SALLY ROONEY VE SANATIN VİCDANI
Sally Rooney'nin gelirlerini Filistin yanlısı bir gruba aktarma kararı nedeniyle kitaplarının Birleşik Krallık'taki dağıtımı durduruldu. Bu gelişme, ifade özgürlüğü, sanatsal bağımsızlık ve protesto ile terörizm kavramları etrafında geniş bir tartışma başlattı.
Sanat Tarihi Ajandası | Esra Oğuzkağan Özkan
Bir kitabı raflardan çekebilirsiniz. Bir yazarın gelirini kesebilirsiniz. Bir tablonun önüne açıklama metni koyabilir, bir heykelin üzerini örtebilir, bir şarkının sesini kısabilirsiniz. Peki, sanatçının söylediği sözü susturabilir misiniz? Daha önemlisi, susturduğunuzda o sözün yankısını da ortadan kaldırabilir misiniz?
İrlandalı yazar Sally Rooney'nin kitaplarının Birleşik Krallık'taki dağıtımının durdurulması, tam da bu soruların etrafında düşünmemiz gereken bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Rooney'nin eserlerinden elde ettiği gelirleri Filistin yanlısı doğrudan eylem grubu Palestine Action'a aktarma kararını sürdürmesi üzerine İngiliz yayınevi Faber & Faber, mevcut mevzuat nedeniyle yazara telif ödemesi yapamayacağını belirterek kitapların ülkedeki dağıtımını durdurdu. Karar, Rooney'nin de onayıyla alındı.
Üstelik mesele yalnızca bir yazarla yayınevi arasındaki ticari ilişki değil. 300'den fazla yazar, çizer, şair ve yayıncılık çalışanı Rooney ve yayıneviyle dayanışma amacıyla hazırlanan açık mektuba imza attı. Mektupta, protesto ile terörizm kavramlarının birbirine karıştırılmasına ve bir yazarın siyasi tutumu nedeniyle eserlerinin dolaşımının engellenmesine karşı çıkıldı.
Burada bir ayrımın altını çizmek gerekiyor: Palestine Action, İngiliz hükümeti tarafından terör örgütü olarak yasaklanmış bir yapı. Grubun eylemleri ve yasak kararının hukuki dayanakları tartışmanın ayrı bir boyutunu oluşturuyor. Ancak bir grubun hukuki statüsüne ilişkin tartışma ile bir yazarın ifade özgürlüğü, eserlerinin dolaşımı ve sanatsal bağımsızlığı meselesi birbirinden bağımsız düşünülemez.
Çünkü sanat, yalnızca güzel olanı üretmek değildir. Bazen rahatsız etmek, bazen itiraz etmek, bazen de çoğunluğun bakmak istemediği bir yere bakmaya devam etmektir.
Normal insanlar, normal olmayan sorular
Sally Rooney'yi yalnızca kitapları raflardan çekilen bir yazar olarak tanımlamak, onun edebiyatını eksik okumak olur. Rooney, özellikle Normal İnsanlar (Normal People) adlı romanıyla, çağdaş insanın duygusal dünyasındaki sınıf farklılıklarını, güç ilişkilerini, aidiyet arayışını ve iletişimsizlik hâllerini görünür kıldı.
Romanın televizyon uyarlaması, Connell ve Marianne arasındaki ilişkiyi yalnızca bir aşk hikâyesi olarak değil, insanların birbirlerine yaklaşırken bile nasıl uzaklaşabildiğini gösteren bir anlatı olarak ekrana taşıdı. Burada karakterlerin söyleyemedikleri, söylediklerinden daha fazla şey anlatır. Sınıfsal konumları, çevrelerinin beklentileri ve kendi iç dünyaları, ilişkilerinin görünmez duvarlarını örer.
Rooney'nin anlatısında birey, toplumdan bağımsız değildir. İnsanların seçimlerini yalnızca kişisel arzuları değil, içinde yaşadıkları düzen de biçimlendirir. Bu nedenle Normal İnsanlar, adına rağmen son derece politik bir soruyu gündeme getirir: Normal dediğimiz şey kimin belirlediği bir ölçüdür?
Bir toplumda kabul gören, sessiz kalması beklenen ya da itiraz ettiğinde bedel ödemesi istenen kişi, ne zaman kendi sesini duyurabilir?
Bugün Rooney'nin yaşadığı tartışma, romanlarındaki bu soruları başka bir düzleme taşıyor. Edebiyatında insanların görünmeyen sınırlarını anlatan yazar, şimdi kendi sözünün ve eserlerinin dolaşımına çizilen sınırlarla karşı karşıya.
Burada bir çelişki değil, edebiyatın yaşamla kurduğu ilişkinin devamını görüyorum. Bir yazarın kurmaca dünyasında sorguladığı güç ilişkileri, kimi zaman kendi gerçekliğinin de parçası haline gelebilir.
Sanatın tarihi, iktidarın tarihi midir?
Yüzyıllar öncesine gidelim. 1434 tarihli bir tabloya, Jan van Eyck'ın Arnolfini Portresine bakalım.
Bugün Londra'daki National Gallery koleksiyonunda bulunan bu eser, kuzey Rönesans’ın en dikkat çekici resimleri arasında yer alıyor. İlk bakışta zengin bir iç mekanda duran bir erkek ve kadın görüyoruz. Ancak resmin içine biraz daha dikkatle baktığımızda yalnızca iki figürle değil; servet, toplumsal statü, evlilik, inanç, temsil, ölüm ve tanıklık meseleleriyle karşılaşıyoruz.
Kadının kumaşı dökümlü, kürkle süslenmiş giysisi, erkeğin gösterişli kıyafeti, odadaki avize, meyveler, halı ve mobilyalar dönemin ekonomik gücüne ve tüketim kültürüne ilişkin ipuçları sunuyor. Resimdeki her nesne, yalnızca dekoratif bir ayrıntı değil; toplumsal konumun da bir işareti.
Ancak eserin en çarpıcı ayrıntısı arka duvardaki dışbükey ayna.
Ayna, odanın perspektifini genişletirken izleyicinin ilk bakışta göremediği iki figürü de yansıtıyor. Aynanın üzerindeki Latince imza ise “Johannes de eyck fuit hic. 1434” ifadesini taşıyor: “Jan van Eyck buradaydı. 1434.”
Bu söz, ressamın yalnızca eseri yapan kişi olmadığını, aynı zamanda sahneye tanıklığını da kaydettiğini düşündürüyor. Üstelik resmin neyi temsil ettiği konusunda sanat tarihçileri arasında farklı yorumlar bulunuyor. Bir evlilik töreni, hukuki bir sözleşmenin görsel kaydı veya kadının ölümüne ilişkin bir hatıra olduğu yönündeki yorumlar, bugün kesinleşmiş bir açıklama olarak kabul edilmiyor. National Gallery'nin katalog değerlendirmesi de tablonun basitçe gerçek bir odanın birebir kaydı sayılamayacağını, sanatçının gerçekliği estetik amaçlarla yeniden kurduğunu vurguluyor.
İşte tam bu noktada sanat tarihinin bize öğrettiği önemli bir gerçek ortaya çıkıyor: Bir eser, kendi döneminin güç ilişkilerini yansıtırken aynı zamanda onları sorgulamamıza da imkan tanıyabilir.
Arnolfini Portresi'nde aynanın içine yerleştirilen tanıklar, resmin görünür dünyasının dışında kalanları görünür kılar. İzleyici, yalnızca kendisine sunulan sahneyle yetinmez; sahnenin gerisinde ne olduğunu da merak eder.
Sanatın gücü biraz da buradadır. Bize gösterilenle yetinmemeyi öğretir.
Görünmeyeni görünür kılmak
Jan van Eyck'ın tablosuyla Sally Rooney'nin kitaplarını aynı tarihsel koşullarda değerlendirmek elbette mümkün değil. Biri 15. yüzyılın ticaret, inanç ve toplumsal statü dünyasında üretilmiş bir resim; diğeri günümüzün yayıncılık, siyaset ve ifade özgürlüğü tartışmaları içinde dolaşıma giren edebi eserler.
Fakat aralarında düşünsel bir bağ kurabiliriz: Her ikisi de görünür olanın ardındaki yapıyı sorgulamamıza neden oluyor.
Arnolfini Portresi'nde aynanın yansıttığı figürler, sahnenin dışında kalan bir dünyayı resmin içine taşır. Rooney'nin edebiyatı ise bireysel ilişkilerin içine yerleşmiş sınıf, iktidar ve toplumsal normları görünür kılar. Bugün kendi eserlerinin dağıtımı üzerinden yaşanan tartışma da sanatın yalnızca estetik bir nesne olmadığını, siyasi ve ekonomik düzenlerle ilişki içinde bulunduğunu hatırlatıyor.
Burada asıl soru, sanatçının her siyasi tercihinin doğru olup olmadığı değildir. Sanatçılar da diğer insanlar gibi eleştirilebilir, kararları tartışılabilir ve savundukları görüşlere karşı çıkılabilir. Üstelik ifade özgürlüğü, yalnızca bize yakın düşüncelerin ifade edilmesi hakkı değildir.
Asıl mesele, siyasi bir tutum nedeniyle bir eserin dolaşımının hangi koşullarda sınırlandırılabileceği ve bunun kültürel hayata nasıl yansıyacağıdır.
Bir kitabı okumadan mahkum etmekle, bir tabloyu yalnızca ilk bakışta gördüğümüzden ibaret sanmak arasında büyük bir mesafe yoktur. Her ikisinde de anlamın katmanlarına ulaşmadan hüküm vermek söz konusudur.
Sanatçı eserinden ibaret midir?
Sanat tarihi boyunca sanatçılar, eserlerini ürettikleri toplumların inançlarından, ekonomik ilişkilerinden, siyasi iklimlerinden ve kişisel deneyimlerinden bağımsız olmadılar. Kimi sarayların, dini otoritelerin ve zengin tüccarların siparişleriyle çalıştı; kimi iktidarın eleştirmeni oldu; kimi de kendi döneminde anlaşılmadı, dışlandı ya da eserleri yasaklandı.
Ancak bir eserin anlamı, sanatçısının kişisel tutumuna indirgenemez. Eser, üretildiği andan itibaren sanatçının niyetini aşan bir yaşam kurar. Okurun, izleyicinin ve toplumun yorumlarıyla yeni anlamlar kazanır.
Bu nedenle Rooney'nin kitaplarının dağıtımının durdurulması, yalnızca yazarın gelirleriyle ilgili bir mesele değildir. Aynı zamanda okurun bir metne erişimi, yayınevinin sorumluluğu ve kültürel alanın sınırları üzerine de bir tartışmadır.
Bir kitabın raflarda bulunması, herkesin onunla aynı fikirde olması anlamına gelmez. Tam tersine, bir toplumun düşünsel zenginliği, farklı fikirlerin okunabildiği, eleştirilebildiği ve tartışılabildiği alanların varlığıyla ölçülür.
Sanatçıya katılmamak başka şeydir; onun eserinin dolaşımını engellemenin sonuçlarını sorgulamak başka.
Aynaya bakmaya cesaret etmek
Arnolfini Portresi bugün hala bizi kendisine çekiyorsa yalnızca kumaşların dokusunu, aynanın ayrıntılarını ya da ışığın yüzeylerdeki etkisini ustalıkla resmettiği için değil. Bizi bakmaya, ayrıntıları çözmeye ve görünenin ardındaki anlamı aramaya çağırdığı için.
Sally Rooney'nin Normal İnsanlar romanı ve onun televizyon uyarlaması da bireylerin hayatlarına sinmiş görünmez sınırları düşünmeye davet ediyor. Şimdi yazarın kitapları etrafında gelişen tartışma, aynı soruyu edebiyatın dışına taşıyor: İnsanların neyi okuyabileceği, sanatçıların ne söyleyebileceği ve bir düşüncenin hangi koşullarda kamusal alanda kalabileceği konusunda sınırlar nerede çizilmeli?
300'den fazla yazarın Rooney'ye destek vermesi, bu sorunun tek bir kişinin meselesi olarak görülmediğini gösteriyor. Bu dayanışma, Rooney'nin her görüşünü benimsemek zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor. Fakat sanatın ve edebiyatın geleceği açısından ifade özgürlüğünü tartışmaya değer bulduğumuz anlamına geliyor.
Çünkü sanat tarihi bize şunu öğretiyor: Eserlerin değeri, yalnızca yapıldıkları dönemde ne kadar kabul gördükleriyle ölçülmez. Bazen bir tablonun aynasında, bazen bir romanın satır aralarında, bazen de bir kitabın boş kalan rafında kendi zamanımızı görürüz.
Ve belki de asıl mesele şudur: Sanatı susturmaya çalıştığımızda, yalnızca sanatçıya değil, kendimize yöneltebileceğimiz sorulara da kapıyı kapatmış olur muyuz?
Sanat Tarihi Ajandası'nda bazen bir tablonun karşısında durur, bazen bir romanın sayfalarını çeviririz. Çünkü sanat, yalnızca geçmişi anlatmaz; bugün nasıl yaşadığımızı ve yarına ne bırakacağımızı da sorgulatır.
Resmi İlanlar
Tüm İlanlarYorumlar
Henüz yorum yok.
İlk yorumu sen yaz, tartışmayı başlat.

