Dünyamız mavi gezegen olarak tanımlanıyor. Maviliğinin nedeni, barındırdığı suya bağlanılıyor. Gerçekteyse, atmosferindeki ozondur asıl sebep. Gökyüzünün maviliği suya yansır.
İnsan için dünyayı gezmek, dolaşmak en haz verici eylemlerden olmuş. Dünyanın yuvarlak olduğu tespit edilince, okyanuslarda giden gemilerin dünyanın aşağı tarafına ( kuzey yarım küreden güney yarım küreye) geçtiklerinde düşeceği sanılırmış. Bu nedenle olsa gerek, uzak diyarlara gemi seyehatleri yapılamamış.
Uzun yol seyehatleri, beni çok etkiler. İçinde bulunduğum taşıtın penceresinden, yeryüzünü seyretmek, yolculuğumun en büyük zevki olur. Yemyeşil çayırlar, ormanlar, kahverengi çıplak tepeler, gece gündüz sıcaklık farkı nedeniyle çatır çatır çatlamış heyula kayalar, bazen bulanık bazen şeffaf göller, köpüre köpüre akan nehirler, sakin aheste dereler, kimi zaman havada uçan kartallar, leylekler, kıpkırmızı gelincik, sapsarı buğday, mor lavanta tarlaları geçer gözümüzün önünden. En çok treni severim, çünki en büyük pencere ondadır. Çoğunluk, hiç bitmese bu yolculuk duygusuyla dolar ruhum.
Çatırdamış heybetli kayalar, Hakkari’deydi. Doksanbirde, körfez savaşında, Türkiyeye gelen peşmergeler için, geçici görevle gitmiştim. Doğası müthişti. Yalçın kayalıklar tamda burada vardı. Tabii birde zap suyu. Giderkende, dönerkende bol bol Van gölünü seyretme imkanım oldu. Yaklaşık iki yıl sonra Salda gölünü de görebildim. Her ikiside sodalı göllerden. İkisine de hayran kalınılıyor. Berraklıkları ile efsane onlar. Kıyılarındaki taşlar beyazlaşmış durumda olduğu için, parlayan bir sahilde, parıldayan saydam turkuvaz bir derya. Böyle bir görselin oluşumu sodanın marifeti olsa gerek.
Toprağın renginin, ne çok değişkenlik gösterdiğinin ayırdına, bu yolculuklarda vardım. Beyazdan başlayıp sarıya ,açık kahverenginden koyu kahverengiye hatta bazı yerlerde kırmızımsı kahverengiye, son olarak ta siyaha dönen bir renk skalası var toprağın. Bu renk farklılıklarını gözlemlemek, her seferinde muhteşem bir görsel şölene dönüşür. Bir renkten öbürüne geçiş bazen pek ani ve sert olur. Toprağı böyle izlerken ; renk farklılıklarının aynısının insan teni içinde geçerli olduğunu farkettim. Bu durum, insanın topraktan yaratıldığının ispatı için, bir mesaj olabilir mi ?
Bir başka zaman, gözümüzün renkleri dikkatimi çekti. Kahverengi, yeşil, mavi , ela ve her bir rengin farklı farklı tonları gözümüzün irisinde. Gözümüzdeki bu renkler, doğanın da temel renkleri. Yeşil ağaçlar ve çimenler, mavi gökyüzü ve denizler, kahverengi toprak ve ağaç gövdeleri. Peki ya kapkara göz bebeği pupilla ?O neyin rengini temsi ediyor olabilir ? Evrendeki kara madde ve kara enerjiyi olabilir mi ? Dünyayı ve evreni gören, seyreden organımız göz, bunların renkleriyle mi bezenmiş ?
Kırmızı nedir o halde. O neremizde ? O içimizde, damarlarımızdaki kanımızda. Neden içimizde, öyle gizli gibi ? Dünyadaki demirin büyük bölümünün de içeride olmasından olabilir mi? Kanımıza kırmızı rengi veren hemdir. Hem demirden oluşur. Demirse dünyanın içinde, çekirdeğinde bulunur.
Saçlarımızda değişik renklerde . Siyah kahverengi, kızıl ve sarı. Bütün bu renkler yaşlanmayla beraber beyazlaşıyor. Kış mevsiminin karı, kutupların buzulları saçlara geliyor !
Bu kadar renkli bir yaşamın içerisinde, rengarenk doğan insan, renklerden ilham alarak, yaşantısına, her alanda yön verebilir diyorum.
Sevgilerimle,
Sevgi özgürlüğün çocuğudur.
