Reklam
Reklam
322
0

Bir gazetenin yetmiş yıllık hatırı…

Algı operasyonlarının payandası olmayı asla kabul etmeyen..

Bir siyasi çıkar grubunun hizmetkarına dönüşmeyen,

herkesin sesine soluğuna değer veren, hakaret etmeden,

sövmeden eleştiren..

Saygılı ve düzeyli eleştirileriyle şehri yönetenlere yol göstermeye çalışan, değerlerine saygılı ve sahip çıkan, haklının yanında olan, haksızlıkların üstünü örtmeyen bir gazetecilik.

BİR kahvenin kırk yıl hatırı varmış. Karabük Postasının 70 yıllık hatırı var…

Gazete zaten hep hatırlanır. Gazete okuru, sabah içtiği çay gibi, kahvaltının üstüne höpürdettiği köpüklü kahve gibi, gazetesini unutmaz.

Artık akıllı telefonlarla mobil sayfalardan takip ediyor pek çoğu.

Ya da masaüstü, dizüstü, tablet bilgisayarlardan bakıyor, okuyor.

Kağıt gazetenin kısa süre sonra yok olacağını düşünüyor kimileri.

‘Geleneksel gazetecilik’ diyorlar bizimkine; bilemiyoruz ‘geleneksel’ olan nereye gidecek, neye evrilecek?

Bugün kağıda ulaşmanın güçleştiği bir dönemdeyiz.

Yarın belki de bugünkünden çok daha değerli bir malzemeye dönüşecek kağıt; öyle herkesin alıp kullanabileceği bir mal olmaktan çıkacak!

Matbaada baskı devam ederken makineye takılan, kazana basan, bu yüzden atık durumuna düşen kağıt yığınlarını görünce üzülüyor insan.

Yeni çağ gazeteciliği, ya da ‘Yeni Medya’ dedikleri gazetecilik yaygınlaşıyor.

Dijital ortamda da bu işin hakkını vermeye gayret edenlerdeniz.

***

GELENEKSEL gazetecilikte, içeriği yirmi dört saat sonra sunabiliyorsunuz okuyucuya.

Dijital gazetecilikte haber saniyeler içinde bayatlıyor!

Haberleşmenin sosyal medya trafiği üzerinden yürüdüğü bu çağda artık herkes bir anlamda ‘haberci’ konumunda.

Hem öyle ki, gazeteciler bile kimi gelişmeleri sosyal medyadaki paylaşımlardan öğreniyor.

Ama gazetecilik ciddi iştir. Doğruluğu, dürüstlüğü, ilkeliliği, objektifliği gerektirir.

Sosyal medya için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Trol trafiği oldukça yoğun. Sağlıksız, gerçek dışı, abartılı, hayal ürünü, algı faaliyetleriyle örülü bir sosyal medya işlevi söz konusu.

Bu arada yalnızca sosyal medya hesapları aracılığıyla gazetecilik faaliyeti sürdürenler de çoğalıyor.

Acı ki; özellikle belediyeler ve kamu – özel kuruluşlar sosyal medyadan bir başsayfa yayımlayıp adına ‘gazete’ dedikleri şeye itibar ediyor.

Yine özellikle belediyeler, memlekette geleneksel veya dijital gazete yokmuş gibi davranıyor; kendi algı faaliyetleri için tek sayfalık dijital gazete yayımlıyor.

Bu noktada el birliğiyle gazetecilik mesleğinin itibarını tüketiyorlar.

Sorumlu oldukları işleri bırakıp gazeteciliğe el atıyorlar!

Yüz yüze olduğumuz bu gerçekler bize pek etik gelmiyor.

***

DİJİTAL gazetecilikte sunduğunuz bilginin ömrü saniyelerle sınırlı. Aynı anda sayısız haber sitesi o bilgiyi okurlarına sunuyor. Burada kim önce davranırsa, ‘ek çok tıklama’ alıyor.

‘Tıklama gazeteciliği’ mi desek buna?

Öyle ya, bugün artık ‘trafik’ ön planda. İçerik modundan çıktık; münderecat derinliğini silip attık.. İlk öncelik, trafiği arttırmak!

Bunu, baskı sayısını çoğaltmak, abone sayısını arttırmak, bayilerde satılan gazete sayısını ikiye katlamak gibi mi düşünelim?

Trafik, bir haber sitesi için en önemli etkinlik. Ne ki, memleketin türlü çeşitli meselesine kafa yorduğunuz içeriklere itibar etmeyen, anlık tükenen magazinel şeylere odaklanan bir kitle var karşınızda.

Yaptığınız bir yayının büyük etki yaratacağını düşünüyorsunuz; ne bileyim siyasi bir gelişme hakkında bomba etkisi yaratacak falan sanıyorsunuz.

Adam gidiyor, “bugün bayram tatili; kargo şirketleri çalışıyor mu” türü haberlere yoğunlaşıyor.

Siyasi ve ekonomik gelişmeleri çok az bir kitle takip ediyor artık.

***

TÜM bu anlattıklarıma eklenen daha pek çok şey var. Ama bugün ‘geleneksel gazete’yi konuşmak niyetimiz.

Öyle ya canım, bizim gazete altmışdokuzuncu yılı geride bıraktı bugün. Yetmişinci yayım yılına adım atıyoruz.

Başta ne dedik: Bir kahvenin kırk yıl hatırı var. Karabük Postasının yetmiş yıllık hatırı var.

Bir de ‘hatırı sayılır’ gazetecilik var.

Hatırlı, sevilen, aranan, okunan, itibar edilen gazetecilik.

KARABÜK POSTASI’nın geride kalan Altmışdokuz  yılı böyledir. İlkelerinden taviz vermeyen, kendisini kullandırmayan, parayı verenin borazanlığını yapmayan, çok kazanmak adına ödün üstüne ödün vermekten imtina eden, okuyucusuna ve hitap ettiği şehre saygılı, o şehrin dününü bilen, bugününü yaşayan, geleceği için kaygılanan bir gazetecilik anlayışıdır bu.

Algı operasyonlarının payandası olmayı asla kabul etmeyen.. Bir siyasi çıkar grubunun hizmetkarına dönüşmeyen, herkesin sesine soluğuna değer veren, hakaret etmeden, sövmeden eleştiren.. Saygılı ve düzeyli eleştirileriyle şehri yönetenlere yol göstermeye çalışan, değerlerine saygılı ve sahip çıkan, haklının yanında olan, haksızlıkların üstünü örtmeyen bir gazetecilik.

***

Zengin gazeteci, gazeteci değildir zaten.

İlkesellik ekseninde gazetecilik yapacaksınız, azla yetinmeyi bileceksiniz.

Karnımız doyuyor çok şükür. Ele güne muhtaç olmadan yaşayıp gidiyoruz. Yetmez mi?

Kalın Sağlıcakla