Sürekli oyunlara maruz kalan dünyamızda ” çocuk oyunları” da nereden çıktı demeyin.
Çok haklısınız…
Öyle oyunlar oynanıyor ki şeytanları bile şaşa kalıyorlar.
Şimdi böyle bir ortamda çocuk oyunlarının esamesi olur mu?
Sözü nereye getirmek istiyorum.
Geçen gün bir yazı yazdım.
Bu yazıda sinema günleri ve nostalji (turizmi) için Yenişehir sinemasının restore edilmesinin kent kültürüne yakışan bir tutum olduğunu savundum.
Rumuzla yorum yapan bir okuyucumuz konu hakkında görüşlerini şöyle ortaya koymuş…
“Boşuna restore edilmesin , ilgi gösteren olmaz”
Kendine göre bazı gerekçeler de sıralamış…
Bu arada gençlerle ilgili olarak yaptığı yorum da diyor ki;
“Yolunu şaşırmış birkaç genç haricinde, gençlerden sinemaya uğrayan olmaz.
Günümüzün sabırsız gençlerini 2-3 saat bir koltukta kim tutabilir?
Gençlerin elinde cep telefonu, filmin ve videonun her türlüsüne erişiyorlar zaten…”
Haklılık payı var mı?
Var tabi….!
Ama gençler bu hale nasıl geldi.?
Ya da getirildi…
Üzerinde durmadığımız,durulması gereken husus bu olsa gerek…
Bizim zamanımızda çocuklar kendi mahallerinde çeşitli oyunlar oynardı…
Değerli öğretmen ağabeyimiz Sayın İsmail Arslan 2014 yılında yayımladığı “Resimlerle Unutulmaya Yüz Tutmuş Çocuk Oyunları “ isimli kitabında bunları sıralamış…
Bazılarını burada paylaşıyorum.
Yağ satarım,bal satarım,Tavşan kaç,Ebe ebe gel bize,Kutu kutu pense,Aç kapıyı bezirganbaşı,Üşüdüm üşüdüm,El üstünde kimin eli,Telefon-kulaktan kulağa,Çoban beni kurda verme,Uçtu uçtu,köşe kapmaca,Uzun eşek,Birdirbir,Güvercin taklası,Seksek,Beştaş,Üç taş,Dokuz taş,İp Atlama,Saklambaç …vb.
Buradan nereye varabiliriz.?
Şehrin her tarafını betona çevireceksin.
Diktiğin apartmanların önüne de taşıtları çekeceksin.
Çocuklara oynayabileceği bir alan bırakmayacaksın.
Sonra da onlardan tutarlı davranış bekleyeceksin.
Çocuklar bizim oynama şansını yakaladığımız yukarıda saydığımız oyunların hiçbirini yaşamadan gençlik evresini geçiriyorlar….
Onlara sevgi,saygı,paylaşma ,yardımlaşma adına yaşarken hiçbir tutarlı ve yararlı kazanç/kazanım sağlayamıyoruz.
Keşke bu anlamda gençlere ,çocukluklarını geri verme şansımız olsaydı…
En azından bu şikayetlerimiz olmazdı…
Çocuklarımızı ve gençlerimizi iletişim ve bilişim teknolojilerine teslim ettik.
Bu teslimiyet onların ruhlarını ele geçirdi.
Geleceklerine yön vermeye başladı.
Bize de dövünmek kaldı….!

