Bağdaşık olma,bütünleşme sözcükleri homojenleşmeyi en iyi anlatan ifade biçimi olsa gerek…
Karabük tarihi boyunca homojenleşememenin sıkıntısını yaşamıştır…
Karabük’ün kuruluşunda var olan kulüpçü anlayış, bir türlü kendi içinde dönüşüme uğrayarak kitleleri kucaklayacak konuma ulaşamadı.
Kulüpçü anlayışla neyi mi kastediyorum.
Anlatayım…
Bilindiği gibi sanayileşme ile birlikte Karabük’te şehirleşme süreci de başladı.
Demir-Çelik Fabrikasında çalışanlar,fabrikadaki konumlarına göre ve bulundukları pozisyonlara paralel olarak toplumsal hayatta sosyal statüler elde ederek kategorize oldular.
Bu durum şehrin zengin sınıfı sayılabilecek tüccar zümrenin yanında mühendis zümreden oluşan teknokrat bir zümrenin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
1960’lara gelindiğinde zümresel uçurum kent yaşamında kendini göstermeye başlamıştır.
Bu tarihte itibaren sosyal hayatta müthiş bir canlılık ,kent yaşamında kendini göstermiştir.
Cemiyet hayatına damgasını vuran 114 çeşit mesleki grup ortaya çıkmıştır.
Büyük kentlerde görülen kulüpçülük anlayışı Karabük sosyal yaşamına damgasını vurmaya başlamıştır.
Yenişehir’deki Mühendisler Kulübü teknokratları tanımlarken ve şehirdeki tüccarlar kulübü de zenginleşen yeni sınıfı temsil etmektedir.
Bu kulüpler sosyal merkez olmaktan çok,sosyetik tarzda kalburüstü yaşam yuvalarını andırmakta idi.
Konuya ilişkin Kuruluşunun XXV.Yılında Karabük adlı kitapta Prof.Dr.Ziyaeddin Fahri Fındıkoğulu’nun,anlattığı öykü dikkat çekicidir:
Amerikalı bir bilim adamı Mühendisler Kulübünde konuşma yapacaktır.
Halktan bazı kişiler(tüccarlar) de bu konuşmayı dinlemek isterler.
Ancak aşırı ısrarlara rağmen Mühendisler Kulübüne alınmazlar.
Olup biteni seyreden Amerikalı bilim adamı yaşananlara bir türlü anlam veremez.
Olay gerçekten çok şaşırtıcıdır.
Şehir içinde tüccarların,Yenişehir’de mühendislerin bu kapalı kulüp hayatı devlet eliyle özellikle mi oluşturulmuştur.?
Bu durum devletçi ekonomi politikanın uygulamalarından doğan bir sosyal yaşantı tezahüründen başka bir şey değildir.
Devletçi ekonomi böylece uygulamada kendine uygun yeni bir sınıf oluşturmuştur.
Bu sınıf sosyal yaşamda(teknokratlar)halkın içinden gelen ve yeni zenginleşmekte olan tüccarlar sınıfının alternatifi olacak ve gerekirse bu sınıfı dengeleyecektir.
Bu durum devletin iktisadi olduğu kadar sosyal yaşamı da kendi denetimi altında tutmak istediğinin güçlü bir göstergesidir.
Öte yandan kentin ağırlıklı sınıfını oluşturan işçiler ise mekansal olarak bölünmüşlük gösterir.
İşçilerin belirli bir bölümü kentte ikamet etmekte ve geçimini ücretle sağlamakta iken ağırlıklı bir bölümü de köylerde yaşamaktadır.
İktisadi açıdan köyle bağlantıları devam etmektedir.
Bu durum mekansal ayırıma paralele olarak köylü ve kentli işçi ayırımı beraberinde getirmiştir.
Geçmişe yönelik bir analiz yaptığımızda ,Karabük’te şöyle bir manzara ile karşılaşılmaktadır:
Kentte var olan dışa kapalı kulüpçülük hayatının yanında mühendisler,tüccarlar ve işçiler gibi sınıfsal bir ayrışmanın oluşması ortak bir kent kültürü oluşturulmasını engellemiştir.
Bu durum kent kültürü ile homojenleşememenin sonucu olarak hemşericiliği(Karabük’te bölgecilik olarak adlandırılmıştır)doğurmuş;Çankırılılar,Ovacıklılar,Bartınlılar,Eflanililer,
Erzurumlular…vb. farklı adlarla anılan ve değişik bölgelerden insanların oluşturduğu sosyal grupların oluşmasına neden olmuştur.
Bölgecilik(hemşericilik) siyasete damgasını 1968 mahalli belediye seçimlerinde damgasını vuracak,Adalet Partisi’nin en güçlü olduğu dönemde rahmetli Dr.Necmettin Şeyhoğlu, tüccarlar kulübünün baskısına rağmen seçimi bağımsız aday olarak kazanma başarı gösterecektir.
Bu Karabük siyasal yaşamında bölgeci oyların başarısıdır.
Karabük’te parçalanmışlık tarihten gelen bir sorundur.
Karabük bu tarihsel geçmişine karşın homojenleşebilir mi?
