📝Sanat Tarihi Ajandası-11
Bugün Karabük denildiğinde aklımıza Cumhuriyet ve sanayi kenti olduğu gelir. Ardından Eskipazar ile antik kent, Safranbolu ile Osmanlı dönemi mimarisi anımsanacaktır. Oysa bölge, geçmişin çok daha derin katmanlarını da barındırıyor. Çünkü Safranbolu’daki Göztepe Büyük Tümülüs’ünde gerçekleştirilen kazılar bu konuda belirgin bir ilerleme sağlıyor ancak kaçak kazılar olmasaydı (Kaçak kazı yapılması, tarihe ışık tutacak ve insanlığa kaynak oluşturacak tarihi verilerin yok olmasına sebep olur; bu da ciddi bir suçtur.)
Karabük’te ise Göbeklitepe gibi Keltepe, Kepez, Sarıçiçek, Tarakçı gibi alanlar, henüz tam anlamıyla konuşmamış tepelerdir. Göbeklitepe’nin bizlere gösterdiği şey, “önemsiz” sandığımız her yığının, her taş parçasının bir çağrıyı içinde barındırabileceğidir.
Göbeklitepe’nin bulunduğu gibi korunması insanlık tarihi için o kadar önemli ki… Belki de Karabük’ün bu tepelerinde de çağlar öncesinde yaşayan insanların bir araya gelip dikilitaşlar etrafında diz çöktüğü, yıldızlara baktığı, anlam aradığı yerler de açığa çıkacaktır. Belki de bu tepeler, Göbeklitepe’den de önceye işaret edecektir ve henüz uyanmamış miras alanlarını barındırıyordur.
Göbeklitepe, yalnızca bir kazı alanı değil; insanlığın ilk sanat galerisi, ilk sahnesi, ilk ortak yakarış alanıdır.
Arkeolojik çalışma sadece kazma, kürek ve fırça ile değil; büyük bir duyarlılıkta gerektirir. Taşın, toprağın, sessizce bize anlattığı öyküyü dinleme fırsatını ilk olarak arkeologlar tadar, tatmalıdır da.
Kim bilir, bir gün Karabük’te de biri büyük bir taşa rastlar ve oradan on binlerce yıl öncesine ait bir bakış fısıldar: “Ben buradayım” der.
Göbeklitepe, bilinen tarihin sıfır noktası. Orada bulunanlar yalnızca taş yapılar değil, insanlığın sanatla, inançla, birlikte yaşama kültürüyle ilk kez buluştuğu özel bir yerdir.
Bu görkemli yapı topluluğu, bizi alıştığımız düşünce kalıplarının dışına çıkmaya zorluyor. Zira bu devasa dikilitaşlar, yerleşik hayata ve tarıma geçilmemiş bir toplumun eseri. Oysa biz sanatı, inancı ve örgütlü yaşamı, yerleşik hayatın sonrasında diye biliyorduk. Göbeklitepe ise adeta şöyle diyor: “Hayır, önce anlam aradık. Sonra ektik, biçtik ve yerleştik.”
Bu devasa taşları işleyen kimlerdi? Nereden geldiler? Kimilerine göre bu insanlar kuzeyden, Karadeniz’den, dağların ötesinden geldiler. Yani Göbeklitepe’ye uzanan ayak izleri belki de Karabük’ün tepelerinden geçiyor…
İşte tam bu noktada gözlerimiz Karadeniz’in iç kesimlerine, Karabük’ün yükseklerine çevriliyor. Karadeniz’den gelenlerin taşlara işlediği bu ortak anıt, belki de bir gün ‘Karabük Tepeleri‘nin eteklerinden de çıkabilir, kim bilir…
