On bir ayın sultanı, Mübarek Şehr-i Ramazan’ı hayırlısıyla uğurladık İslam Âlemi olarak. Allah kabul etsin tuttuğumuz oruçlarımızı, bu aya özgü, kıldığımız teravihlerimizi, samimi dualarımızı ve niyetlerimizi, içten yardımlarımızı ve paylaşımlarımızı.
Pek tabii Ramazan ayında uhrevi bir atmosfer karşılıyor bizi ve dünyamızı. Maddi-manevi bir rayiha kaplıyor evimizi ve ruhumuzu. Belli şeylerden ‘Allah rızası için’ uzak kalmaktayız. Belki de bu uzaklığı dengelemek için başka şeylere yakınlaşıyoruzdur, demek de içimden geliveriyor dostlar.
En çok da çaydan uzak kalışımız etkiliyor bizi. İftarsonrası ve sahurda da çay içiliyor desem doğrudur. Eskiden sorsaydınız “marka” nedir diye; size çayvâri bir cevap verirdim lakin korkarım; şimdi, mahallenin çaycısına o içtiğimiz çay kadar verilen markalar ilk akla gelmiyor günümüzde.Belki de çay karşılığı verilen o markalar artık kullanılmayıp tedavülden kaldırılmış bile olabilir.
Çağımızda,marka deyince kurumsal, zengin kimlikler aklımıza geliyor artık.Mübarek on bir ayın sultanında, ekran-ı Ramazaniye’de en çok neleri temaşa ediyoruz bir hatırlayalım. Çoğunlukla banka ve pek tabi yiyecek ve içecek ürünleri reklamları karşımızda. Aslında ‘karşımızda’ demek pek doğru bir tabir değil; onlar yanı başımızdalar. İftarda ve sahurda soframızda, bankalardaki paramızda, üstümüzdeki elbisede, giydiğimiz ayakkabılarımızda, evimizdeki mutfağımızda, rahat yatağımızda, taktığımız saatte, evde ve gündelik hayatta kullandığımız her türlü siyah ya da beyaz elektronik eşyamızdalar.
Şu dönemde hazır neler kullanıyorsak onlar onların herhangi bir köşesinde ya da en görünen yerindeler bu işaretler. Evet, efendim; “marka” özelinde, markanın şiarından yabancı deyişle “logo”sundan bahsediyorum.
Reklam sektörüne pek uzak olmayan bir kardeşiniz olarak, yine bu sektörde çok dolaşan ve klişe bir soruyla muhabbetimize devam edelim isterseniz. “Bir markanın en iyi yapılmış reklamı nedir?”
Türlü ya da değişik cevaplar gelebilir sizlerden. Hadi ben de cevaplayayım. En iyi reklam: Markanın ürünü üzerindeki logosudur elbette saygıdeğer dostlar. Bu durumu kullanan ya da istismar eden uyanıklar da pek az sayılmaz tabii ki. “Çakma” lafı da belki de buradan türemiş olabilir. Sonuçta fason bir ürüne global bir markanın logosunu iliştiripinsanlara “bu ürünler birebir o ürünün benzeridir” diyerek insanları bir şekilde ikna edip onları “Bakın ben marka ürün kullanıyorum” çakma mutluluğuna kavuşturuyorlar.
Aslında marka tutkunluğunun güzel örnekleri yok mu, tabii ki var. Bir tasarım harikası olan, bizim ülkemizde “kaplumbağa araba” diye nam salıp ünlenmiş şirin taşıtın sevenleri öncülüğünde düzenlenen “VoswosçularGünü” temalı buluşmalar bu kenetlenmenin iyi bir sonucudur diyebiliriz. Bu markadan başka benzeri bir markayla bütünleşme örneği şu an bu yazıyı yazarken aklıma gelmiyor maalesef.
Aklıma takılansa soruysa şu: Büyük küresel markalar, yerlive milli olmadıkları halde, mübarek Ramazan’dave tabii bayramlarımızda bizlerle nasıl daha çok “markadaş” oluveriyorlar?

