamadığı gibi belediyeye şikayet etmişler . Ekipler gelmiş, arkadaşlarımız engel olmak istemiş fakat vurmuşlar onu !

Şimdi hatırladığımda, kaderinde hep terk edilmek varmış diyorum. İçim burkuluyor. Hayvanlar için de, bir kader var demekki ama kısırlaştırma gibi bir seçenek varken, bu bizler tarafından gerçekleştirilecek uyutma ile hayata son verme olmamalı. Uzunca bir süredir şehirlerdeki köpek popupasyonu çok arttı. Bu duruma gelene değin köpeklerin insanlara verdiği zarar belediyelere sürekli olarak bildirilmesine rağmen hiç bir kalıcı önlem maalesef alınmadı. Beş on sene evvel toplayabildikleri kadarını götürüp ormanlara bırakarak şehirler kontrol altına alınmak istendi. Çöplerden beslenmeye alışmış hayvanlar, dağların başında açlığa mahkum oldular. Yazımı sonlandırırken, bunca yıl sonra bir kez daha Uçkunuma selamımı gönderiyorum. 😔
Dyt.Güner Erbay ❤️