Karabük’ün geleceğini düşünürken bazı hususları göz önünde tutmak zorundayız.
Sınıfsal açıdan cılız bir durumda olan Karabük’te bu anlamda asıl sorumluluğunun sivil toplum kuruluşlarında olduğunu biliyoruz.
STK(Sivil Toplum Kuruluşları) şampiyonu Karabük’ün bu açıdan sıkıntı içinde olması kimlerin vebal altında olduğunu bizlere göstermektedir.
Neden bu dernekler işlevsiz ve sessizdir?
Bunların başkanları kimlerdir?
Neden toplum yararına sorumluluk üslenmekten çekinirler.
Ne düşünürler?
Neyi amaçlarlar?
Gerçekten dernek çokluğuna karşın(500’ü aşkın STK var) sahiplenilememe konusu Karabük için büyük bir kayıptır.
Bu öyle bir önem arzeden konudur ki. ;Karabük’ün geleceğine,taleplerine ve iş bitiriciliğine ipotek koymaktadır.
Bu derneklerin kamusal görevleri börek-çörek günü tertip etmek midir.?
Yoksa kentsel yaşama katkı yapıp, idare ile işbirliği içinde sorunların çözümüne yardımcı olmak mıdır.?
Sivil toplumsuz demokrasi olmaz.
STK’ların başkanları temsil ettikleri toplumsal oluşumun kanaat önderleridir.
Kitlelerin en önemli temsilcisi durumundadırlar.
Siyasete yön veren en önemli unsurlardır.
Evet….
Karabük’te burjuva sınıfı yoktur.
Karabük’te eşraf yoktur.
Karabük’te proleterleşmiş işçi sınıfı da yoktur.
Sınıfsız bir toplumda sivil toplumculuk bu açığı kapatan çok önemli bir güç unsurudur.
Anlaşıldığı kadarıyla Karabük’te kendi içinde birlik oluşturamayan bu yapılar isimlerini yalnızca tabelalara yazarak anlamsız bir görselliğe imza atmaktadırlar.
Bu durum kent dinamizmi açısından olumsuzluklara neden olmaktadır.
Sesimizin kesilmesine yol açmaktadır.
Karabük’ü içine düştüğü sıkıntıdan kurtarmak için STK’lar bir an önce kendilerine işlevlik kazandırmalıdır.
Bunun için bir platform kurulabilir.
Her ay sorunlar bu platformda tartışılıp ilgili kurum ve kuruluşların duyarlı olmaları sağlanabilir.
Bu konuda yaşanan sıkıntılar ve tıkanıklar giderilebilir.
Ancak her şeyde olduğu gibi Karabük’te öncelikle bir araya gelebilme sorunu var.
Biz neyi düşünüyoruz.
Önce kendimizi…
Yani kendi bencilliğimize bir kenti feda ediyoruz.
Sonra da şikayet etmeye başlıyoruz.
Yapılan ve yapılamayan işlerin kentte keyifsizliğe neden olduğunu gündeme getiriyoruz.
Ama bir türlü sorunları çözemiyoruz.
Yani…
Sürekli konuşuyoruz…
Ama bir türlü…
İş üretemiyoruz…!
