Şafak Zeki Akca yazdı.
Bugün siyasete girmeyeceğim.
Ne NATO’nun aldığı kararları yazacağım…
Ne de liderlerin yaptığı konuşmaları.
Çünkü bazen görüntüler, sayfalarca rapordan daha çok şey anlatır.
Son birkaç gündür zirveyi dikkatle izliyorum.
Ekrana bakıyorum…
Liderler geliyor.
Heyetler geliyor.
Dünyanın en güçlü ülkelerinin temsilcileri geliyor.
Sonra…
Bir ses yükseliyor.
Mehter…
Davul…
Zurna…
Ve o tanıdık ritim…
Bir anda asırlar öncesine gidiyorsunuz.
Karşılama töreninde Osmanlı sancakları…
Ay yıldızlı bayraklar…
Yeniçeri kıyafetleri…
Kim ne derse desin.
Etkileyici.
Hem de çok etkileyici.
Düşündüm…
Bir zamanlar Viyana önlerine kadar giden bir milletin torunları bugün dünyanın en büyük askeri ittifakının liderlerini ağırlıyor.
Tarih bazen garip şekilde tekerrür etmiyor ama kendini hatırlatıyor.
İşte o anlardan biriydi.
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum.
Liderlerin çoğu mehteri dikkatle izledi.
Fotoğraf çekenler oldu.
Gülümseyenler oldu.
Merakla etrafına bakanlar oldu.
Çünkü bu sadece bir karşılama değildi.
Bu bir kimlik gösterisiydi.
“Biz buyuz” demenin en zarif yollarından biriydi.
Yıllardır bir yanlış yapılıyor.
Milli değerleri savunmakla geçmişte yaşamak birbirine karıştırılıyor.
Oysa mesele geçmişte yaşamak değil.
Geçmişini unutmamak.
Köklerini hatırlamak.
Tarihini sahiplenmek.
Mehter bunun için vardı.
Bayrak bunun için dalgalanıyordu.
Sancak bunun için taşınıyordu.
Bir başka ayrıntı daha…
Türkiye artık masanın kenarında oturan bir ülke değil.
Masanın kurulduğu ülke.
Bu çok önemli.
Çünkü güçlü devletler sadece konuşmalarıyla değil, verdikleri görüntülerle de mesaj verir.
Ben NATO Zirvesi’nden aklımda kalan en güçlü mesajı o görüntülerde gördüm.
Mehterin sesinde…
Bayrağın gölgesinde…
Sancakların altında…
Ve kendi kendime dedim ki;
Ne olursa olsun…
Bu milletin tarihini, kültürünü ve devlet geleneğini dünyaya göstermesinden rahatsız olacak değiliz.
Aksine…
Gurur duyacağız.
Çünkü kökü olmayan ağacın gölgesi de olmaz.
Kalın Sağlıcakla
