Bu başlıkta bir yazı çoğumuza belki çok uçta(marjinal)gereksiz gibi gelebilir.
Ancak içerik açısından yaklaşımda bulunulduğunda yazıyı hazırlayan ve bunu internetten, ”Çağdaşlığın Sit Alanı” başlığı altında yayımlayan Sayın Zafer Say, görmediklerimizi bizlere yorumlayarak, düşünce pencerelerimize farklı manzaralarla görüntüler ekliyor.
Safranbolu ve Karabük’ün dışarıdan nasıl görüldüğü ve yorumlandığına kaynak oluşturma açısından yazıyı buradan olduğu gibi yayımlama gereğini duyuyoruz:
“Tarihi yarına taşıyan Safranbolu’nun, hemen tümüyle, Cumhuriyet mirasımız olan Karabük’le komşuluğu ne kadar anlamlı…
Bunu görebilmek için, Safranbolu gezilerine mutlaka Karabük’ü de eklemek gerekiyor…
Çünkü ,bin yılların Anadolu geleneğindeki yaşama saygılı yerleşme kültürünü tanıdıktan sonra 84 yıl öncenin insana saygılı kent kültürünü incelemek,Cumhuriyeti kuranların çağdaşlık için de yine bu ülkenin tarihsel birikimlerinden nasıl esinlendiklerini kavramaya yetiyor…
Denebilir ki, Safranbolu, Karabük’e,uygarlık kimliğimizi anlatıyor; yanı başındaki Karabük de Safranbolu’ya modern planlı geçmişimizi öğretiyor…
Ancak gidin görün ki ne Safranbolu’nun yeni yerleşme alanlarında kendi köklü kimliğinden ve Karabük’ün Cumhuriyet planlarından ders alınabilmiş;ne de Karabük’ün son dönem kentleşmesinde,komşusundaki tarihe bakmak bir yana,yakın geçmişindeki şehircilik bilinci sürdürülebilmiş…
Sayın Zafer Say,duygularını şu biçimde aktarmaya çalışıyor:
“Köy”bile değildi…
İşte bu durumu yakından görmemizi isteyen Karabük’lü makine mühendisi Salim Yalçınkaya rehberliğinde kenti gezerken,1940’ lara kadar uzandık…
1937’de Demir Çelik Fabrikası’nın temeli atılıncaya kadar Zonguldak ilinin Safranbolu ilçesine bağlı Öğlebeli Köyü’nün sadece 13 evlik bir mahallesiymiş…1935 ve 1940 nüfus sayımlarında adına bile rastlanmıyor…
Fabrikanın ardından 1940’de bucak(nahiye)oluyor.1953’te ilçeye dönüşüyor,1995’ten bu yana ise artık Safranbolu’nun da il merkezi…
84 yıllık hızlı bir gelişmenin ilk 35-40 yılında,şehircilik neyi öngörüyorsa,mimarlığa karşı da aynı özeni gösteren bir yapılaşmayla birlikte Karabük’te eksiksiz uygulanıyor.
Geniş yolları,büyük parkları,bahçeli lojman ve konut alanları,her dalda eğitim tesisleri,sinema-tiyatro-kütüphane gibi kültürel mekanları,çarşıları,bol bol rekreasyon ve spor alanlarıyla Karabük her yönüyle Cumhuriyet eseri olarak Anadolu’ya armağan edilmiştir. İnsana ve doğaya değer veren planlamasıyla da sanki;tarihi kentlerimizin günümüze uyarlanması gibidir”.
İşte böylesi bir uygar dönemin mirası olan ve kentin kültür simgesi olan Yenişehir Sinemasının da bulunduğu ilk planlı yerleşim bölgesi,çok yerinde bir kararla,birkaç yıl önce Ankara Koruma kurulu tarafından çağdaşlığın sit alanı ilan edilerek neyse ki,artık yasal koruma altına alınmış durumda…
Ancak,kentin diğer bölgeleri ise Türkiye’nin 1980 sonrasına tümüyle damgasını vuran arsa rantı imarcılığının çarpık,yoğun ve çirkin yapılaşma salgınıyla,bu anlamlı sit alanını kuşatıyor…
Cumhuriyet uygarlığını,adeta karşıdevrim ilkelliğinin betonları arasına gizliyor…
Aynı süreçte Karabük Demir Çelik İşletmelerinin özelleştirilmesi de kentin başına gelenlerin sadece yerel duyarsızlığın değil,ulusal ölçekteki Cumhuriyet karşıtı politikaların ürünü olduğunu kanıtlıyor…
Evet…Son yıllarda,ülkedeki olumsuzluklar için ille de Cumhuriyeti sorgulayanlara ve devrimlere dil uzatmayı da demokratlık gösterisi sananlara belki de en çarpıcı yanıt,”Karabük gezileri” düzenlenerek verilebilir…
84 yılın özetini aynı yaştaki bir kent bütünlüğünde incelesinler ve o efsanevi yılların değerini gözleriyle görerek yeniden öğreniversinler…”
Ben dememiş miydim sizlere…
Cumhuriyet Tarihimizin en büyük laboratuar kenti Karabük’tür diye…!
