Karabük’te termometre 40 dereceyi gördü.
Küresel iklim krizi bunaltmaya başladı…
Sıcaklık insanlarımızı yaşamsal boyutta sarsmaya,düşündürmeye yöneltti.
Bunun sonucunda sosyal medyada Karabük’te yapılaşma/betonlaşma olayı sorgulanma konusu oldu.
Beton yapıların kentin etrafından iç mekanlara doğru yaptığı baskı tartışılmaya başladı.
Karabük’te kent tanımlamasına yönelik değişik düşüncelerin ortaya çıkmasına neden oldu.
Bu tartışma çerçevesinde iki tanımlamanın bu kenti anlatmada hiç öneminin olmadığı anlaşıldı.
Birincisi Cumhuriyet kenti tanımlaması.
Bu nitelemenin mimari açıdan düşünüldüğünde Karabük’ü anlatma ve anlamada ne kadar yetersiz olduğu anlaşıldı.
Erken dönem Cumhuriyet mimarisinin kendisinden sonraki yapılaşmalarda hiç örnek alınmadığı anlaşıldı.
Karabük’te Yenişehir’e bakan gözlerin kapitalist hırs nedeniyle perdelendiği anlaşıldı.
İkincisi işçi kenti nitelemesi…
Karabük açısından düşünüldüğünde özelleştirme politikaları sonucunda sosyal devlet anlayışının bu kentte önemini yitirmesi ve işsizlik oranında büyük artışların görülmesidir.
Bu niteliklerin kayba uğraması…
Yani…
Eskiye ait kentsel değerlerin önem kaybetmesi yeni Karabük’ü sorgulamamıza yol açtı.
Şimdi buradan nereye varmak istiyoruz.
Bizleri yaşadığımız kentlere/mekanlara karşı duyarlı olmaya zorlayan bir takım sorumluluklarımız olduğunu düşünüyoruz…
Kentleri günümüze ulaştıran gerçek ; onların bizlere bıraktıkları mirastır.
Bu kalıtsal birikim…
Günümüzün anlaşılmasına yardımcı olurlar.
Geleceğe köprü kurmamızı sağlarlar.
Unutmamak gerekir ki…
Kentleri yaşamsal kılan bizleriz.
Mekanlar bizlerle canlanır,bizlerle derin sessizliğe bürünürler.
Yaşamsal alanlara şekil veren bizlerin düşünceleri ve eylemleri kentlerin belirleyisidir.
Çünkü…
Kent kimliğini bu düşüncelere göre oluşturur,biçimlendirir.
Var olmayı ve yaşanırlılığı kendi bağrında ilkeleştiremeyen ve gelecek kuşaklara aktaramayan kentlerin atılım yapmaları söz konusu değildir
Kente ne verirseniz onu alırsınız…
Ne ekerseniz onu biçersiniz.
………………….
Kentlerin kimliğini ortaya koymasına yardımcı olmak zorundayız.
Bunu yapmazsak etrafı keyifsizlik esir alır.
İstenmeyen durumlar yaşanmak zorunda kalır..
Sorumsuzluk duygusu kentlerin geleceğini karartır.
Estetik haz diye bir şey kalmaz.
Hayat dar alanda nefes alamayacak kadar sıkıntılı bir hal alır.
Dinamizm kendini durgunluğa feda eder.
O nedenle…
Kente karşı sorumluluk o kentin kendi değerini bulması açısından önem taşır.
Bizlere ise yeni umut aşılar…
Soruyorum size…
Umutsuz yaşanır mı.?

