Reklam
Reklam
261
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Karabük’ün en büyük çıkmazı ne biliyor musunuz?

Şafak Zeki Akca Yazdı

Ekonomi değil…
Yatırım değil…
Teşvik değil…

Kamu ile özel sektörün yıllardır süren ve artık saklanamayan çatışması.

Bir tarafta “bürokratik ağırlığı” ile her adımı yavaşlatan, risk almaktan korkan, yönetmek yerine süreci sürüncemede bırakan bir kamu yapısı…
Öte tarafta “Yatırım yapacağım ama engel çıkmasın” diyen özel sektör…

Sonuç?
Birbirine bakarak bekleyen, bekledikçe küçülen bir şehir.

Özel sektör “geliyorum” diyor; kamu “bir dakika” deyip frene basıyor.

Bu şehirde birçok yatırımın önü “bürokratik inceleme”, “ek dosya”, “süreç beklemede” gibi kâğıt üzerinde masum görünen, pratikte ise tamamen oyalama taktikleriyle kesildi.


Yatırımcı arsa bakıyor,
kamu ise dosya bakıyor.
Yatırımcı takvim yapıyor,
kamu takvim değiştirmeye çalışıyor.

Sonra da kalkıp “Niye yatırım gelmiyor?” diye şaşırıyoruz.

Kamu, özel sektöre güvenmiyor. Özel sektör de kamunun niyetine.

Bakın bu cümle çok sert ama yıllardır Karabük’ün gerçekliği:
Kamu özel sektöre “Bu işten ne çıkarıyorsun?” gözüyle bakıyor, özel sektör kamuya “Bana ne zaman engel çıkaracaksın?” şüphesiyle yaklaşıyor.

Bu güvensizlik ortamında yatırım olur mu?
Olmaz.
Nitekim olmuyor.

Bazı bürokratik çevreler “kontrolü kaybetmek” istemiyor.

Öyle güçlü bir refleks var ki:
Bir yatırım büyüyorsa, bir işletme gelişiyorsa, bir firma ses getiriyorsa kamunun bazı noktalarında “Acaba bu çok güçlenirse bize rağmen bir şey yapar mı?” endişesi baş gösteriyor.

Lafı dolandırmanın anlamı yok:
Bu şehirde bazı odaklar güçlü özel sektör fikrinden rahatsız.

Çünkü güçlü bir özel sektör;
şeffaflık ister,
hız ister,
bürokrasinin hesap vermesini ister,
ölçülebilir süreç ister.

Bu da kimi koltuklar için risk demektir.
İşte çatışmanın göbeği burada duruyor.

Özel sektörün “kaçış” hikâyesi kendiliğinden olmadı.

Karabüklü yatırımcı neden kendi memleketine fabrika kurmuyor da gidip başka ili tercih ediyor?
Çünkü başka illerde kamu, yatırımcıyı müşteri gibi değil, ortak gibi görüyor.
“Yeri verelim, yolu açalım, üretim artsın” mantığı var.

Karabük’te ise hâlâ “Bir bakalım, bir bekleyelim, bir kurula gönderelim…” refleksi hâkim.
Bu dil özel sektörü kaçırır,
nitelikli yatırımı kaçırır,
yeni girişimi boğar.

Kamu karar vermiyor, özel sektör hareket edemiyor.

Bu denklemde kazanan kim?
Hiç kimse.
Kaybeden?
Şehir.
Hem de yıllardır.

Daha kötüsü ise şu:
Özel sektör risk almazsa ekonomi durur;
kamu risk almazsa şehir durur.
Karabük’te ikisi de aynı anda duruyor.

Bu çatışmanın çözümü net: “Kamu kontrol etmesin, yönetsin.”

Kamu, özel sektörü frenleyen değil, yol açan taraf olmalı.
Özel sektör de kendi kazancını şehrin geleceğiyle birlikte düşünmeli.
Ama en önemlisi:
Taraflar birbirini rakip değil, tamamlayıcı görmek zorunda.

Çünkü bu şehirde kamu–özel sektör çatışması bitmeden yatırım büyümez, büyüme başlamadan da Karabük’ün kaderi değişmez.

Kalın Sağlıcakla