Bu sabah Los Angeles’ta sadece bir futbol maçı oynanmadı.
Bir vedanın, bir mücadelenin, bir gururun hikâyesi yazıldı.
Evet, 2026 Dünya Kupası’na veda ettik.
Ama nasıl veda ettik?
24 yıl aradan sonra yeniden katıldığımız Dünya Kupası’nda gruptan çıkamadık. Elbette hepimiz daha fazlasını hayal ediyorduk. Son 16’yı, çeyrek finali, belki de çok daha büyük başarıları…
Olmadı.
Futbol böyle bir oyun.
Bazen çok iyi oynarsınız ama kazanamazsınız. Bazen de turnuvaya geç uyanırsınız.
Amerika Birleşik Devletleri karşısında oynanan son maç ise adeta bu takımın özeti gibiydi.
Henüz 3. dakikada geriye düştük.
Birçok takım dağılırdı.
Ama bizim çocuklar dağılmadı.
Arda Güler çıktı sahneye…
Barış Alper mücadele etti…
Uğurcan kalesinde adeta devleşti…
Ve son sözü, oyuna sonradan giren Kaan Ayhan söyledi.
90+9…
Belki de milyonlarca Türk vatandaşının “Artık bitsin” dediği anda gelen o gol…
Türkiye’yi ayağa kaldırdı.
*
Skor tabelasında sadece 3-2 yazıyordu.
Ama o skorun içinde inat vardı.
Karakter vardı.
Pes etmemek vardı.
Belki kupaya erken veda ettik.
Belki bugün üzgünüz.
Ancak şunu da kabul etmek gerekiyor:
Uzun yıllardan sonra yeniden Dünya Kupası sahnesinde yer alan, son düdüğe kadar savaşan ve turnuvayı galibiyetle tamamlayan bir millî takım izledik.
Eksikler var mı?
Elbette var.
Eleştirilecek noktalar yok mu?
Fazlasıyla var.
Ancak eleştirirken alkışı da esirgememek gerekiyor.
Çünkü bu forma hepimizin.
Ve bu çocuklar, kaybetseler de kazansalar da bizim çocuklarımız…
Şimdi yapılması gereken, bu turnuvadan dersler çıkarıp geleceğe daha güçlü hazırlanmak.
Çünkü Türk futbolunun potansiyeli var.
Yeter ki doğru planlama, sabır ve istikrar olsun.
Dünya Kupası’na veda ettik…
Ama umuda değil.
Kalın Sağlıcakla
