Reklam
Reklam
Anadolu Ajansı Avatarı
Anadolu Ajansı tarafından
13 Kasım, 2023 00:12 tarihinde yayınlandı
0

Prof. Dr. Altunışık, depremde yıkılan binalara ilişkin hazırladıkları raporla ilgili bilgi verdi:

TRABZON (AA) – Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Can Altunışık, “İsias Otel'in yıkıldıktan sonraki görüntüsü, sanki kum dolu kovayı çevirdikten sonra kumun yayılış şekli gibi olmuş.” dedi.

Deprem ve Yapı Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü de olan Altunışık, gazetecilere yaptığı açıklamada, cumhuriyet başsavcılıklarınca, 6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremin ardından yürütülen soruşturmalar kapsamında, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının görevlendirmesiyle ölümlerin yaşandığı 500'e yakın binada inceleme yaptıklarını söyledi.

Altunışık, görevlendirildiklerinden beri 25 kişilik ekiple yaklaşık 7 aydır uğraştıkları yüzlerce dava dosyasından bazılarına ilişkin raporları tamamladıklarını dile getirerek, şu değerlendirmede bulundu:

“1 ekip, 1 haftada ancak 1 dosyaya yapabiliyor çünkü yıkılan bir binada bazen onlarca, yüzlerce can kaybı meydana gelmiş olabiliyor. Çuvallarca veri, kağıt, dosya, video, tutanak ve kanıtlar bulunmakta. Geniş bir ekiple hassas şekilde çalışarak, suçlu varsa binanın yıkılmasına neden olan parametreleri belirli başlıklarla ortaya koyuyor, binanın ruhsat tarihi, yapı kullanma izni, yapı denetim belgeleri, zemin ve malzeme özellikleri, projesinin yapıldığı yılda yürürlükteki yönetmeliğe uygunluğuna kadar tüm detaylarıyla ele alıyoruz. Ayrıca bina yıkıldıktan sonra binanın başında inceleme yapıp bilirkişi raporu tutanların dosyalarını inceleyip, genel kanaat oluşturmaya çalışıyoruz.”

– Depremin birinci yılı dolmadan çalışmaların tamamlanması planlanıyor

Adıyaman'daki İsias Otel ve Kahramanmaraş'taki Ebrar Sitesi'ne ait bilirkişi dosyalarındaki raporların tamamlanarak bir süre önce cumhuriyet başsavcılığına iletildiğini anımsatan Altunışık, “Isias Otel önce konut olarak projelendirilip yapılıyor. Kaba inşaatı bittikten sonra bir süre binanın inşaatına ara veriliyor, sonra da otele çevriliyor. Fakat bu geçen sürede yönetmelik değişiyor. Binanın ilk ruhsat tarihinde tabi olduğu yönetmelik ile otele çevrilip, kullanım amacı değiştiği tarihte tabi olduğu yönetmelik farklı. Binanın projeleri, değişen yönetmeliğe göre kontrol edilmemiş. İsias Otel'de karot değerleri ilgili tarihteki yönetmeliği sağlamıyor. Otelin yıkıldıktan sonraki görüntüsü, sanki kum dolu kovayı çevirdikten sonra kumun yayılış şekli gibi olmuş. Binanın yıkılış şeklinin, kovayı kaldırdıktan sonra kumun yayılış şekli gibi olduğunu görebiliyorsunuz.” diye konuştu.

Altunışık, Ebrar Sitesi için hazırladıkları rapora ilişkin de “Ebrar Sitesi'nde gözlemlenen hasarlar maalesef 20 blok için de aynı şekilde. İmalat aşamasında beton ve donatının mekanik özelliklerinde, ayrıca etriye sıklaştırması, çiroz ve kancalar ve benzeri donatı detaylandırmalarında önemli eksiklikler mevcut. Bu da binanın ana yıkılma nedenleri arasında.” ifadelerini kullandı.

Hatay'daki Rönesans Rezidans'ın dosyasını da tamamlamak üzere olduklarını anlatan Altunışık, şunları kaydetti:

“Çok önemli bir bina olduğu için çok hassas davranmaya çalışıyoruz. 3 bloklu bir bina. Statik projesinde hem temel hem de üst yapısında derz var ve binaların 3'ü de belirgin bir kattan hasar alıp arkaya doğru düşmüş veya devrilmiş durumda. 3 blok da aynı hasar mekanizmasına sahip. Yaptığımız incelemelerde malzeme özelliği ile uygulanmasında bazı problemler olduğu belirtiliyor ama bilirkişi raporlarıyla bize gelen resimler arasında bir değerlendirme yapıp net kanaatimizi bildirmek istiyoruz. Umarım depremin birinci yılı dolmadan üzerimizdeki bütün dosyalarımızı cumhuriyet başsavcılığımıza teslim etmiş olacağız.”

– Belirli bir yaşa sahip binaların hızlı şekilde incelenmesi önerisi

Altunışık, Kahramanmaraş depreminde yıkılan bina verileri ile 2011'de Van depreminde yıkılan 154 ölümlü binanın verilerini karşılaştırdıklarını vurgulayarak, “Van depreminde yıkılan 154 binanın ortalama karot dayanımı 10,50 megapaskal (MPa) iken Kahramanmaraş'ta yıkılan ve incelediğimiz 500'e yakın binadan elde ettiğimiz karot dayanımları 10-14 MPa arasında değişiyor. Bu değerler yapı denetim geldikten sonra biraz artış göstermektedir ama maalesef şu an ortalama değerler maksimum 14 MPa ve bu düşük bir değer.” dedi.

Van depreminde yıkılan binaların yalnızca yüzde 15'inde zemin etüt raporu olduğunun altını çizen Altunışık, şöyle devam etti:

“Aradan yaklaşık 15 yıl geçtikten sonra bu oranın artmasını beklerken maalesef Kahramanmaraş depremlerinde bu oran yüzde 19'larda. Van depreminde yıkılan 154 binanın ortalama yüzde 40'ının statik projesi varken, Kahramanmaraş depremlerinde incelediğimiz binalarda yüzde 50'lerde. Statik projesi olan binaların ilgili tarihte yapılan yönetmeliğe uygunluğu ise yine maalesef yüzde 50 civarında. En kritik problemlerden biri de ilgili binanın inşaat başarısı. Van depreminde binaların beton ve donatı gibi malzeme özellikleri ile donatı detaylandırmasındaki başarı oranı yüzde 3'tü. Kahramanmaraş depremlerinde çok daha yüksek bir oran bekliyorduk fakat şu anda yüzde 11 seviyelerindeyiz. Yıllar geçiyor, kendimizi geliştiriyor ve bir noktaya geliyoruz ama daha çok yol almamız gerek gibi görünüyor. Özellikle belirli bir yıldan önce inşa edilmiş yapılarda bu çok daha bariz durumda. Bu tablo, belirli yapılarımızı acil bir şekilde kentsel dönüşüme koymamızın habercisi.”

Altunışık, bir daha böyle afetler yaşanmaması temennisinde bulunarak, “Ülkemiz önemli bir deprem kuşağı üzerinde yer alıyor, geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu tür depremler ile karşılaşabiliriz. Bu nedenle özellikle belirli bir yaşa sahip binalarımızın hızlı bir şekilde incelenmesi, yeterli olmayanların ise güçlendirilmesi veya kentsel dönüşüme hazırlanması gerekiyor.” diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin
İhlas Haber Ajansı Avatarı
İhlas Haber Ajansı tarafından
05 Haziran, 2026 08:01 tarihinde yayınlandı
0 0

Bakan Gürlek açıklamıştı: 20 yıllık faili meçhul olayı zanlıları adliyede

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, 2006 yılından bu yana faili meçhul kalan bir kadın cesedinin kimliğinin tespit edildiğini ve olayla ilgili 3 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiğini açıklamasının ardından, Samsun’un Bafra ilçesinde 20 yıllık cinayet dosyası kapsamında gözaltına alınan şüpheliler adliyeye sevk edildi.

Samsun’un Bafra ilçesinde 14 Mart 2006 tarihinde Ozan Çayı’nda bulunan ve uzun yıllar kimliği tespit edilemeyen kadın cesedine ilişkin faili meçhul cinayet dosyasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Bafra Cumhuriyet Başsavcılığı, 4 Mayıs 2026 tarihinde Samsun İl Jandarma Komutanlığı’na gönderdiği yazıda, JASAT personelinden özel bir ekip kurulmasını istedi. Yazıda, Ozan Çayı’nda bulunan cesedin 25 yaşlarında bir kadına ait olduğunun değerlendirildiği, ölümün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı meydana geldiği ve dosyada bugüne kadar herhangi bir gelişme kaydedilemediği belirtildi.

Yalova’da 2004 yılından bu yana kayıp olarak aranan Gülcan Yazıcı

Soruşturmanın yeniden derinleştirilmesiyle birlikte JASAT ekipleri, 2005-2006 yılları arasında kayıp ihbarı verilen kadınlara ilişkin daraltılmış çalışma yaptı. Yapılan analizlerde, cesedin Yalova’da 2004 yılında kayıp olarak aranan Gülcan Yazıcı’ya ait olabileceği değerlendirildi.

Bu kapsamda Gülcan Yazıcı’nın kızı Sultan Orta’dan DNA örneği alındı. Bafra Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla buluntu cesetten elde edilen DNA profili ile kızından alınan biyolojik örnekler karşılaştırıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda, kimliği meçhul cesedin DNA profili ile SO kodlu kişinin DNA profili karşılaştırıldı. Raporda, kimliği meçhul şahsın yüzde 99,99 ihtimalle SO kodlu kişinin biyolojik annesi olabileceği tespit edildi. Böylece 2006 yılında Ozan Çayı’nda bulunan kadın cesedinin, kayıp olarak aranan Gülcan Yazıcı’ya ait olabileceği yönündeki değerlendirme DNA raporuyla güçlendi.

17 Kasım 2005’te kızının doğum günü için Bafra’ya gelmiş

Dosyada yer alan araştırma ve analiz tutanağına göre, Gülcan Yazıcı’nın 17 Kasım 2005’te kızının doğum günü için Bafra’ya geldiği, çocukları Sultan ve Selim’i ziyaret ettiği, bir süre sonra köyden ayrıldığı, kızına bir telefon numarası verdiği ve daha sonra kendisinden bir daha haber alınamadığı belirtildi.

JASAT ekiplerinin yaptığı çalışmada, Ozan Mahallesi ile Boğazkaya ve Darboğaz Mahallelerinin birbirine yakın olduğu, Gülcan Yazıcı’nın son görüldüğü yer ile cesedin bulunduğu bölge arasında bağlantı kurulduğu ifade edildi.

Soruşturma kapsamında, dosyada adı geçen N.Y., B.A. ve O.O. isimli şahısların “olası şüpheli” olarak değerlendirildiği, bu kişilerin ikametlerinde arama yapılması ve eş zamanlı olarak gözaltına alınmaları için işlem başlatıldığı öğrenildi.

Zanlılar Bafra Adliyesi’nde

Savcılığın talimatı doğrultusunda, şüphelilerin adreslerinde 2 Haziran günü saat 07.00 ile 12.00 arasında yapılan aramalar sonucunda 3 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan şahıslar, geniş güvenlik önlemleri altında Bafra Adliyesi’ne sevk edildi.

Yaklaşık 20 yıldır faili meçhul olarak kalan cinayet dosyasında, DNA raporları ve JASAT ekiplerinin yürüttüğü çalışmalarla önemli delillere ulaşıldığı belirtilirken, soruşturmanın çok yönlü olarak sürdürüldüğü öğrenildi.

Bizi sosyal medyadan takip edin