Kastamonu’da jandarma ekipleri tarafından 50 litre sahte içki ve 6 litre etil alkol ele geçirildi. Konuyla ilgili 1 kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgiye göre, Kastamonu İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince, kaçakçılıkla mücadele kapsamında yürütülen çalışmalar kapsamında düzenlenen operasyonda, 50 litre sahte içki, 6 litre etil alkol ve alkol damıtma aparatı ele geçirildi. Konuyla ilgili 1 şüpheli gözaltına alındı. Şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.


Kastamonu’da sahte içki operasyonu: 1 gözaltı
ASTRALİN SÖZLERİ
Babamla varlık alemindeki yerlerimizi zorunlu olarak ayrılalı birbuçuk sene oldu. Bunun kısa bir ayrılık olduğunu, bir zaman sonra yine buluşacağımızı bilmek, elimizdeki tek tesellimiz oluyor. Her ne kadar ayrıldık, boyutlarımız değişti, aramızda bir perde var desem de, aslında böyle bir şeyin de söz konusu olmadığını görüyorum. Boyutlar arası bir iletişim mümkün duruyor. Bu görüşüm yıllar evvel de bir inanç olarak bendeydi ancak böyle bir deneyimden uzaktım. Şimdi ise inancımı deneyimliyorum diyebilirim.
Babam sevgisini bize hem sözel hem davranışsal olarak hissettirebilen bir insandı fakat aynı zamanda otoriter bir karaktere de sahipti. Bu otorite aramıza mesafe koyuyor fakat onun duygusal dünyasının rengarenkliği bir şekilde bize ulaşmayı başarıyordu. Bu bir tezatlık mıydı? Evet tezatlıktı! Ne var ki babam, tezatlıkların olabilirliliğini savunan bir insandı. Bunu da en kısa yoldan iyinin olabilmesi için kötünün olması gerekir diyerek özetler kötünün gerekliliğine dikkat çekerdi. Ayrıca çok iyi olmanın da aslında iyi bir şey olmadığını savunurdu! Tüm bunları fikirsel bazda savunurken, yüksek insanı hasletlere olan bağlılığı devam ederdi. En çok önem verdiği hasletler ise adil ve dürüst yaşamaktı. Adil ve dürüst olmak onun yaşam felsefesiydi ve buna ömrü boyunca dikkat ederek, bu iki kavramdan taviz vermeden yaşadı. Nihayetinde onun adı Ömerdi. Biliyorsunuz ben insanların isimlerinin, o insanın kişiliğine ve kaderine yansıdığına inanıyorum!…Bir diğer önem verdiği şey ise hürriyetti. Günlük yaşamı yaşayış şekli olarak ılımlı muhafazakarlardandı diyebilirim. Fikirsel özgürlüğe büyük önem verdiği için olsa gerek insani erdemleri bizlere aşılarken hiçbir ideolojik yapıya kapılmamanın gerekliliğini de bizlere gösterebildi. Onun hayat mottosunda fikri hür, vicdanı hür, dürüst ve adil insanların olduğu bir dünya vardı. Tüm bunlar ve daha fazlası için ona teşekkür ediyorum.
Bugünü, onların varlıklarını hissederek güç topladığımız bir gün olarak yaşıyoruz. Çesitli hediyelerimizle birlikte yanlarına gidip, ellerini öpüyoruz. Varlıkları bizi güçlendiriyor. Babaları gidenler için bunun mümkün olmaması kişilerin ister istemez bugünü biraz hüzünlü geçirmesine neden oluyor. Acaba durum gerçekten böyle mi, onların varlıklarını hissetmek artık mümkün değil mi? Ben durumun hiç de böyle olmadığını birbuçuk senedir sevinerek deneyimliyorum. Çok şükür ki onlarla iletişimimiz bir şekilde devam edebiliyor. İrtibatımız kesilmiyor, sadece sınırlanıyor. Bu mümkünlükte, mümkünlüğe inanmanın kilit rol oynadığını sanıyorum!
Birkaç gün önce babamın evini yaptık. Her giden yakını gibi, biz de güzel bir evi olsun istedik. Beyaz mermerden yapılan evini onunla irtibata geçmek için kullanacak olmamız önemini artırıyor. Bu nedenle sipariş verirken kullanılacak mermerleri mümkün mertebe seçmeye çalıştım.. Hepsi birbiri ile uyumlu olsun, göz tırmalayan bir şey olmasın istedim. Onunla olumlu iletişim kurabilmek için bunun da bir etkisi az yada çok olabilirdi. Güzel bir şeyin içinde yatması onu nasıl etkiler tam olarak bilmem mümkün değilken, yaşayan yakınları olan bizleri pozitif olarak etkileyeceğini tahmin ediyordum ve tahmin ettiğim gibi de oldu.
Yaklaşık birkaç yıl önce TRT Belgeselde gidenlere ev yapan birisini konu alan bir film seyretmiştim. Bu kişi heykel eğitimi almak isterken ve bu konuda da oldukça yetenekliyken, askere gitmek zorunda kalıyor. Zorunda kalıyor çünki savaş çıkıyor. Savaş çıktığı için eğitimini yarım bırakıp askere gidiyor. Bu savaş Bosna Hersek savaşı! Belgesele konu olan kişi pek çok yakınını savaşta kaybediyor ve kaybettiği yakınlarına ev yapmaya başlıyor. Öylesine güzel ve özel evler yapıyor ki zamanla ünlenmeye başlıyor. Barış olduktan sonra, insanlar uzun yıllar kaybettikleri yakınlarını arıyor ve bulduklarında belgeseldeki kişiye ulaşıp, ondan kaybettikleri kişiye özel güzel bir ev istiyorlar. Bu özel yapılar genellikle kaybedilen kişileri temsil eden özellikler taşıyor. Onlara böyle evler yaptırmak insanları bir nebze de olsa mutlu ediyor. Ben de bunun insanı mutlu eden bir etken olduğunu şimdi anlıyorum. Bizim evimiz bahsettiğim kişinin yaptığı gibi sanatsal dokunuşlar içermiyor fakat sadeliği, taşların birbiri ile uyumu, beyazlığı ve beyazlığın içindeki hafif gri geçişlerle babamı anlatıyor. Beyazlığı ve sadeliği dürüst ve hakkaniyetini bulutsuluğu ise onun hayal dünyasının zenginliğini temsil ediyor ve bu temsil ediş bizde güzel bir rahatlama oluşturuyor.
Yılın yarısını Kuşadasında yarısını Safranboluda yaşayan birisi olarak bu sene planlarıma göre kurban bayramını Kusadasında geçirecektim ve temmuz ortalarına kadar Safranboluya dönmeyi düşünmüyordum. Ne var ki babamın beni yanına çağırması planlarımı değiştirdi. Tası tarağı toplayıp bayram öncesi Safranboluyu boyladım. Şimdi babalar günü geldi ve bu babalar gününde ona bizim hediyemiz yaptırdığımız bu minik ev oldu. Bunu hiç böyle planlamamıştık, Allahın nasibi bu zamana denk getirdi! Babama güle güle kullan evini diyorum ve ona yazdığım şiirimle yazımı tamamlamak istiyorum.
DÜŞÜM
Kar yağıyordu rüyamda.
BEYAZ bembeyaz bir örtü,
Kaplamıştı köyü.
Köydeydim!
Evimizdeydik.
Bir odaya girdim,
İki divan duruyordu karşılıklı.
Annem oturuyordu birinde.
Biraz yüksek bir sesle hararetle,
Bir seyler anlattım ona.
Meğer babam karşıki divandaymış
Uyurmuş!
Kızdı bana uyandırdım diye.
Özür diledim ben de.
Kızgınlığı geçti hemen,
Teşekkür etti özrüme.
Ne zaman özür dilesem,
Bağışlardın sen zaten hemen.
Teşvik için derdim hep,
Öğretmek için!
Sonra dışarı çıkmak istedim
Kapının önüne çıktım
Kar yağıyordu lapa lapa
Öyle güzel yağıyordu ki,
Seyrettim bir süre.
Uyandım sonra.
Saate baktım üçü geçiyordu,
Kalktım dolaştım evde,
Odamı havalandırdım.
Benden dua istiyorsundur belki dedim.
Duanı ettim.
Yattım sonra,
Uyuyamam uykum açıldı derken,
Uyumuşum nasıl olduysa.
Fakat hayret,
Uyur uyumaz devam etti rüya
Seni gördüm bir daha baba!
Bu ikincide,
Oturuyordun yattığın aynı yerde.
Bir şeyler anlatıyordun,
Karşındaki birilerine.
Baktım sana, yüzüne.
Sonra çıktım odandan yine.
Çıkar çıkmaz gittiğin geldi aklıma.
Bir daha göremem belki dedim,
Koştum geri girdim odaya.
Bu sefer uzun uzun,
Bütün dikkatlimle baktım sana.
Son zamanlarındaki gibi zayıf değildin,
Normaldin.
Yaklaştım yanına, eğildim yüzüne,
Gözünün yanından azıcık üstten,
Kaşın bittiği yerden, şakaktan,
Öptüm seni.
Doyamadım, bir de yanağından öptüm.
O zaman farkettim.
Gözlerin donuktu.
Konuşuyordun ama,
Gözlerin o günki gözlerdi.
Gittiğin gündeki gözler.
Fakat sıcaktın,
Sıcacıktın.
Yine çıktım odandan.
Ve uyandım.
Şimdi balkondayım.
Dua mı istemiştin sen benden?
Bu ara etmeyi unutmuştum gerçekten.
Ona mıydı kızgınlığın?
Teşekkür de mi bunaydı!
Uyanır uyanmaz,
Edeceğimi biliyordun.
Peşin peşin mi ettin teşekkürünü?!
İkinci gelişin,
Okumamın karşılığı mıydı?
Öpülmeye orada izin mi çıktı?
İki minik öpücük bana hediye geldi!
Bu hediye bilsen,
Ne güzel bir hediye,
Ne kıymetli bir hediye!
Fakat bu, bu kadar değil de mi?
Bayrama da bekliyorsun sen beni!
Yoksa bir sonraki gece,
Gelmezdin astralime üçüncü kere!
Yollar dolmadan,
Yollanmalı oraya o zaman!
Dyt.Güner Erbay


