Reklam
Reklam
Bölgenin Sesi Gazetesi Avatarı
Bölgenin Sesi Gazetesi tarafından
05 Mart, 2017 23:05 tarihinde yayınlandı
0

KBÜ’de “Karabük ve deprem” konferansı Gerçekleştirildi

Karabük Üniversitesi (KBÜ)’nde Karabük İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) tarafından 28 Şubat Sivil Savunma Günü ve 1 – 7 Mart Deprem Haftası etkinlikleri kapsamında AFAD Karabük İl Müdürü Dr. Gazanfer Erbay’ın katılımıyla “Karabük ve Deprem” konulu konferans düzenlendi.

Hamit Çepni Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen konferansa konuşmacı olarak katılan AFAD Karabük İl Müdürü Dr. Gazanfer Erbay, deprem ile ilgili bilgiler vererek “Deprem, yer sarsıntıları ile meydana gelir. Deprem zarar verdiği sürece bir afet haline dönüşmektedir. Tüm afetlere karşı kendimizi korumamız lazım.”

“Karabük birinci derece deprem bölgesinde”

Erbay, Türkiye’de oluşan depremlerin genelde tektonik depremler olduğunu belirterek deprem dalgaları, depremin oluş nedenleri, fay ve fay türlerinden de bahsetti. Karabük’ün birinci derece deprem bölgesi olduğunu hatırlatan Erbay, Karabük ve çevresinin bugüne kadar 1944, 1950, 1957, 1968, 1977 ve 1999 yıllarında meydana gelen depremlerin tesirine maruz kaldığını, bu depremler sonucu da Karabük Merkez, ilçe ve köylerinde göçme ve kaymaların meydana geldiğini ifade etti.

“Depremde cam ve balkondan atlamayın”

Karabük AFAD İl Müdürü Dr. Gazanfer Erbay, depreme karşı alınacak önlemlerle zararın en aza indirgeneceğine dikkat çekerek deprem esnasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda önemli bilgiler aktardı. Erbay, deprem esnasında cam ve balkondan atlanmamasını gerektiğine vurgu yaptı.

“Binaların sağlamlığı”

Depreme dayanıklı binaların nasıl inşa edilmesi gerektiği üzerinde de duran Dr. Gazanfer Erbay, bina yaparken ya da satın alırken, depreme dayanıklılığının göz ardı edilmemesi, yeni yapılan binalarda özellikle doğru mühendislik ve doğru malzeme kullanılarak sağlam binalar inşa etmenin zorunlu olduğunu ifade etti. Konuşmasının sonunda Erbay, ülkemizde yaşanacak bir sonraki depremin yıkacak bir bina bulunmaması temennisinde bulundu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
İhlas Haber Ajansı Avatarı
İhlas Haber Ajansı tarafından
13 Haziran, 2026 15:56 tarihinde yayınlandı
0 0

Ünlü estetikçi açıkladı: “Yüz gençleştirme ameliyatları ile 30 yıl gençleşmek mümkün”

Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, artan yaşam süresiyle birlikte yüz gençleştirme operasyonlarına ilginin yükseldiğini belirterek, “Günümüz estetik cerrahisiyle bazı hastalarda 20-30 yıl daha genç bir görünüm elde edilebiliyor. Ancak önemli olan kişinin kendini nasıl hissettiğidir; herkesin estetik ameliyat olması gerekmez” dedi.

Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, günümüzde en sık uygulanan estetik operasyonlardan birinin yüz gençleştirme ameliyatları olduğunu söyledi. İnsan ömrünün uzamasıyla birlikte yaşlanmanın etkilerinin daha görünür hale geldiğini ifade eden Akbaş, birçok kişinin kendisini daha genç ve dinamik hissetmek amacıyla cerrahi müdahalelere yöneldiğini belirtti. Yaşlılığın en belirgin şekilde yüzde görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Akbaş, “Zaman içerisinde kaslar gevşiyor, göz kapakları düşüyor, göz altı torbaları oluşuyor. Yerçekiminin etkisiyle yanaklar aşağı doğru sarkıyor, boyun bölgesinde kırışıklıklar ve katlanmalar meydana geliyor. Bu değişiklikler kadın ya da erkek fark etmeksizin insanların moralini ve motivasyonunu olumsuz etkileyebiliyor” diye konuştu.

“10 ila 30 yıl gençleşme sağlayan sonuçlar elde edilebiliyor”

Plastik cerrahinin ulaştığı teknolojik ve bilimsel seviyenin yüz gençleştirme alanında başarılı sonuçlar ortaya koyduğunu vurgulayan Akbaş, “Bazen kişileri 10, 20 hatta 30 yıl geriye götürebilecek sonuçlar alınabiliyor. Bu da insanların daha genç, daha enerjik, daha güzel ya da daha yakışıklı görünmelerini sağlayabiliyor. Evlilik hayatında, iş yaşamında ve sosyal çevrede kişinin motivasyonuna olumlu katkılar sunabiliyor” şeklinde konuştu.

“Yaşlanma izleriyle gurur duyanların ameliyata ihtiyacı yok”

Yüz gençleştirme ameliyatlarının herkes için gerekli olmadığının altını çizen Prof. Dr. Akbaş, bazı kişilerin yaşlanma belirtilerini hayat tecrübelerinin ve anılarının bir parçası olarak gördüğünü belirtti. Akbaş, “Bazen öyle insanlarla karşılaşıyorum ki, ‘Hocam, yüzümdeki yaşlanma izleri benim yaşadığım hayatın bir parçası. Bunlarla gurur duyuyorum’ diyorlar. Eğer bir kişi bunu içtenlikle söyleyebiliyorsa buna saygı duymak gerekir ve ameliyat olmasına gerek yoktur” ifadelerini kullandı.

“İş hayatındaki rekabet estetik taleplerini artırıyor”

Özellikle iş yaşamında genç kuşaklarla birlikte çalışan bazı kişilerin görünüm nedeniyle dezavantaj yaşayabileceklerini düşündüklerini belirten Akbaş, “Yurt dışından gelen bazı hastalarım, genç çalışanlarla rekabet etmek zorunda kaldıklarını ve yaşlı görünmelerinin işlerini kaybetmelerine neden olabileceğinden endişe duyduklarını ifade ediyor. Kendilerini enerjik hissettikleri halde yüzlerindeki yaşlanma belirtileri nedeniyle estetik operasyon talep edebiliyorlar” açıklamasında bulundu.

“Önemli olan kişinin kendini nasıl hissettiği”

Geç yaşta evlilik ve ebeveynlik gibi sosyal değişimlerin de estetik operasyonlara ilgiyi artırdığını kaydeden Akbaş, bazı anne ve babaların çocuklarının okul ortamında yaşadıkları olumsuz deneyimlerden etkilenerek daha genç görünme isteği duyabildiklerini söyledi. Akbaş şunları söyledi:

“Bir insan kendini seviyorsa, görünümünden memnunsa ve yaşlanma belirtileri onda özgüven eksikliği oluşturmuyorsa ameliyata ihtiyacı yoktur. Burada önemli olan kişinin kendi ihtiyaçlarını ve beklentilerini doğru değerlendirmesidir. Herkes için geçerli tek bir doğru yoktur; önemli olan kişinin kendini nasıl hissettiğidir.”

Bizi sosyal medyadan takip edin