Şafak Zeki Akca…
“Hayvanlar düşünemez, öleceğini bilmez” denir; ama bu yargının ne kadar doğru olduğu her zaman tartışmalıdır. Çünkü biz, onlara hiçbir zaman gerçekten soramadık.
Onların kelimeleri yok belki; fakat bakışları, bekleyişleri, vazgeçmeyişleri var.
Ve bazı hikâyeler vardır ki, insanın kendinden emin cümlelerini sessizce yerle bir eder.
Japonya’da yaşanmış gerçek bir olaydan esinlenilerek çekilen Hachiko filmi, işte bu sessiz itirazın en güçlü örneklerinden biridir.
Japonya’da yaşayan bir profesör, her gün trenle işe gidip gelmektedir. Sadık köpeği Hachiko, onu her sabah istasyona kadar uğurlar; her akşam da aynı saatte, aynı yerde durur ve dönüşünü bekler.
Bu, bir köpeğin günlük rutini değil; bir bağın, bir güvenin ve bir sözsüz anlaşmanın ifadesidir.
Ta ki bir gün…
Profesör işteyken hayatını kaybedene kadar.
O günden sonra kimse Hachiko’ya “Artık gelmeyecek” diyemez.
Belki de diyemez değil; demeye gerek yoktur. Çünkü Hachiko, gerçeği kendi usulünce anlamış gibidir.
Tam dokuz yıl boyunca, sahibi gelecekmiş gibi her gün aynı istasyona gelir, aynı noktada durur ve bekler.
Ne yağmur onu yolundan eder, ne kar ayaklarını geri çevirir, ne de geçen yıllar yüreğindeki umudu aşındırır.
İnsan için dokuz yıl bir ömür parçasıdır; bir köpek içinse neredeyse bütün hayat.
Bu noktada insanın zihninde kaçınılmaz sorular belirir:
Eğer hayvanlar düşünemezse, bu bekleyiş nedir?
Eğer ölümü bilmezlerse, bu sadakat neyin adıdır?
Belki de hayvanlar ölümü bizim bildiğimiz gibi bilmezler; ama yokluğu çok iyi bilirler.
Belki kavramlarla düşünmezler; fakat duygularla çok daha derin bağlar kurarlar. İnsan çoğu zaman aklıyla yaşar, hayvan ise kalbiyle… Ve bazen kalp, akıldan çok daha isabetli bilir gerçeği.
Belki de asıl mesele, hayvanların ne bildiği değildir. Asıl mesele, bizim neyi görmezden geldiğimizdir. Hızla akan hayatın içinde, sadakati “alışkanlık”, bekleyişi “içgüdü” diyerek geçiştirir; kendimizi rahatlatırız. Oysa Hachiko’nun istasyondaki duruşu, insanlığa yöneltilmiş sessiz bir aynadır.
*
Akşam işten çıkıp eve giderken, bir an durup sokaktaki kedilere bakın.
Arkanızdan nasıl baktıklarını fark ettiniz mi?
Paçalarınıza nasıl sarıldıklarını, gitmenizi istemez gibi nasıl miyavladıklarını?
Hiç düşündünüz mü onların da birer canlı varlık olduğunu?
Allah’ın konuşmayan ama hisseden, acıyan, sevinen sessiz kulları olduğunu?
O bakışlarda bir beklenti vardır.
Bir kap mama beklentisi kadar, belki bir parça merhamet beklentisi…
İşte o an, yazının başında anlattığım Hachiko hikâyesi düşer insanın aklına. Çünkü sadakat sadece istasyonlarda olmaz; apartman önlerinde, dükkân kapılarında, cami avlularında da sessizce yaşanır.
*
Sıcak yaz günleri sona erdi. Kış günlerine girdik artık lapa lapa kar yağıyor.
Henüz dondurucu soğuklar başlamasa da hayat, tüm canlılar için her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Sokak hayvanları içinse bu zorluk, çoğu zaman hayatta kalma mücadelesi anlamına geliyor.
Evet, zaman zaman “Sokakta yaşayan kedilere ve köpeklere mama vermeyin” deniliyor.
Ama insanın vicdanı sızlıyor.
Nasıl vermeyelim?
Benim de beslediğim bir kedim var. Sokaktan sahiplendiğim günden bu yana hayatımıza sessizce ama derin bir sevinç kattı.
Evimizin neşesi oldu.
Canı isterse evde yaşar, canı isterse sokakta…
Akşamları gezintiye çıkarken bizimle birlikte bir yere kadar gelir, sonra durur; arkasından bakar.
Gece dönerken de bizi bıraktığı yerden alır, eve kadar eşlik eder.
Ne bir tasma vardır aramızda ne de zorunluluk…
Sadece alışkanlık, güven ve bağ.
İşte hayvanlarla kurulan ilişki tam da budur: Zorunluluk değil, gönüllülük.
Sahiplik değil, yoldaşlık.
Sokak kedilerini ve köpeklerini anlamak için Hachiko filmini mutlaka izleyin. Ama asıl film, her gün sokağın köşesinde oynuyor zaten.
Bir kap mama koyduğunuzda gözleri parlayan, soğukta bir karton kutunun içine kıvrılıp uyuyan, sizi görünce kuyruğunu sallayan o canlarda…
İmkânınız varsa bir sokak hayvanına sahip çıkın.
İmkânınız yoksa, hiç değilse soğuk kış günlerinde bir kap kuru mama ya da yaş mama bırakın. Bir kap su koyun. Bir an durup başını okşayın.
Göreceksiniz; verdiğiniz şey sadece mama olmayacak.
Evinize, hayatınıza ve kalbinize huzur ve mutluluk da girecek.
Kalın sağlıcakla.
