Geçenlerde bir yazı okudum,
”Kent duyarsız olursa, şehir ölü olur.” diyordu.
Burada bizi ilgilendiren iki durum var.
Birincisi ; kentin duyarsız olması…
İkincisi ise ölü kent tanımlaması.
Bunlar bir kentin vaziyetini/durumunu kavramada kullanılabilecek iki önemli saptamadır.
Gerçekten…
Karabük il olalı bir türlü değişime ayak uyduramadı.
Yani…
Kendini aşamadı.
Ortaya şehir kültürü olarak bir üretim sunamadı.
Hep hazırdan tüketti.
Genlerinde olan sosyo-kültürel kapalılığı bir türlü devrimsel/dinamik düşüncelerle genele taşıyamadı.
Benzetme yerindeyse…
Karabük türdeş/kaynaşmış bir yapı oluşturamadı.
Herkes kendi çıkarları doğrultusunda türkü uydurma derdine girdi.
Deyim yerindeyse…
Bölgeci/bencil düşüncelerden kendini kurtaramadı.
O zaman Karabük ile ilgili olarak şu soruyu derinleştirerek kendi kendimize sormamız gerekiyor.!
Cumhuriyet ;kent kültürü oluşturma noktasında Karabük özelinde başarısızlığa uğramış mıdır?
Tastamam öyle.!
Karabük’ün görünen hali bu başarısızlığın bir görüntüsüdür.
Bunu mimari anlamda da gözlemlemek olanaklıdır.
Bir zamanlar Erken Cumhuriyet dönemi mimarisinin güzide örneklerini bünyesinde taşıyan Yenişehir konutlarının ve sosyal tesislerinin bugünkü tanınmaz durumu her şeyi çok güzel anlatmaktadır.
Bu yapıların bakımsızlığı neyi işaret eder.!
Hiç düşündünüz mü?
Acaba Cumhuriyet ,ortak bir tarih bilinci oluşturmuş olsaydı günümüzde Yenişehir konutları ile ilgili tamamının olmasa bile yıkılmasına yönelik düşünceler gündeme gelebilir miydi.?
Buna kimse cesaret edemezdi.!
Bir kentte duyarsızlığı besleyen etkenler var.
“Ortak bir kültür/davranış” beraberliği oluşturamama.
Kentlerin ortak bir kültürde mayalanmaya gidebilmeleri tarihin onlara yüklediği misyonla gerçekleşiyor.
Demek ki…
Kentlerin “kendilerini var edecek kültürü oluşturmaları” yüzyıllık süreçlerde gerçekleşiyor.
Birdenbire homojenleşme olmuyor.
Gerçekten….
Karabük bu anlatımın en çarpıcı örneği…!
Öyle değil mi?…

