Şafak Zeki Akca yazdı…
Artık şehirler yalnızca dev sanayi kuruluşlarının gölgesinde, vergi rekortmen-lerinin başarı tablolarıyla ya da bir dönem parlayan spor kulüplerinin heyecanıyla var olamıyor.
Bunlar elbette önemli bir vitrin…
Ama vitrin ne kadar ışıl ışıl olursa olsun, içi boş bir şehir algısı kimseyi etkilemiyor, kimseyi şehirle bağ kurmaya ikna etmiyor.
Bugünün şehircilik anlayışı çok net:
Bir şehir, kendi hikâyesini ancak kendi markalarıyla yazar.
Sokağına dokunmayan, insanı-nın hayatına temas etmeyen, geçmişiyle geleceğini birleştire-meyen yerel markalara sahip olmayan hiçbir şehir gerçek anlamda markalaşamaz. Bir yere “şehir” demekle şehir olunmuyor; kimlik, hafıza ve marka gerekiyor.
Ve Karabük…
Evet, bu şehir masanın üzerinde dev bir potansiyele sahip.
Üstelik yalnız merkezde değil; ilçeleriyle, kültürüyle, tarihiyle, doğasıyla…
Ama bu potansiyelin çoğu henüz fark edilmeyi bekliyor.
*
KARDEMİR: Dev Bir Gölge mi, Yoksa Şehrin Adı mı?
Karabük’ün kalbine baktığımızda ilk görünen: KARDEMİR.
Demir-çelik sektörünün nabzı…
Türkiye’nin gözbebeği…
Kâğıt üzerinde “dev marka”.
Peki samimi olalım:
“KARDEMİR” denince aklınıza ilk ne geliyor?
Kaç kişinin zihni Karabük’e gidiyor?
Bu dev marka gerçekten şehri temsil ediyor mu? yoksa Karabük hâlâ bu devin gölgesinde silik bir figüran mı?
Bu sorular artık bu şehrin masasında durmalı.
*
Safranbolu: Bir Marka Şehrin Tek Başına Yükü
Safranbolu…

Konaklarıyla, safranıyla, lokumuyla, Bağlar Gazozu’yla kendi başına bir marka şehir.
Burası olmasa Karabük’ün Türkiye’deki tanınırlığı ne olurdu?
Cevap belli, tartışmaya bile gerek yok.
Safranbolu, Karabük’ü taşımaya devam ediyor.
Peki Karabük bu yükü paylaşabiliyor mu?
*
Eskipazar, Yenice, Eflani, Ovacık… Değerler Raflarda Tozlanıyor
Eskipazar: Hadrianapolis gibi dünya çapında bir marka potansiyeli var.

Kaç kişi biliyor?
Kaç projeye dönüştü?
Yenice: Türkiye’nin en özel ormanlarına sahip. Organik balı, kültürü, tarihî damarları…
Kaç defa ulusal vitrine çıkarıldı?
Eflani: Hayvancılığın kalesi. Tarihi, kültürü başka şehirlerde olsa çoktan marka olurdu.
Ovacık: Kral mezarları, asırlık hikâyeleri…

Ama sessiz, ama sahipsiz.
Bu şehirde değer var; çok değer var.
Olmayan tek şey, bu değerleri vitrine çıkaracak irade ve vizyon.
*
Şehirlerin Gücü Artık Binalarda Değil, Markalarda
Dünya değişti.
Bugün şehirleri tanıtan şey ne gökdelenler ne devasa tesisler…
Seattle – Starbucks
Londra – Pret A Manger
Toronto – Tim Hortons
Bu markalar bir fincan kahveden fazlasıydı.
Birer kültür, birer kimlik, birer şehir hikâyesi anlattılar.
Peki Karabük?
Neden bu topraklardan doğup Türkiye’ye Dünyaya yayılan markalar hâlâ yok?
Neden bir Safranbolu lokumu dışında ülkenin diline dolanmış bir Karabük markası yok?
Yerel marka, bir belediye projesi değildir.
Bir kişinin vizyon metni de değildir.
Yerel marka, bir şehrin ortak hafızasının eseridir.
Ve Karabük’ün en çok ihtiyaç duyduğu şey tam da budur.
*
Potansiyel Var… Cesaret Yok
Karabük bugün:
Sanayisiyle, Turizmiyle,
Üniversiteleriyle,
Gençliğiyle, Hikâyesiyle
aslında güçlü bir şehir.
Ama markasını üretmeyen şehir, gücünü saklayan şehirdir.
Potansiyelini gösteremeyen şehirdir.
Sesini duyuramayan şehirdir.
Bir şehir markası yoksa sesi de yoktur.
Kendini anlatamayan şehir geleceğini de inşa edemez.
Karabük’ün potansiyeli var.
Hem de büyük bir potansiyel…
Eksik olan tek şey:
Bu potansiyeli Türkiye’ye gösterecek cesaret, irade ve vizyon.
Kalın Sağlıcakla
