Kentlerde yaşamak bir sanattır.
Kültürü ve kuralları vardır.
Her kent,yaşamaya dair tutumunu, kültürünü geçmişinden de aldığı güçle oluşturmaya çalışır.
Bunun oluşumunda doğal olarak bizlerin rolü doğrudan etkiyici ve belirleyicidir.
Kentler,tarım dışı üretimin yapıldığı yaşama alanlarıdır.
Sanayi ve ticaretle uğraşan insanların yoğun olarak yaşadığı bu mekanlar,farklı yerlerden gelenlerin getirdikleri kültürle değişime uğrarlar ya da yeniden üretime konu olurlar.
Her kentin,kendi yaşama sanatına uygun oluşturduğu davranış kalıpları vardır.
Bu kültür kendini;gezme ,yemek yeme ,kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerde,damak tadında,sevinç ve hüzünleri paylaşmada, ayrı ayrı olarak kendini gösterir.
Farklılığını belli eder.
Karabük ve Safranbolu’da yaşamak…
Her ikisinde de yaşama kültürü farklılıklar gösterir.
Biri diğerine benzemez.
Birbirlerinden etkilense bile,kendi “özünü” korur.
Ancak bu “öz”,etkilenmelere bağlı olarak kendini yeniler ve var olan ortama uygunluk sağlamaya çalışır.
Kentler zamanla yarışır.
Bu yarışa ayak uyduramayan varlıklarını sürdüremezler,tarihin malı olurlar.
Günümüzdeki asar/ören şehirler bu cinstendir.
Safranbolu’da şehri olabilirdi.
Ancak.korumacılık bilinci bu kenti,geçmişe özlem ve ilgi noktasında “nostalji kenti” haline getirdi ve insanların ihtiyacını karşılamaya yönelik yapılanmayla ayakta kalmayı ,durmayı başardı…
Hatta dünya şehri bile oldu.
Maganda dediğimiz bir davranış biçimi günümüzde yerleşmiş var olan kent kültürünü tehdit edercesine,ne olduğu belli olmayan bir yaşam tarzını insanlara zorla kabul ettirmeye çalışıyor.
Bu manzara bugün Türkiye’nin birçok kentinde görülebilecek,izlenebilecek acınası bir durum.
Bunlar Türkiye’de belli kalıplarda bir sınıf oluşturacak biçimde hızla çoğalmaya başladılar.
Mantar gibi de çoğaldılar.
Sanki kentlerde onu besleyen özel bir toprak çeşidi var.
Toprak üstünde kendiliğinde oluşan yabansı bitkilere benziyorlar.
Kurulu düzeni alt üst ediyorlar.
Yasa tanımıyorlar.
Bir başkasını hiç mi hiç düşünmüyorlar.
Yaptıkları töre dışı davranışlarla etrafa korku saçıyorlar.
İnsanları rahatsız etmek onlara hem zevk hem de güç veriyor.
Adeta yaşadıkları kente kafa tutuyorlar.
Kendi kuralsızlıklarını kent yaşamına kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Bu kabalığın sorumlusu kim?
Maganda kültürü görgüsüzlük hödüklük ,kabalık ve cehalet üzerine kurulmuş…
Neredeyse memleketi kasıp kavuran salgın hastalık haline gelmiş.
Özellikle cep telefonlarına kullanılmaya başladığımızdan beri…
Yeni bir türü ortaya çıktı ki…
Sormayın gitsin…
İşte yüksek sesle bir cep telefonu konuşması örneği…
-Alo….
-Korona iyice yayılmış duydun mu?
-Bu gidişle hepimizi virüs avlayacak herhalde…
O’nun için ben artık maske takmıyorum.
Mesafe de umurumda değil.
Pazara…
Mantar satın almaya gidiyorum…!
