Zonguldak’ın Karadeniz Ereğli ilçesinde kaybolduktan 43 gün sonra cesedi toprağa gömülü halde bulunan 26 yaşındaki Dinçer Arslan’ın ölümüyle ilgili davanın ilk duruşması görüldü.
Karadeniz Ereğli Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanıklar Abdül H.B. ve İsmail Ç. savunma yaptı. İki sanık da cinayeti işlemediğini öne sürerken, olayın sorumluluğunu birbirine yükledi.
Mahkemede ifade veren Abdül H.B., olaydan yaklaşık bir hafta önce Dinçer Arslan’ın evinde kaldığını söyledi. Olay günü İsmail Ç. ile birlikte alkol aldıklarını anlatan sanık, daha sonra eşi tarafından Dinçer Arslan hakkında kendisine bazı şikayetlerde bulunulduğunu ancak konunun kapatıldığını belirtti. Ardından Dinçer Arslan’ın evine gittiklerini ve burada alkol almaya devam ettiklerini söyleyen Abdül H.B., bir süre sonra Akçakoca’ya gitme konusunda konuşulduğunu ancak Arslan’ın bunu kabul etmediğini ifade etti.
H.B. ifadesinde, evde sohbet sırasında İsmail Ç.’nin kız arkadaşının fotoğrafını gösterdiğini, Dinçer Arslan’ın ise “O sana bakmaz” şeklinde söz söylediğini öne sürdü. Bunun üzerine İsmail Ç.’nin sinirlendiğini ve Arslan’a saldırdığını iddia eden Abdül H.B., İsmail Ç.’nin önce şişeyle vurmak istediğini, ardından yere düşen Arslan’a yumruklarla saldırmaya devam ettiğini söyledi. Kendisinin sürekli ayırmaya çalıştığını savunan sanık; İsmail Ç.’nin Dinçer Arslan’ın şuuru gidene kadar vurmaya devam ettiğini öne sürdü.
Sanık Abdül H.B., daha sonra Dinçer Arslan’ın kendine geldiğini gördüklerini ve evden ayrıldıklarını anlatarak, gece boyunca uyuyamadığını, sabah olunca İsmail Ç. ve eşini de alarak yeniden eve gittiklerini söyledi. Eve girdiklerinde Dinçer Arslan’ın hayatını kaybettiğini gördüğünü ifade eden sanık; olay yerinden kaçmak istediğini ancak İsmail Ç.’nin kendisine silah çekerek tehdit ettiğini ileri sürdü. Abdül H.B., “Seni de, eşini de, çocuğunu da öldürürüm dedi. Bu yüzden korktum. Mecburen yardım etmek zorunda kaldım” dedi.
Cesedin çuvala konulması, taşınması ve gömülmesi işlemlerini İsmail Ç.’nin yaptığını öne süren sanık, kendisinin cesede dokunmadığını savundu. Dinçer Arslan’ın eşine yönelik herhangi bir sarkıntılıkta bulunmadığını da belirten Abdül H.B., “Rahmetli namuslu ve dürüst bir adamdı. Eşime yönelik herhangi bir davranışı olmadı” ifadelerini kullandı.
Duruşmada söz alan İsmail Ç. ise Abdül H.B.’nin anlattıklarının tamamının doğru olmadığını savundu. Dinçer Arslan’ı olay günü ilk kez gördüğünü belirten İsmail Ç., Abdül H.B.’nin cezaevi firarisi olduğu dönemde eşiyle birlikte yanına geldiğini ve kendisinde kalmak istediğini söyledi. Geçmişte aralarında husumet bulunduğunu ancak olaydan kısa süre önce barıştıklarını anlatan İssmail Ç., Abdül H.B.’nin yanında “Lilika” olarak bilinen uyuşturucu madde bulunduğunu ve bunu kullandığını iddia etti.
İsmail Ç. ifadesinde, olaydan bir gün sonra Abdül H.B.’nin kendisini alkol almaya çağırdığını, birlikte vakit geçirdiklerini ve daha sonra Dinçer Arslan’ın Gülüç’teki evine gittiklerini anlattı. Arslan ile ilk kez burada tanıştığını belirten İsmail Ç., bir süre sonra evde gerginlik yaşandığını ve tuvalette bulunduğu sırada sesler duyduğunu söyledi.
Sesler üzerine salona geldiğini anlatan İsmail Ç., Abdül H.B.’nin Dinçer Arslan’ı darbettiğini gördüğünü öne sürdü. Abdül H.B.’nin “Benim karıma sarktı, bunu komalık edeceğim” diyerek saldırmaya devam ettiğini iddia eden İsmail Ç., Dinçer Arslan’ın karşılık vermediğini, buna rağmen Abdül H.B.’nin yumruk ve tekmelerle saldırısını sürdürdüğünü söyledi.
İsmail Ç., Dinçer Arslan’a su verdiğini ve bir süre sonra kendine geldiğini ifade ederek, Abdül H.B.’nin daha sonra uçan tekme attığını ve yüzüne defalarca vurduğunu ileri sürdü. Olay sonrasında evden ayrıldıklarını söyleyen İsmail Ç., ertesi sabah kahvaltı sırasında Abdül H.B.’nin Dinçer Arslan’ın WhatsApp’a girmediğini söyleyerek tekrar eve gitmeyi teklif ettiğini anlattı.
Birlikte yeniden eve gittiklerini belirten sanık, diğer sanık Abdül H.B.’nin camdan içeri girdiğini, yaklaşık 20 saniye sonra kapıyı açarak “Adam ölmüş” dediğini iddia etti. Bunun üzerine karakola gitmeyi ve yaşananları anlatmayı teklif ettiğini söyleyen İsmail Ç., Abdül H.B.’nin bunu kabul etmediğini ve cesedi ortadan kaldırmak istediğini öne sürdü.
İsmail Ç., cesedin yaklaşık iki gün evde kaldığını, daha sonra Dinçer Arslan’ın evinden alınan kürek ve kazmayla mezar kazıldığını iddia etti. Cesedin çuvala konularak Arslan’a ait aracın bagajına yerleştirildiğini anlatan İsmail Ç., Aktaş Tepesi’ne gittiklerini ve burada mezarın Abdül H.B. ile eşi tarafından kazıldığını öne sürdü. Kendisinin yalnızca olay yerinde bulunduğunu, cesede müdahale etmediğini savundu.
Mahkemede iki sanığın da cinayeti işlemediğini öne sürerek birbirini suçlaması dikkat çekti. Mahkeme heyeti, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi, tanıkların dinlenmesi ve delillerin değerlendirilmesi amacıyla duruşmayı 3 Temmuz 2026 tarihine erteledi.


Cesedi 43 gün sonra toprağa gömülü halde bulunmuştu: Dinçer Arslan cinayetinde ilk duruşma görüldü
Siyasete Güven Azalıyor Mu?
Şafak Zeki Akca yazdı.
Bu soru artık sadece Türkiye’nin değil, dünyanın birçok ülkesinin ortak sorusu haline geldi.
Kahvehanelerde, çay ocaklarında, emekli banklarında, pazar yerlerinde sık sık duyuyoruz:
“Bu ülkede kime güveneceğiz?”
Aslında mesele sadece siyaset değil.
Mesele güven.
Çünkü güven bir toplumun en önemli sermayesidir.
Bir zamanlar siyasetçinin sözü vardı.
Verdiği sözün arkasında durması beklenirdi.
Vatandaş da buna göre karar verir, oyunu kullanırdı.
Bugün ise insanlar siyaseti izlerken daha fazla soru soruyor.
Daha fazla sorguluyor.
Daha fazla şüphe duyuyor.
Bunun sebeplerini anlamak zor değil.
Son yıllarda yaşanan siyasi tartışmalar, partiler arasındaki sert kavgalar, yolsuzluk iddiaları ve bitmek bilmeyen polemikler vatandaşın siyaset kurumuna bakışını doğrudan etkiliyor.
En son örnek olarak CHP’de yaşanan gelişmeler…
Kurultay tartışmaları…
Liderlik çekişmeleri…
Parti içi hesaplaşmalar…
Günlerce televizyon ekranlarında konuşuldu.
Vatandaş ise ekranın karşısında farklı bir soru soruyordu:
“Benim hayatıma ne faydası olacak?”
Çünkü siyasetin gündemi ile vatandaşın gündemi çoğu zaman aynı değil.
Bir yanda milyonlarca liralık yolsuzluk iddiaları konuşuluyor.
Diğer yanda ay sonunu getirmeye çalışan işçiler var.
Bir yanda makam kavgaları yaşanıyor.
Diğer yanda en düşük emekli maaşıyla geçinmeye çalışan insanlar hayat mücadelesi veriyor.
Bir yanda siyasi hesaplar yapılıyor.
Diğer yanda market raflarının önünde etiket hesabı yapan vatandaş bulunuyor.
Hal böyle olunca insanlar ister istemez soruyor:
“Kime güveneceğiz?”
Siyasete duyulan güven bir günde kaybolmaz.
Ama yaşanan her tartışma, her hayal kırıklığı ve her yerine getirilmeyen söz bu güveni biraz daha aşındırır.
Vatandaş artık sadece vaat duymak istemiyor.
Sonuç görmek istiyor.
Çünkü insanlar söylenenleri değil, yaşadıkları hayatı hatırlıyor.
Özellikle gençler artık siyasi sloganlardan çok geleceklerine bakıyor.
İş bulabilecekler mi?
İyi bir eğitim alabilecekler mi?
Daha iyi şartlarda yaşayabilecekler mi?
Onların gündeminde bunlar var.
Demokrasi sadece seçimden seçime sandığa gitmek değildir.
Demokrasi aynı zamanda vatandaşın yönetime güven duymasıdır.
Kendisini sistemin bir parçası olarak hissetmesidir.
İnsanlar sorunların çözülebileceğine inanıyorsa umut vardır.
Ama güven azaldığında umutsuzluk büyür.
İşte asıl tehlike de budur.
Bugün siyasetin önündeki en büyük sınav seçim kazanmak değil, yeniden güven kazanmaktır.
Çünkü sandık gelir geçer.
Makamlar değişir.
Partiler yükselir, düşer.
Ama vatandaşın hafızasında kalan tek şey vardır:
Söylenenler değil, yaşananlar…
Kalın Sağlıcakla


