Biliyoruz ki konuşmak insanı hayvanlardan ayıran özelliklerin başında geliyor. Konuşmak için gerekli olan donanımlar da elbette bu ayrımda yer alıyor. Düşünme kapasitesinin genişliği ve semboller dizilimine imkan tanıyan bir beyin yapısı, insanın farklılığını ve üstünlüğünün sebebi oluyor.
Daha önceki yazılarımdan bildiğiniz gibi, ben sözlerin hayatımızı şekillendirdiğine inanıyorum. Bu şekillendirme iki yönlüdür. İlki; olumlu ve olumsuz düşüncelerimizin ve sözlerimizin, fizyolojimize olan olumlu ve olumsuz etkisi nedeniyle sağlığımızı daha iyi yahut daha kötü hale getirmesidir. ikincisi ise; evrene sesimiz, kelimelerimiz ve düşüncelerimizin yaydığı frekanslar ile gönderdiğimiz enerjinin benzer enerjilerle bize geri dönmesidir. Bu geri dönüşte; bir dilin kelimelerinin sesleriyle olan anlamsal uyumu, kişilerin kelimeleri söylerkenki duygulanımlarıyla desteklenir. Bir önceki yazımda bu konuyu açıklamıştım. Bu duygulanımın desteği de iki şekilde cereyan eder. Birincisi duygularımızın oluşturduğu aurasal değişimler, bir diğeri ise sesleri söylerken oluşturduğumuz tonlamalarla frekanslardaki değişimler! Tüm bu değişkenler bize evrenden dönen cevabı etkiler. Böylece kaderimizi etkilenir. Kader içinde kaybolacağımız kadar derin, geniş bir konudur. Kader değişir mi sorusunun cevabını hepimiz merak ederiz. Değişir mi sizce?
Yunus Emrenin, sözün önemine dikkat çektiği iki şiirinindeki dizeleri burada yazmazsam yazımın eksik kalacağını bilmek, onları burada göstermeyi zorunlu kılıyor. Eksik kalmasın diyerek satırları yazıma dahil ediyorum.
Dövene elsiz gerek.
Sövene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek
Sen derviş olamazsın.
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ eyleye bir söz.
Ben, Yunus Emrenin bu satırlarına babamın çokça kullandığı “kötü söz sahibine aittir” atasözünü de eklemek istiyorum. Kötü söz söylediğimiz karşımızdaki insana ait değildir, her zaman söyleyene aittir. Söyleyeni ifade eder. Söyleyenin karşısındaki kişi söylenenleri hak etse dahi yine de söyleyen kişiyi tarifler. Bu sebeple kötü bir şey söylememiz gerektiğinde düşünerek hareket etmeliyiz. Kelimelerimizi iyi seçmeli, söyleyeceklerimizi kırıcı olmadan söylemenin bir yolunu bulmaya çalışmalıyız!
Biliyoruz ki İncil her şeyden önce söz vardı der. Kitabımız Kuranı Kerim ise yaradan için, ol dedi oldu der. Neden böyle bir açıklama yapar? Bu açıklamayla bize ne demek ister? Kuşkusuz ki aslında pek çok şey söyler!
Son zamanlarda küfürlü konuşmayı yaymak isteyen bir medya ile karşı karşıyayız. Bu durum sık sık sosyal medyada karşımıza çıkar oldu. Özellikle ünlülerin minik skeçler halindeki videolarında ve yine ünlülerle yapılan röportajlarda küfür pat diye önümüze çok matah bir şeymişçesine çıkıveriyor. Kanıksatılıp yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Oysa ki kanıksatılıp yaygınlaştırılanlarla bumerang harekete geçip bizi arkadan vuruyor! Dinimiz ibadet de, kabahat de gizli olmalıdır der! Niye der? Niyenin cevabını hemen herkes kendince bulabilir. Sosyal medya haricinde dijital yayın platformlarındaki dizilerde de küfürlü konuşmalar çok fazla kullanılmakta. Neden?… Neden acaba?.. Bu küfürler o konuşmalara konulmasa o diziler seyredilmez mi? Toplumun biz küfürlü diziler istiyoruz diye bir talebi mi var da benim bundan haberim yok! Yooo hayır böyle bir talep yok elbette! Talep olmamasına rağmen bir dayatma var!!!
Sosyal medya ve dijital platformlarda hal böyleyken sanatta nasıl acaba? Sanatta nasıla bakmadan önce sanat nedir onu bilmek gerekiyor.
Sanat; insanların duygu, düşünce ve hayal dünyalarını yaratıcılıklarını kullanarak estetik bir biçimde dışa vurumudur diye tarifleniyor. Demek ki sanatın sanat olabilmesi için estetiklik gerekiyor. Estetik olmayan sanat olamıyor. O halde estetik nedir ona da bakmak gerekli. Estetik kelime anlamı olarak “güzel duygusu uyandıran” veya “güzellik algısına uygun” demek fakat o aynı zamanda güzelliğin yanında zerafet ve yüceliği de içeriyor. O halde çirkin, kaba ve basit olan sanat olamaz diyebiliriz sanırım.
Sanat dediğimizde aklımıza ilk önce müzik, resim ve edebiyat gelir. Müzik sanatların içinde insana olan etkileri bakımından bir iki tık öndedir diyebiliriz. Müziğin insana olan etkisi, şarkılarda sözlerle desteklenir. Hatta bazen sözler müziğin önüne bile geçebilir. Söz de müzik de seslerden oluşur. O halde ikisine, birbirlerinin değişik versiyonlarıdır da diyebiliriz! Müziğe adapte edilen sözler şiir tarzında yazılır fakat son yıllarda yaygınlaşan rap müzikte bu kural da epeyce delinmekle beraber, müzikte ille şiirsel söz olmalı da diyemeyiz elbette.
İnsanın duygularını dışa vurması insan için bir gereklilik midir? Evet, hiç şüphesiz ki öyledir. Bir gerekliliktir! Üstelik gereklilik olsa da olmasa da insan içindekini dışına vermeden duramaz. Şarkılar duygularımızı dışa vurmakta önemli bir unsur mudur dersek, bunun da cevabı evettir! Duygularımızı dışa vurmakta bize yardımcı olan şarkılar; duygularımızın yönünü değiştirebilir mi, yahut var olanı artırıp eksiltebilir mi? Kuşkusuz ki tüm bu soruların cevabı evettir. Bu durumda, şarkıların sözlerine dikkat etmek gerekliliği çıkmıyor mu ortaya? Ne yazık ki günümüzde çok galiz kelimelerden oluşmuş şarkılar her an önümüze çıkabiliyor. Önümüze çıktığında bunları kimler, niye dinliyor acaba diye merak ediyor insan! Hayat herkes için zordur ve bu zorluklar birbirine benzememediği gibi, mukayese de götürmez. Dinimiz kimseyi danamamayı tavsiye eder ve tersi durumda danadığımızla sınanacağımızı da bize bildirir. Bu dünya üstünde maddi veya manevi her ne üretilirse üretilsin bir alıcısı olur ve bu alıcıların içinde ben kesinlikle yer almam diyen de büyük konuşmuş olur. Hayatın bizlere neler getireceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bu gerçeğin farkında olmak, insanları olumsuz yönde etkileyen her türlü etmenin üretimlerini engelleme zorunluluğunu ortadan kaldırmadığı gibi, gerekliliğin daha da artmasına neden olur. Gerçekten zor zamanlarda yaşıyoruz, sonumuz hayrola diyorum. Sevgiyle kalın


