Şafak Zeki Akca yazdı…
Karabük Üniversitesi, son yıllarda yalnızca Karabük’ün değil, ülke genelinde akademik camianın dikkatini çeken bir yükseliş ivmesi yakalamıştı. Açılan yeni fakülteler, artan öğrenci sayısı, akademik üretim ve şehirle kurulan bağ…
Üniversite, Karabük’ün vizyonunu büyüten en önemli kurumlardan biri haline gelmişti.
Ancak tam da bu başarı hikâyesi konuşulurken, üniversitenin adının farklı tartışmalarla anılması ister istemez şu soruyu gündeme taşıyor:
Bu başarıya gölge mi düşüyor?
Son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı atamalar, bu sorunun daha yüksek sesle sorulmasına neden oldu.
Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Hasan Solmaz,
Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığı’na ise Prof. Dr. Tahir Kahraman atandı.
İlk bakışta her şey olağan bir bürokratik süreç gibi görünebilir.
Yetkili makamlar kararını vermiş, imzalar atılmıştır.
Ancak mesele, şekli prosedürlerin çok ötesindedir.
Asıl tartışma, her iki ismin de Veteriner Fakültesi mezunu olmasıyla başlamaktadır.
Burada durup düşünmek gerekir.
Tıp Fakültesi gibi, insan hayatının doğrudan merkezinde yer alan;
Diş Hekimliği Fakültesi gibi, mesleki uzmanlık ve klinik deneyim gerektiren fakültelerin başına, kendi alanlarının dışından isimlerin getirilmesi neyi anlatmaktadır?
Bu soru, kesinlikle kişisel değildir.
Bu soru, liyakat, akademik gelenek ve kurumsal temsil sorusudur.
Hiç kimsenin akademik unvanını, emeğini ya da kişisel kariyerini tartışmak gibi bir niyeti olamaz.
Ancak üniversiteler, sadece unvanlarla değil; alan uyumu, mesleki aidiyet ve bilimsel temsille yönetilir.
Tıp Fakültesi’nin bir kültürü vardır.
Diş Hekimliği Fakültesi’nin ayrı bir mesleki dili, ayrı bir akademik geleneği vardır.
Bu fakültelerin başında duran isimler, o alanların içinden gelmediğinde;
öğrencide, akademisyende ve kamuoyunda ister istemez bir yabancılaşma duygusu oluşur.
Daha da önemlisi, şu soru zihinleri kurcalar:
Bu fakültelerde, kendi alanlarından, bu görevi üstlenebilecek yeterlilikte akademisyenler yok muydu?
Eğer vardıysa, neden tercih edilmediler?
Eğer yoksa, bu da başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken başka bir sorundur.
Bugün üniversiteler yalnızca eğitim veren kurumlar değildir.
Aynı zamanda adalet, eşitlik ve liyakat duygusunun üretildiği yerlerdir.
Bu duygunun zedelendiği her karar, kuruma kısa vadede sessizlik; uzun vadede ise güven kaybı olarak döner.
Karabük Üniversitesi’nin bugüne kadar elde ettiği başarılar küçümsenemez.
Ancak unutulmamalıdır ki, bir kurumu yükselten sadece binalar, projeler ya da sayılar değildir.
Onu ayakta tutan şey, adaletli kararlar ve doğru tercihlerdir.
Bugün konuşulan mesele isimler değil, ilkelerdir.
Ve bu ilkeler sarsıldığında, başarı hikâyelerinin üzerine ister istemez bir gölge düşer.
Karabük Üniversitesi bu gölgeyi kaldıracak güce sahiptir.
Yeter ki alınan kararlar, liyakatle, şeffaflıkla ve akademik teamüllerle örtüşsün.
Çünkü üniversiteler, sadece yönetilmez;
aynı zamanda örnek olur.
Kalın Sağlıcakla
