Reklam
Reklam
56
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

İlmi Sima, Yani Fizyonomi Neden Halk Arasında “Fal” Olarak Biliniyor?

İnsan yüzü, elleri, bedeni ve uzuvları tarih boyunca insanoğlunun merak ettiği konuların başında geldi. Bir insanın yüz hatlarından, el çizgilerinden ya da beden özelliklerinden karakteri ve hayatıyla ilgili çıkarımlar yapılabileceği düşüncesi, farklı kültürlerde yüzyıllardır varlığını sürdürüyor.

Halk arasında zaman zaman “fal” olarak nitelendirilen bu yaklaşımın, aslında fizyonomi yani ilmi sima ile aynı şey olup olmadığı ise üzerinde durulması gereken önemli bir konu.

İlmi sima veya fizyonomi; insanın yüz, el, beden ve çeşitli uzuvlarının görünümünden hareketle karakter, davranış ve kişilik özellikleri hakkında değerlendirmeler yapılabileceği yönündeki geleneksel anlayıştır. Bu alan, tarih boyunca farklı toplumlarda farklı şekillerde ele alınmış; ancak modern bilim açısından fizyonominin kişilik veya kaderi yüz hatlarından kesin biçimde belirleyebildiği kabul edilmiş bir bilim dalı olmadığını da belirtmek gerekir.

Peki neden fal ile karıştırılıyor?

Bunun en önemli nedeni, insanların geçmişten bugüne “görünenden görünmeyeni anlama” arayışıdır.

Kahve falı, tarot, iskambil kâğıtları, fasulye, kemik veya benzeri yöntemlerle geleceğe ilişkin haber verdiğini iddia eden uygulamalar ile insanın fiziksel özelliklerinden karakter analizi yapmaya çalışan fizyonomi birbirine karıştırılabiliyor.

Özellikle dini açıdan bakıldığında, falcılık ve gaybı bildiğini iddia etme meselesi ayrı bir tartışma alanıdır. İslam inancında gayb bilgisinin Allah’a ait olduğu kabul edilir ve falcılık konusunda ciddi uyarılar bulunmaktadır.

Bu nedenle “fizyonomi” ile “fal” kavramlarının aynı şeymiş gibi değerlendirilmesi doğru değildir.

İslam kültüründe insanı ve kendini “okumak”

İslam düşüncesinde insanın kendisini, çevresini ve yaratılıştaki işaretleri düşünmesi önemli bir yere sahiptir. Kur’an-ı Kerim’de insanın konuşma organlarının yanı sıra el, ayak ve derisinin de şahitlik edeceğini bildiren ifadeler bulunur.

Bu durum, bazı yorumlarda insan bedeninin yalnızca fiziksel bir yapı olmadığı, aynı zamanda insanın kendi varlığı üzerine düşünmesine vesile olan bir “işaretler bütünü” olduğu şeklinde ele alınmıştır.

Buradan hareketle bazı geleneksel anlayışlarda insanın yüzüne, eline ve bedenine bakarak kişiliği hakkında değerlendirme yapılabileceği düşünülmüştür.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır:

Bir insanın yüzüne veya eline bakarak karakteri hakkında yorum yapmak başka, geleceği kesin olarak bildiğini iddia etmek ise bambaşka bir meseledir.

Her insanın izi neden farklı?

İnsan bedenindeki farklılıklar gerçekten de dikkat çekicidir. Bunun en bilinen örneklerinden biri parmak izleridir. Parmak izlerinin bireyler arasında büyük ölçüde benzersiz olması, insan bedenindeki biyolojik çeşitliliğin en açık örneklerinden biridir.

Fakat parmak izlerinin benzersiz olması, yüz çizgilerinden veya el çizgilerinden bir kişinin geleceğinin bilimsel olarak okunabildiğini tek başına kanıtlamaz.

İşte tam da bu noktada kavramların birbirinden ayrılması gerekiyor.

Fizyonomi bir kişinin fiziksel özelliklerinden karakterine ilişkin yorum yapma geleneğidir. El falı veya benzeri uygulamalar ise kişinin geleceği, kaderi ya da bilinmeyen olaylar hakkında bilgi verdiğini iddia eden farklı uygulamalardır.

Bu ikisini aynı başlık altında değerlendirmek, kavram karmaşasına neden olmaktadır.

Kader başka, yorum başka

İnsanların el çizgilerinde “hayat çizgisi”, “akıl çizgisi” veya benzeri adlandırmalar yapması, tarih boyunca çeşitli geleneklerin parçası olmuştur. Ancak bu çizgilerden kişinin ömrünü, geleceğini veya kaderini kesin biçimde belirlemek bilimsel olarak ortaya konmuş bir yöntem değildir.

Dolayısıyla ilmi sima ve fizyonomi üzerine konuşurken hem geleneksel ve kültürel yönü hem de modern bilimin sınırlarını birbirinden ayırmak gerekir.

Belki de asıl mesele şudur:

İnsan, önce kendisini okumayı öğrenmelidir.

Yüzümüz, ellerimiz, bedenimiz ve davranışlarımız bize kendimiz hakkında pek çok şey düşündürebilir. Fakat bunları geleceği kesin olarak haber veren bir yöntem olarak görmek ile insanı anlamaya yönelik bir gözlem ve yorum alanı olarak görmek arasında büyük fark vardır.

Fal ile fizyonominin birbirine karıştırılmasının temel nedeni de tam olarak bu sınırın zaman içerisinde bulanıklaşmasıdır.

Bu nedenle konuya ne tamamen hurafe diyerek ne de bütün iddiaları bilimsel gerçek kabul ederek yaklaşmak yerine; tarihini, dini referanslarını ve modern bilim açısından sınırlarını birlikte değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır.

İnsan gerçekten de okunması gereken büyük bir kitaptır.

Belki de “oku” emrinin en önemli muhataplarından biri de insanın bizzat kendisidir.

Bir sonraki yazımızda yeniden buluşmak dileğiyle…

Saygılarımla. İyi okumalar.

 

Yazarın Kaleminden

Tümünü Oku

Bu yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.