Şu,
Bu,
O…!
Geç bunları…
Sadede gel sadede..
İçinde yaşadığın kentin geleceğini düşün…
Günibirlik yaşama düşüncesi şimdilerde çok geride kaldı.
Devir artık geleceği görebilme ve ona göre kendini planlayabilme devri…
****
Cumhuriyet kenti Karabük deriz,bundan da büyük bir övünç duyarız…
Mangalda kül bırakmayız…
Ancak iş yapmaya gelince ortalıklarda görülmeyiz…
Umursamayız ve bana ne deriz…
Hatta bana dokunmayan yılan bin yaşasın dahi diyenimiz bile olur.
İlgililer ve yetkililer düşünsün deriz…
Nemelazımcılık edebiyatının en güzel örneklerini veririz…
Hiç eleştirilmeyi sevmeyiz
Hep eleştiririz…
Bundan da büyük bir mutluluk duyarız…
Zor durumda kalırsak karşımızdakinin üzerine yürürüz
O’nu tehdit edip,gerçekleri konuşmasını ve dile getirmesini engelleriz…
Bunda da başarılı olamadıysak aba altından sopa gösteririz…
Acizliğimizi böylece dışarıya yansıtırız…
****
Öyle ya da böyle…
Şimdi biz böyleyiz diye bir kenara çekilerek olacakları mı seyredeceğiz…
Yoksa içinde yaşadığımız kenttin geleceğini düşünmeye devam mı edeceğiz?…
Geleceğimizi biz düşünmezsek kim düşünecek.?
Başkaları mı?…
Başkaları düşündü mü nasıl düşünür.?
Atasözü bunu ne kadar güzel söylenmiş…
“El elin kayıp eşeğini türkü söyleyerek ararmış”
El kim?
Sahip kim?
Bilene aşk olsun…!
****
Karabük’ün geleceğini yönlendirmek ve bu noktada düşünce üretebilmek için,
karar mekanizmalarını etkileyen sivil toplum örgütlenmelerini tabela görüntüsünden kurtarmak gerekiyor…
Sivil toplum örgütlenmelerin isteklerinin siyasal örgütler yani partiler üzerinde yaptırım gücüne sahip olması demokratik yaptırım gücünü gösterir.
Eğer sivil toplum örgütleri ve bunu ifade eden kurumlar kendi güçlerini bilmeyip,siyasal yelpazenin dışında kalmayı tercih ediyorlarsa ortada koronavirüsten daha tehlikeli bir hastalık var demektir.
Bunu tedavi etmek gerekir.
Tedavi edilmezse ne mi olur?
O zaman siyasi üretkenlik durur.
Toplumsal durağanlık oluşur.
Hesap verme mekanizmaları dumura uğrar.
Dahası…
Bunun dahası mı olur be kardeşim.!
