Bu kentte…
Her nedense geleceği düşünmek bizim için lüks olmuş.
Aynı zamanda ortak aklı kullanmama konusundaki ısrarcılık bizi bugünlere taşımış.
Toplumsal bellek yok olduğundan geçmişten kaynaklanan bir zorlamadan bahsetmek de olanaksız.
Geçmişe mazi diye bakıp umursamayanlar çoğunlukta.
Bu açıdan…
Kentimiz ,belleğini yitirmiş durumda.
Hafıza kaybına uğramış bir yapı var karşımızda.!
Maalesef…
Çıkarlar endişe taşımadan geleceği belirlemeye devam ediyor.
Sahipsizlik ve umursamazlık kentin en büyük sorunu.
Şimdi bu nokta da sormak gerekiyor.
Bu kentte yaşayanları ne ilgilendiriyor.?
Geçim derdi.
Başka…
Yanıt vermek gerçekten güçleşiyor.
Ne yapacağını bilememe…
İşte…
Kent , bu sorun gerçekliğinde kendini kaybediyor.
Evet…
Birdenbire nereden nereye geldik.
Herhalde bizim içinde yaşadığımız kenti anlamamaktan doğan sorunlarımız var.
İşçi kenti gitmiş yerine yeni bir kimlik inşa edilememiş.
Evet anladık…
Bir şeyler yapmak gerek.
Ama ne yapacağımızı bilemiyoruz.!
Gündelik yaşama ait sorunlar hep bakış açımızın önüne set çekiyor.
Adama soruyorsun…
Kente için bir şeyler yapalım, fikir üretelim diye…
Abi beni ilgilendirmez , geçim telaşı içindeyim diyor.
Adam haklı mı?
Haklı…
Haklı olmadığı yer var mı?
Var…
Gündelik düşünüyor.
Günü kurtarma adına kentin geleceğini göz ardı ediyor.
Sonuç…
Sürekli şikayet…
Bizim bu köşeden yaptığımız gibi.
Yaşamı hafife almak.
Sürekli kendi çıkarlarımız üzerinden tasarrufta bulunmak…
Bizim yaptığımız bu anlamda bir bencillik..
Yani kendini düşünme…
Ne oldu?
Felaketler silsilesi peş peşe geldi.
Akarsu yataklarına, kenarlarına ev yapmanın ceremesini çok büyük ödedik.
Allah rahmet eylesin.
Bir çok kişi yakınını kaybetti.
Demek ki günü kurtararak yaşamanın insanlara bir yararı yokmuş.
Bunu da iyice öğrenmiş olduk.
Son söz mü?
Yaşama bencillik yaparak haksızlık yapmayın.
Biraz de çevrenizdekileri düşünün.
