Babam Hüseyin AKCA’yı Rahmetle Anıyorum
İnsan doğar, yaşar ve ölür…
Ne kadar sade bir cümle. Ama içi, bir ömür kadar dolu.
Babam 13 Kasım 2001… tarihinde hayata gözlerini yumdu.
Babamın vefatının üzerinden tam 24 yıl geçti.
Zaman ne kadar da hızlı akıp gidiyor.
Ama bazı anılar, bazı insanlar, yıllar geçse de kalbinden silinmiyor.
Adı Hüseyin AKCA idi.
Karabük’te “Matbaacı Hüseyin” derlerdi ona.
Babam diye söylemiyorum; gerçekten çok temiz kalpli bir insandı.
İyiliğiyle, dürüstlüğüyle, emeğiyle tanınan bir adamdı.
Kısacası, adam gibi adamdı.
Bugün onu bir kez daha rahmetle, özlemle anıyorum.
Allah gani gani rahmet eylesin.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Dostlarımızdan, sevenlerinden, tanıyan herkesten
üç İhlas bir Fatiha okumalarını rica ediyorum.
*
İnsan doğar, yaşar ve ölür…
Kulağa ne kadar sade geliyor değil mi?
Üç kelime, üç evre…
Ama aslında bu üç kelimenin arasında koca bir dünya var.
Doğum, bir başlangıç gibi görünür ama insanın hikâyesi ondan önce yazılmıştır.
Kimin oğlu olacağın, hangi şehirde doğacağın, hangi kaderin içine düşeceğin…
Hepsi çoktan belirlenmiştir.
Yani doğmak, sadece görünür olmaktır.
Oysa insanın asıl mücadelesi “yaşamak”la başlar.
Yaşamak dediğimiz şey, bir ömrü doldurmak değildir.
Yaşamak, bir iz bırakmaktır.
Bir tebessümde, bir iyilikte, bir kelimede…
Yaşamak, geçip giden günlerin değil, geriye kalan anlamların toplamıdır.
Ama biz bazen unuturuz…
Hayatın “yaşamak” kısmında, “ölüm”ün gölgesini görmezden geliriz.
Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi davranırız.
Kibirle, hırsla, menfaatle öreriz duvarlarımızı.
Sonra bir gün, vakit geldiğinde…
Ne mal kalır, ne makam, ne de o çok övündüğümüz unvanlar.
İnsan ölür…
Ama kimi sessizce toprağa gömülür, kimi kalplerde yaşamaya devam eder.
Çünkü bir insanın gerçek ömrü, mezar taşındaki tarihler arasında değil,
hatırlanabildiği kadardır.
O yüzden…
Asıl mesele doğmak değil,
veya ölmek de değil.
Asıl mesele, yaşarken nasıl bir insan olduğundur.
Kalın Sağlıcakla


