Reklam
Reklam
3593
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

Arka Bahçemiz Antik Çağ

Sanat Tarihi Ajandası 19

Müzecilik Günü’nde müzelerin ziyareti, yalnızca vitrinlerde sergilenen eserleri görmek için değil; aynı zamanda geçmişle bugün arasında kurulan köprünün ne kadar canlı ve korunması gereken bir değer olduğunu yeniden düşünmek için de önemli bir fırsattır.

Safranbolu’da yürütülen çalışmalar, kültürel mirasın sadece korunmadığını, aynı zamanda yeniden anlamlandırıldığını gösteren dikkat çekici bir örnek olarak öne çıkıyor.

Safranbolu Müze Müdürü Erdal Acar’ın öncülüğünde sürdürülen çalışmalar, kentin tarihi dokusuna sahip çıkma konusundaki hassasiyetin kurumsal bir çabaya dönüştüğünü ortaya koyuyor. Özellikle müze mekanlarının yalnızca kapalı sergi salonları olmaktan çıkarılıp, yaşayan açık hava miras alanlarına dönüştürülmesi fikri, son dönemde somut adımlarla karşılık buluyor.

Geçtiğimiz yaz yaşanan orman yangınlarında zarar gören bazı köy evleri ve bahçelerinde kullanılan Antik Çağ’a ait sütun parçaları, ağırlık taşları ve mezar taşı kalıntıları gün yüzüne çıktı. Bunlar yalnızca taş yığınları değil; binlerce yıllık bir yaşamın sessiz tanıkları olarak değerlendirildi ve korunmasına karar verildi.

Bu eserlerin uygun şekilde değerlendirilmesi amacıyla Safranbolu Kent Müzesi bahçesine getirildi. Bu anlayış bugün müzecilik kavramında önemli bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Söz konusu alanın kısa süre içerisinde açık hava sergi düzeniyle yeniden kurgulanarak ziyaretçilere açılması planlanıyor. Böylece eserler, depolarda bekleyen nesneler olmaktan çıkıp doğrudan topluma ulaşan bir anlatıya dönüşecek.

Bu anlatının en çarpıcı örneklerinden biri ise mezar taşı üzerindeki epigram. Karabük Üniversitesi’nde Arş. Gör. Rakiye Namal tarafından yapılan araştırmalarda, daha önce farklı yayınlarda adı geçtiği belirtilen Hadrianopolisli bir tüccara* ait epigramda şu ifadeler yer almaktadır:

“Yabancılar arasında bir yabancı olarak öldüm, Ben, talihsiz Patroinos, Ve bedenimi alevler içinde yeraltına bıraktım. Ama burada, vatanımda, kemiklerimi bir kaya örtüyor. Bu mezarı, gözyaşları içinde kalan Akylia yaptırdı, Ve oğulları Akylianos ile Patroinos birlikte, Bir zamanlar babasının dönüşünü özlemle bekleyen Patrona, Şimdi ise ölüye anımsanması için bu mezarı adadı.”

Antik Çağ’ın şiirsel dili, bugün arka bahçemizde yeniden nefes alıyor.

Bu yaklaşım yalnızca arkeolojik eserlerin korunması değil; aynı zamanda onların bulunduğu coğrafyayla yeniden ilişkilendirilmesi açısından da güçlü bir örnek oluşturuyor. Safranbolu’nun kültürel miras alanlarına gösterdiği bu duyarlılık, kentin tarihsel kimliğini güçlendirirken yerel belleğin de canlı tutulmasına katkı sağlıyor.

Bugün müzeler sadece geçmişi saklamak değil; geçmişi doğru okumak ve geleceğe aktarmak sorumluluğunu taşıyor. Safranbolu’da arkeoloji bahçesine dönüşecek bu yeni yaklaşım da tam olarak bu sorumluluğun sahadaki karşılığı olarak okunabilir.

 

(*) Tüccar olduğu düşünülmektedir.