Reklam
Reklam
Bölgenin Sesi Gazetesi Avatarı
Bölgenin Sesi Gazetesi tarafından
19 Şubat, 2023 13:51 tarihinde yayınlandı
0

“SUSADIM”, “KANDIM”

Şu günlerde, tüm ülke halkında, ortak hakim bir duygu oluştu. Asrın felaketine maruz kalmak, şüphesiz moralimizi fena bozdu. Bunu da atlatacağımızdan emin olsak ta, ateş düştüğü yeri yaktı, yakıyor.

Göçük altından kurtarılan her bir birey, en büyük sevincimiz oldu. Bundan böyle, kurtarılanların, silinemeyecek görüntüleri, hafızalarımızda bizimle birlikte olacak.

Enkazdan, açık havaya ulaştığı ilk anda, doğal olarak insanlar su istedi. Günler boyu süren susuzlukla, cebelleşmek zorunda kalmanın neticesinde, SU kelimesi döküldü dudaklardan .
Böyle uzun süren susuzlukta, kan hacmi azalır. Böbreklerin, kalbin ve akciğerin çalışması zorlaşır.

“Kan”ı kısaca; vücudumuzdaki her bir hücreye besin ögeleri ve oksijen ileten, iletilen besin öğelerinin hücrelerce yakılması ve dönüştürülmesi esnasında oluşan atık maddeleri, vücuttan uzaklaştırmak için ilgili organa taşıyan, canlı sıvı olarak tanımlayabilirim.

Kanın içeriğini, görevini hatta önemini anlatacak değilim. Bunları hemen herkes iyi kötü biliyor. Ben sözcük olarak kan’dan bahsetmek istiyorum. Kan kelimesi bir durum belirlemede öyle çok kullanılmış ki. “Dişe diş kana kan,” “Kanı bozuk,” “Kansız,” “Kanı çekmek,” “Kanı uyuşmak,” “Kanmak,” “Kandırılmak,” “Kanına girmek,” “Kanı kaynamak,” “Kanına susamak,” “Kan kardeşi,” “Kanıksamak, “Kan ağlamak,”… Bunlar hemen ilk aklıma gelenler.

Kanmak kelimesi, bize geçmişle ilgili önemli bilgiler veriyor olabilir. Bu sözcük İki anlamda kullanılıyor. Birisi; aldatıldım, boş yere inandım. İkincisi susamıştım, yeterli suyu içtim, susuzluğum geçti.

Bugünki konumuzu, ikincisi teşkil ediyor. Kanın vücuttaki öneminin ve bileşenlerinin bilinirliği ne kadar eskiye gidiyor, tam olarak bilemeyiz. Kandım, kelimesinin kullanımı ne kadar eskiye dayanıyor bunu da bilemeyiz. Bilinenlere gelirsek; kanın içindeki bazı madensel maddeler sodyum (Na), potasyum (K), kalsiyum (Ca) gibi olması gerektiği değerin birazcık üstüne çıktığında yahutta altına indiğinde susama duygusunun oluşması. Su içince, kana karışan su, kanı dilüe (sulandırdığı) ettiği için, normalin üstüne çıkan değerleri normale çekmiş oluyor. Böylece susama duygusu geçiyor. Kandaki su miktarı artıyor, otomatik olarak kan miktarı da artıyor. Tuhafıma giden tam da işte bu!

Yüzyıllar evvel atalarımız kanımızda bu madenlerin olduğunu biliyor muydu? Bunların (Na, K, Ca) yüksekliğinin susamaya neden olduğunu, suyu içince normal değere geldiklerini, ve susama duygumuzun geçtiğini biliyorlar mıydı ki, yeterli su içtim anlamında “SUDUM”değilde “KANDIM” kelimesini kullandılar.

Düşününce bazı şeyleri çıkarımsamak zor değil elbette . Sonuçta, yemek yedikten sonra susuzluk hissi çoğalır, açken pek olmaz. Tuz tüketimi ile orantılı olarak da susarız. Yine de, susuzluk hissi ile kandaki dengelerin alakalı olduğu bilinmeli ki kandım denebilsin. Kandım; su içince kanlandım , kanım çoğaldı, koyu olan kanım normal kıvamına geldi, suya doydum.

Başka dillerde de kandım kelimesi var mıdır, bilmiyorum, ama sanmıyorum da… Eğer ki yoksa, buradan hareketle eski Türklerin tıpta önemli bilgilere sahip olduğunu iddia edebilir miyiz? Birde, gözle ilgili konu var. Son yıllarda; gözünde yeterli göz yaşı olmayan bazı kuru göz hastalarına, kendi kanlarından göz damlası yapılıyor. Kuru göz hastalığı zaman içinde körlüğe kadar giden bir tablo oluşturabiliyor. Dede Korkut masallarında ise; kör bir kişiye, kanlı bir mendil gözlerine sürdürülerek görmesi sağlanılıyor. Enteresan değil mi?

Masallar ve kelimeler, bize geçmişle ilgili güzel bilgiler verebilir. İncelemek ve araştırmak lazım. Dil bilimcilerin işi ne kadar da önemliymiş!

SU hayattır. Fidan diktiğimizde, ilk verdiğimiz suya can suyu dememiz kuşkusuz boşuna değil. Canlılığın olmazsa olmazı su. Mikroorganizmalar bile su bulamayınca yaşayamıyorlar. Bu nedenle, atalarımız, gıdaları bozulmadan saklayabilmek için kurutmuşlar. Kuru havalı bölgelerde yaşayan insanlar, üst solunum yolu hastalıklarına çok yakalanmaz. Bu yüzden, rakımı yüksek nemsiz yerlerde yaşayanlar, sağlık açısından daha şanslıdırlar.

İnsan vücudu susuzluğa ne kadar dayanabilir. Bu depremde gördük ki, bildiğimizden daha fazlaymış şükür olsun. Teorik bilgiler pratiğe her zaman uyumlu olmuyor. Olmuyor çünki Allahın hikmeti var.

Sağlam binalarda olduğunu bilerek deprem yaşayan bir ülke olmaya nasıl SUSADIK ? Şu an ülkemizde herkes binasına gevenemiyor. Kanamıyoruz bir türlü !

Sevgilerimle

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorumlar

  1. Güler Çizmeci

    Sağlığımızla ilgili konuları, tarihimizle ve aktüel sorunlarımızla harmanlamak, yazılarınıza ayrı bir özellik ve güzellik katıyor, teşekkürler…

Yeni yorumlara kapalı.