Karabük teorilerine önce nereden başlamak gerekir?
Bu teorilerin genellemelere gidildiğinde ve tüm Türkiye için kullanıldığında doğruluk derecesi ne olur?
Ancak…
Şimdilik bu çapta bir genelleme bizi zora sokabilir.
Düşünce üretimi bazında değil ama sosyolojik araştırma noktasında durum bizim kapasitemizi aşabilir.
Neden?…
Bahsedilen türde genellemeler yapabilmek için elimizde araştırmaya yönelik somut veriler olması gerekir.
O nedenle biz “Karabük teorilerini” zihinsel sorgulamak yaparak, gözlemlerimize dayanarak ortaya koymak zorundayız.
Ortaya çıkan sonuç ya da teorileri benimser ya da benimsemezsiniz…
O sizin bileceğiniz bir husustur.
Demokrasi de zaten farklı düşüncelere tahammül gösterebilmektir.
****
Karabük için birinci olarak söylenebilecek husus; söylenegeldiği üzere eşrafı olmayan bir kent olması gerçeğidir.
Eşraf,12 yöresel dernekte ifadesini bulan parçalanmayla kendi gücünü tanımlamaktan uzak bir görüntü sergilemektedir.
Hani biz de şöyle bir deyiş vardır:
Ağaların eli tutulmaz diye…
İşte o cinsten ağırlığı olan bir sosyal sınıftan bahsediyoruz…
Doğal olarak eski kentlere özgü yerleşmiş bir kültürün ifadesi olan bu yapılanma Cumhuriyet kenti Karabük’te oluşmamış bir durumdadır…
Karabük acayip vaziyette sahiplenme anlamında bu sınıfın yoksunluğunun günümüzde sıkıntısını çekmektedir..
Hatta söylemek gerekirse Karabük’ün siyasi gücünü merkez karşısında gösterememesinde doğrudan bu durum etkilidir.
Sahipsizlik duygusu Karabük’te baş ağrıtıcı ,sancılı,sorunlu bir yaşamı zorunlu kılmaktadır.
Karabük 3 Nisanları kendi kuruluş günü olarak kutlarsa da henüz homojen yapıyı oluşturacak manevi harcı imal edememiştir…
3 Nisanların ya da 8 Kasımların yaratacağı birliktelik ruhuna şiddetle ihtiyaç duymaktadır.
Gerçekten,,,
Bir türlü bu anı yakalayamadık.
Kent olarak….
Yoğunlaşan sorunların çözümünde ağır aksak yol alınma nedeni budur.
****
Karabük farklı yörelerden gelen insanların oluşturduğu çok kültürlü bir kent konumundadır.
Bu kültürler ortak bir payda etrafında kent kültürünü tanımlamada yetersiz kalmaktadır
Bize düşen görev bu yetersizliği ortadan kaldırmak ve hayata devingenlik kazandırmaktır.
Bu nasıl başarılabilir?
Birlik ve beraberlikle …
Çalışan ve düşünen beyinleri engelleyerek, hor görerek ve aşağılayarak değil tabii…!
