20 yılı aşkın süredir müteahhit firmalar aracılığıyla çalışan yaklaşık 50 Vagon Boşaltma işçisine Ramazan öncesi şu müjdeyi verin artık
Şafak Zeki Akca yazdı…
Bir insan düşünün…
Tam 20 yıl aynı kapıdan girip çıkıyor.
Aynı tozu yutuyor, aynı demirin yükünü omuzluyor.
Ama adı hâlâ “taşeron”.
Evet…
Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları A.Ş. bünyesinde, müteahhit firmalar aracılığıyla çalışan yaklaşık 50 vagon boşaltma işçisinden bahsediyorum.
Yirmi yıl…
Bir çocuğun doğup üniversite çağına gelmesi demek.
Bir ömrün en verimli döneminin bir fabrikaya adanması demek.
Ama hâlâ “geçici” sayılmak demek.
*
Daha önce 200 kişilik işçi alımı yapılacağı açıklandığında, bu kardeşlerimiz doğal olarak umutlandı.
Çünkü kendilerine de bu yönde sözler verilmişti.
İddialara göre bu beklenti, hem siyasi temsilciler hem de KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Ali Oflaz tarafından dile getirilmişti.
İşçiler diyor ki:
“Biz ayrıcalık istemiyoruz. Yıllardır yaptığımız işin kadrosunu istiyoruz.”
Bu cümle çok kıymetli.
Çünkü mesele torpil değil.
Mesele adalet.
*
Özçelik-İş Sendikası bu şehirde güçlü bir yapıdır.
KARDEMİR denince akla sadece fabrika değil, aynı zamanda sendikal mücadele de gelir.
Peki soralım:
Yirmi yıldır taşeron statüsünde çalışan bu emekçiler için sendika ne yaptı?
Toplu sözleşme masasında bu konu ne kadar gündeme geldi?
Kadro meselesi ne kadar öncelikli başlık oldu?
Eğer işçi “Bizim sesimizi duyuran yok” diyorsa, burada bir eksiklik vardır.
*
Elbette nihai karar merci yönetimdir.
Elbette kadro kararı şirket politikasıdır.
Ama sendikanın görevi de tam burada başlar.
Müzakere etmek, bastırmak, takip etmek, kamuoyu oluşturmak…
Sessizlik bazen en büyük sorudur.
*
Bu şehir emeğin şehridir.
Ve emek sahipsiz kalırsa, yarın kimse kendini güvende hissedemez.
Bugün mesele 50 işçi olabilir.
Yarın başka bir birim olur.
O yüzden açık söylüyorum:
KARDEMİR yönetimi kadar, Özçelik-İş Sendikası da bu soruya cevap vermelidir.
*
Bir de sınav süreci var…
Vagon boşaltma işçisine sorulan soruların, adeta üniversite sınavı formatında, uzun paragraflı genel kültür soruları olduğu ifade ediliyor.
Şimdi sormak lazım:
Yirmi yıldır sahada çalışan, demirin içinde yoğrulmuş bir emekçiye;
Türkçe paragraf sorusuyla mı liyakat ölçülür?
Mesleki tecrübe nerede?
Sahadaki bilgi nerede?
Yılların pratiği nerede?
Eğer gerçekten liyakat aranıyorsa, en büyük referans zaten o fabrikanın zeminine sinmiş alın teridir.
*
Elbette kurumların prosedürleri vardır.
Elbette sınav yapılır, kriter konur.
Ama adalet sadece kağıt üzerinde olmaz.
Adalet vicdanda da yer bulmalı.
Yirmi yıl aynı işi yapan bir işçi, hâlâ “bekle” denilecek noktadaysa, burada bir sistem sorgulaması kaçınılmazdır.
*
Bakın…
KARDEMİR bu şehrin kalbidir.
Karabük, demirle kuruldu.
Bu şehir emeğin omuzlarında yükseldi.
Eğer bu şehrin kalbinde 20 yıllık bir sızı varsa, onu görmezden gelmek kimseye yakışmaz.
Bugün mesele 50 işçi meselesi değildir.
Bugün mesele verilen sözün ağırlığıdır.
Söz, tutulduğunda kıymetlidir.
Aksi halde sadece bir cümle olarak kalır.
*
Buradan çağrımız nettir:
Kurum yönetimi bu konuda kamuoyunu aydınlatmalı.
Verilen sözler varsa açıklanmalı.
Yoksa da şeffaf biçimde ifade edilmelidir.
Çünkü en büyük güven, açıklıkla sağlanır.
Ve unutmayalım…
Demiri çelik yapan ateştir.
Kurumu güçlü yapan ise adalettir.
Kalın Sağlıcakla



Emrah Eymez
•Emek En Yüce Değerdir. (Vagon Boşaltma)