Bölgenin Sesi Gazetesi tarafından
17 Ocak, 2023 11:37 tarihinde yayınlandı
A+ A-

ASKILIK VE SAAT

Bir mekâna dâhil olmak istediğimizde göze çarpan unsurları hatırlayarak başlayalım isterseniz bu hasbihalimize. İlk önce bir kapı karşılar bizi. Zil varsa zili çalarız misafir gibi. Zilleri zır zır çalanlar genelde evin ahalisindendirler. Konuklar zili daha nazik çalmaya meyillidirler. Maksat “biz geldik” kapıdayız demektir. Zil yoksa kapıyı, ya orta parmağımızın yumruk yapılmış kısmıyla ya da kapı tokmağı varsa onu kapıya hafif şekilde vurarak çalarız. Ayakla kapı tekmelemek yine evin bireylerine özgü bir atraksiyondur. Mekâna göre değişir ama kapı açıldıktan sonra genelde bir antreyle karşılaşırız. Ev sahibi dostumuz, hemen palto, ceket gibi yükte ağır giysileri ya da elimizdeki ikramlık olarak aldığımız hediyeleri, ince bir görev şuuruyla bizden kurtarmak jestinde bulunurlar. Her evin misafir odası olarak kullanılan bir özel bölümü vardır. Misafir gelince ısıtılan bir ortamdır genelde burası ya da salon diyelim. Oturma odası diye de adlandırılabilir. Burada belki ilk dikkat çeken objeler arasında; oturulacak bir koltuk, vakti öğrenebileceğimiz bir saat yer alır duvarda asılı. Sonrasında evin kokusunu burnumuz hisseder. Akabinde evin metre karesi hesabına gireriz. Kaç oda var, tuvalet-banyo nerede, ev kaç artı bir, balkon küçük mü büyük mü, mutfakta acaba pişen neler var gibi. Umumi bir mekâna (cami, hastane, devlet dairesi, kütüphane, toplantı, yemek veya düğün salonu vb.) misafir olmuşsak eğer, kapı sadece koruma amaçlı yapıldığından, paldır güldür girebiliriz ortama. İlk iş olarak yorgunluğumuzu atabileceğimiz oturacak bir yer kollarız. Genelde sınırlı sayıda olsa da birkaç kişilik yer bulunur. Sonra susadığımızı hisseder, bir yudum su veren yok mudur, diye hayıflanırız. Bu özel yerlerin kendine has koku enerjileri olduğunu da rahatlıkla hissederiz. Bir müddet sonra, orada sürece çok kalacaksak eğer palto, ceket gibi yüklerden kurtulmak isteriz. Genelde buralarda, elbiseleri asabileceğimiz askılık ya hiç yoktur ya da çok uzakta bir yerdedir. O yüzden sandalye ya da koltuğu ya da uygun boş bir yeri kullanmak en mantıklısıdır. Süre bir saati geçmişse; ya namaz kılmak için abdest ihtiyacı ya da tuvalet ihtiyacı hâsıl olur insanlarda. Lavabonun yolunu ararız ve kollarımızı ve pantolon paçalarımızı sıvar konuma gelebilmek için yine askılık benzeri bir aparat ararız. O anda en büyük ihtiyaç askılıktır. Bu maddi ve manevi ihtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra mekândan uygun zamanda ayrılma vaktini hesap edebilmek için yine duvarlarda bir yerlerde bir zaman ölçer aramaya teşebbüs ederiz. Yine saat ya hiç yoktur ya da çok uzakta bir yerlerde asılı duruyordur. Sevgili dostlar, hatırlatacak olursanız: İnsan saat kullanabilir diye. Ben de “Âlâ” derim ama hiçbirimiz askılık taşımıyoruz maalesef. Bir de yukarıda da canlandırmaya çalıştığım gibi, bu iki aksesuarın (askılık ve saat) yokluğundan daha da kötü bir durum var sizlere sezdirmeye çalıştığım: O da: Bu iki unsurun artık hizmet vermemesi: Saatin günde iki defa doğruyu göstermesi ki, bu hiçbir işimize yaramaz; askılığın da kırık gönüllü davranması. Satılmış Ümit ÇETİNKAYA Eğitimci-Yazar Ocak 2023 Kastamonu/Ağlı Instagram: umidinizz  

Bizi sosyal medyadan takip edin
blank
İhlas Haber Ajansı tarafından
19 Mayıs, 2025 11:37 tarihinde yayınlandı
A+ A-

Çölyak hastalarının vazgeçilmezi karabuğday toprakla buluştu

Kastamonu’nun İhsangazi ilçesinde 5 yıl evvel denemek maksadıyla ekilen karabuğday, atıl topraklarda çiftçilerin gelir kapısına döndü. Çölyak hastalarından ağır ilgi gören karabuğday bu yıl da toprakla buluşturuldu.
Kastamonu’nun İhsangazi ilçesinde atıl vaziyetteki tarım topraklarına 5 yıl evvel denemek hedefiyle atıl yerlerde ekilen karabuğday, çölyak hastalarından gelen taleple çiftçilerin vazgeçilmezi oldu. İlçede çiftçilik yapan Ciğerci ailesi, denemek için yetiştirmeye başladıkları karabuğdayı bu yıl da toprakla buluşturdu. Glüten içermemesiyle dikkat çeken karabuğday, hasat edildikten sonra çiftçiler tarafından katma bedelli eserlere dönüştürülerek Türkiye’nin dört bir yanına gönderiliyor.
Karabuğdayın Temmuz ya da Ağustos ayında hasat edilmesi bekleniyor.

"Çölyak hastalarından ağır ilgili gördüğü için kıymetli bir ürün"
Yetiştirdikleri esere çölyak hastalarının ağır talep gösterdiğini belirten genç çiftçi Yasin Ciğerci, "Bugün babamla karabuğdayı toprakla buluşturduk. Allah bugünleri de nasip etti. 5 yıl evvel birinci karabuğdayı toprakla buluşturduğumuzda ‘acaba olur mu’ demiştik. Allah nasip etti, 5 yıldır ekmeye devam ediyoruz ve Türkiye iktisadına katkı sağlıyoruz. Zira buğdaydan sonra en çok iktisada eser sağlayan hububat karabuğdaydır. Bunun üretimini yaptıktan sonra da işleyerek unuyla çeşitli eserler yapıyoruz. Bilhassa çölyak hastalarından ağır ilgili gördüğü için değerli bir eser. Çölyak hastaları bu eseri bize çok soruyor" dedi.

"5 yıldır bunu ekiyoruz ve düzgün randıman alıyoruz
Karabuğdayın randımanından şad olduklarını tabir eden baba Sebahattin Ciğerci ise "Bugün karabuğdayı ekmekteyiz. Karabuğdayın ununu, eriştesini, makarnasını yapıyoruz. Tıpkı vakitte karabuğday unu çölyak hastalarına uygun gelmektedir. Gluten oranı sıfırdır. Bunu da üreterek Türk iktisadına katkı sağlamaya çalışıyoruz. Yaklaşık 5 yıldır bunu ekiyoruz ve âlâ randıman alıyoruz" diye konuştu.

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.