Sanat Tarihi Ajandası, 16.
Safranbolu’da sabah erken çöken sessizlik, taş sokakların arasından süzülen ince bir buharla bozulur. Bu buhar, kentin geleneksel hamamlarından yükseliyorsa bilirsiniz ki Safranbolu yine geçmişini konuşmaya başlamıştır. Çünkü burası 380 yıllık tarihi hafızanın da sıcacık aktığı bir mekandır.
Cinci Han’ın önünde tüm heybetiyle görülen Cinci Hamam, kentin hafızasında bir su mührü gibidir. 17. yüzyıldan günümüze ulaşan bu yapı, mimarisiyle yalnız Safranbolu’nun değil, Osmanlı’nın sosyal yaşam anlayışının da bir yansımasıdır. Gökyüzüne açılan kubbesi, içeriye düşen ışığı bir su tanesi gibi çoğaltır; göbek taşında yankılanan her ses, taşın ruhuna işlenmiş eski bir hikayenin devamı gibidir.
Oradaki gelin hamamı, kız beğenme gelenekleri taşların arasındaki fısıltıların suya karışmasını izleyen ekolali bir hal alır. Cinci Hamam’ın soyunmalığındaki her ahşap parmaklık, belki bir tüccarın, belki bir yolcunun, belki de ince bir kederi sıcak suyla dağıtmak isteyen bir Safranbolulunun dokunuşunu hala taşır. Bu hamam, insanın kendisiyle baş başa kaldığı o yumuşak aralığın mekanıdır: Sessiz bir arınma, taşın suyla söyleştiği bir eşik…

Öte yanda, daha mütevazı ama en az onun kadar derin bir hikaye taşır çünkü Eski Hamam’dan sonra yapılan Yeni Hamam’ın ismi daha sonraları Cinci Hamam olmuştur. Çifte olarak iki ayrı nefesle atan bu mekan, kadın ve erkek bölümlerini aynı çatı altında buluşturur. Duvarlarını yüzyıllar boyunca dolduran buhar, sanki şimdi bile geçmişten bir nefesi saklıyor gibidir. Cinci Hamam, Safranbolu halkının günlük yaşamından kopup gelen sıradan ama değerli bir alışkanlığa tanıklık eder: Temizlenmek kadar yenilenmek, yıkanmak kadar yeniden doğmak…
Bir sanat tarihçisi için bu hamamlar, yalnızca birer yapı değil; suyun mimariyle birlikte kurduğu ince bir estetik ilişkidir. Kubbenin ortasındaki fil gözü deliğinden süzülen ışık, tıpkı bir atölyede ressamın paletine düşen ilk fırça darbesi gibi mekanı biçimlendirir. Suyun sıcaklığı, taşın dokusunu yumuşatırken insanın ruhunu da başka bir boyuta taşır. O ritim, Safranbolu’nun bin yıllık kültürünün hamamlarda yankılanan en sakin melodisidir.
Hamamlar, taşların arasına saklanmış birer zaman kapsülü gibidir. Burada geçmiş, ne müzelerdeki gibi sessizdir ne de sokaklardaki gibi hareketli… Hamamlarda geçmiş, sıcak suyun buharında yavaşça çözülür; ziyaretçisini içine çeker, bir süreliğine onu yıllar önce yaşamış birinin hikayesine ortak eder.

Safranbolu’nun Cinci Hamamı; şehir meydanının gürültüsünden uzaklaşıp tarihin içine adım atmak isteyenlere, taşın da suyun da ruhu olduğuna dair zarif bir hatırlatmadır. Her ziyaret, geçmişe dokunan bir el, bugüne yazılan yeni bir satırdır.
Belki de bu yüzden Safranbolu, hamamlarını bir temizlik mekanı olmaktan çok öte görür: Burada su, insanı yalnız arındırmaz; yerine, kendisine ait olmayan bütün yükleri yıkar, götürür, taşın oyuklarında bir anıya dönüştürür.
Ve biz, kentin bu kadim buharına kulak verdiğimizde şunu anlarız:
Cinci Hamam, Safranbolu’nun ruhunu tüm sıcaklığıyla koruyan ve eskimeyen tek sesidir.
