Karabük’ü anlamaya yönelik bir yazı denemesi yapalım istedik.
Bunun için ne yapmak gerekiyor.?
Tabi önce giriş cümlesini çok iyi seçmek gerekiyor.
Karabük…
Türkiye’nin birçok yerinden gelen insanların ortak bir yaşama kültürü oluşturmaya çalıştığı,ancak ortak hedeflere yürümede geciktiği kent…!
Nasıl…
Fena bir giriş sayılmaz değil mi?
Devam edelim.
Karabük’te var olmanın en önemli sırrını düşünmeye başlayalım.
Çok para kazanmak isteği…
Bu kentte göç etmenin/yerleşmek isteminin en önemli gerekçesini oluşturuyor.
Çok kapitalistçe bir yaklaşım değil mi?
Ama bir gerçek.
Eski zamanlarda bu öyle bir tutkudur ki ,Karabük’te insan birbirinin yüzüne bakacak,konuşacak zaman dahi bulamaz.
Öyle bir yoğunluktur ki yaşam trafiğinde, lafın gelişi kırmızı ışıkta frene bassan durmaz.
Kimilerine göre çok doğal bir durumdur bu ama ,onu ancak bu kentte bir şeylerini feda ederek yaşayan insanlar bilir…
Karabük’ün para kazanma dışında anılmaya değer başka özellikleri yok mudur hiç?.
Vardır elbette…
Ancak insan zaman karşısında o kadar şaşırmıştır ki bazılarımız ayrım yapmaya dahi vakit bulamazlar.
Daha sonraları yaşarken bazı şeyler sorun oluşturmaya başlar.
Ama iş işten geçmiştir.
Gören gözler bazı bakışlara kendini alıştırmak zorunda kalır.
Bazen caddede yürürken bunaldığını hissettiren insanlara da rastlarsınız …
Homurdanarak yürüyenler olur arada sırada…
Hürriyet caddesinin özgürlük saçan ismine bakmaksızın, cadde üzerinde yürüyen dalgın insanlar olur arada sırada…
Bizden bir haber tabelalar siz kimlerdensiniz gibi adeta bizleri seyreder…
Yaşam bazen sıkıcı bir hal alır …
Göz gözü görmez .bir sis tabakası,bulut yığınıyla birlikte karşınıza çıktığında , kentte yangın var zannedersiniz.
Oysa yaşam öyle bir hal almıştır ki,insanlar gerçek yangınlara bile duyarsızlaşmıştır.
Olağanlaşmıştır bazı şeyler…
Her gün kentin üzerinde bir gölge gibi dolaşan duman yığını insanları sindirmiştir adeta..
Dahası….
Karabük’te yaşam bir türlü kentleşememiştir.
Yarım kalmıştır öykülere konu olacak kadar bu süreç.
Sosyolojik sorunlar karşısında biçaresizleşmiştir.
Akşam olunca kabuğuna çekilen,deyim yerindeyse sahipsizleşen cadde ve sokaklar konuşacak insan ararlar…
Türkülere konu olurcasına…!
Çanak içinde bir kent.
Üç tarafı dağlarla çevrili.
Hüzünlü bakışlarla,kendini savunamayacak kadar halsizleşmiş…
Anlaşılamamanın talihsizliğini yaşayan küçük bir çocuğun masumiyetini taşır üzerinde…
Ama nafile…!
Zaman çok çabuk geçiyor.
Geçen her dakika sanki bizden değil de ondan bir şey çalıyor…
Ama o sakinliğini hiç bozmuyor.
Çünkü faturayı ödeteceği adres belli…
O adreste kimler oturuyor dersiniz.!
