Bir bardak suyun, bir tabak yemeğin ya da yapılan küçük bir iyiliğin ardından söylenen “Ölmüşlerinin canına değsin” veya “Ölmüşlerinin ruhuna değsin” sözü, Anadolu’da yalnızca bir teşekkür değil, iyiliği kişinin vefat etmiş yakınlarına ulaştırma dileği olarak yaşatılıyor.
Anadolu’nun günlük hayatında bazı sözler vardır; ilk duyulduğunda anlamı şaşırtabilir ancak arkasında güçlü bir kültürel hafıza taşır. “Ölmüşlerinin canına değsin” ve “Ölmüşlerinin ruhuna değsin” de bu sözlerden biri.
Özellikle bir kişinin ikram ettiği suyun, yemeğin veya yaptığı bir iyiliğin ardından söylenen bu ifade, halk arasında bir dua ve teşekkür sözü olarak kullanılıyor. Söyleyen kişi, yapılan iyilik karşılığında teşekkür ederken aynı zamanda bu iyiliğin sevabının, ikramda bulunan kişinin vefat etmiş yakınlarına ulaşmasını diliyor.
Bir bardak suya verilen anlam
Sözün en yaygın kullanımlarından biri su ikramının ardından karşımıza çıkıyor. Susamış bir kişiye su veren kimseye, “Ölmüşlerinin canına değsin” denilmesi, “Bu iyiliğin sevabı senin vefat eden yakınlarına ulaşsın” anlamında bir dua olarak açıklanıyor.
“Canına değsin” ifadesindeki “can” kelimesi de burada ruh anlamında kullanılıyor. Türkçede “canına değmek” ifadesinin “ruhu şad olmak” anlamında kullanıldığı örnekler de bulunuyor.
Bu nedenle söz, dışarıdan bakıldığında “ölmüşlerin canına değsin” şeklinde sert veya yanlış anlaşılabilecek bir ifade gibi görünse de Anadolu’daki kullanımında tam tersine iyilik, dua, minnet ve hayır dileği taşıyor.
Eski Türklerin ölüm anlayışına uzanan izler
Türklerin İslamiyet öncesindeki inanç dünyasında ölümden sonraki hayatın nasıl tasavvur edildiğine ilişkin araştırmalarda, öte dünyanın bu dünyadaki yaşamla bağlantılı olarak düşünüldüğüne dair değerlendirmeler bulunuyor.
Bu anlayışta ölen kişinin tamamen yok olmadığı, başka bir dünyada yaşamını sürdürdüğü düşüncesinin izlerine rastlanıyor. Bu nedenle ölen kişilerin de su içmek, yemek yemek gibi dünyevi ihtiyaçlarının devam ettiğine yönelik inanışların bazı sözlü kültür unsurlarında yaşamış olabileceği değerlendiriliyor.
Ölülerin ardından yapılan hayırlarla bağlantısı
Anadolu’daki ölüm gelenekleri üzerine yapılan akademik çalışmalarda da bu sözlerin, ölen kişinin ardından yemek dağıtılması, hayır yapılması ve iyiliklerin sevabının ölen kişiye bağışlanması düşüncesiyle ilişkilendirildiği görülüyor.
Türkoloji çalışmalarında “canına değsin” sözünün, ölü için verilen sadakanın ve yapılan iyiliklerin ona ulaşması, ruhunun şad olması dileği olduğu belirtiliyor. Bir başka çalışmada Türkiye’nin ilk Sosyolog ve Tıp Tarihçisi Uğurol Barlas’ın Gaziantep ağzında “Ölünün-ölmüşlerinin canına değsin” biçiminin de kullanıldığı aktarılıyor.
Benzer şekilde akademik çalışmalarda, Anadolu’daki “ölmüşlerinin ruhuna değsin” ve “ölmüşlerinin canına değsin” ifadeleri ile ölen kişinin ardından yemek verilmesi ve hayır yapılması arasında kültürel bir bağ bulunduğuna dikkat çekiliyor.
Sözlü kültürün yaşayan örneklerinden
Bugün özellikle Anadolu’nun bazı yörelerinde yaşlı kuşakların daha sık kullandığı bu ifade, modern şehir hayatında giderek daha az duyulsa da günlük dilde varlığını sürdürüyor.
Bir bardak suyun ardından söylenen “Ölmüşlerinin canına değsin”, aslında sadece “teşekkür ederim” demenin geleneksel bir biçimi değil. Sözü söyleyen kişinin, kendisine yapılan iyiliği karşılıksız bırakmama ve bu iyiliği ikram sahibinin vefat etmiş yakınlarına bir dua olarak gönderme anlayışını da taşıyor.
Belki de bu yüzden Anadolu’nun sözlü kültüründe bazı kelimeler, sözlük anlamlarından çok daha fazlasını anlatıyor. “Ölmüşlerinin canına değsin” de bir bardak suyu, bir lokmayı veya küçük bir iyiliği; geçmişe, hatıraya ve duaya bağlayan sözlerden biri olarak yaşamaya devam ediyor.

