Reklam
Reklam
274
Yapay Zeka
Yazıyı sesli dinle
0

KARDEMİR BU ŞEHRİN KADERİDİR

Şafak Zeki Akca yazdı…

Ama her kader, sorgulanmadığında omuzlara binen ağır bir yüke dönüşür.

Gazeteci kardeşimiz Okan Küçük’ün, uzun zamandır yazılarında ısrarla dile getirdiği müzeler meselesinde ne kadar haklı olduğunu bir kez daha teyit etmek gerekir.

“Fabrikalar yapan fabrika” diye anılan KARDEMİR, Türkiye’nin ağır sanayi yürüyüşünün simgesidir.

Buna kimsenin itirazı yok. İtiraz, bu büyük mirasın yıllardır nasıl ihmal edildiği ve kime, nasıl anlatıldığı noktasındadır.

Bugün Demir-Çelik Sanayi Müzesi konuşuluyorsa, bu bir başarı hikâyesi değil; gecikmiş bir telafi girişimidir.

Çünkü KARDEMİR’in geçmişi, uzun yıllar boyunca yönetim tercihleri arasında savrulmuş, sanayi hafızası bilinçli biçimde arka plana itilmiştir.

Bir devlet dönemi vardı…
KARDEMİR’in yalnızca bir üretim tesisi değil, bir milli sanayi kurumu olarak görüldüğü yıllar. O dönem fabrika sadece çelik üretmezdi; insan yetiştirir, kültür üretir, şehir inşa ederdi. Sosyal hayat, eğitim, spor, dayanışma…

Hepsi bu fabrikanın gölgesinde büyüdü.

Sonra “verimlilik” dönemi geldi.
Tonajların, bilançoların, tabloların kutsandığı yıllar…
Bu dönemde KARDEMİR yöneticileri, fabrikayı şehirden kopardı.

Üretim arttı belki ama hafıza daraldı. Arşivler sustu, işçi hikâyeleri görünmez kılındı, insan unsuru istatistiğe indirildi.

Özelleştirme sonrası dönem ise bambaşka bir sayfa açtı.
Yönetim kurulları değişti, söylemler değişti ama zihniyet değişmedi.
Ortak payda hep aynı kaldı:
Sanayi hafızasına mesafeli duruş.

İsim verelim.
Yıllarca KARDEMİR Yönetim Kurulları, kurumsal tanıtımı yatırım sunumlarına hapsetti. Parlak slaytlar vardı ama alın teri yoktu.

Tanıtım filmleri vardı ama işçi hikâyeleri yoktu.

Başarı grafikleri vardı ama kırılmalar, bedeller, işten çıkarmalar konuşulmadı.

Bugün KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Ali Oflaz’ın masada olduğu bu süreç, işte tam da bu yüzden kritiktir.

Çünkü artık sığınılacak mazeret kalmamıştır.
“Biz üretim şirketiyiz” demek yetmiyor.
Bu şehir, KARDEMİR’den kurumsal hafıza sorumluluğu bekliyor.

Açık konuşalım:
Geçmiş yönetimlerin önemli bir kısmı Karabük’ü, KARDEMİR’in arka bahçesi gibi gördü. Şehirle ortak bir hafıza inşa etmek yerine, şirket merkezli ve steril bir anlatıyı tercih etti. Bu tercih bilinçliydi. Ve sonuçları bugün karşımızda duruyor.

Bugün Demir-Çelik Sanayi Müzesi için yapılan toplantıyı önemsiyorum.

Ancak bu toplantı, KARDEMİR açısından bir “iyi niyet beyanı” ile sınırlı kalamaz. Bu mesele sponsorlukla geçiştirilecek bir PR faaliyeti değildir.
Bu mesele, kurumsal vicdan meselesidir.

Eğer kurulacak müze, geçmiş yönetim anlayışlarının makyajı olursa…
Eğer yalnızca parlak başarı hikâyeleri anlatılırsa…
Eğer özelleştirme sonrası yaşanan kırılmalar, işten çıkarmalar, sosyal travmalar yok sayılırsa…

Ortaya çıkacak olan şey tarih değil, kurumsal savunma metni olur.

KARDEMİR şunu artık net biçimde anlamalıdır:
Bu müze şirketin vitrini değil, şehrin hafızasıdır.
Ve bu hafızanın sahibi yalnızca yönetim kurulları değil; bu çeliği yoğuran, bu şehri kuran insanlardır.

Evet, bugün atılan adım geç kalmıştır.
Ama hâlâ anlamlı olma ihtimali vardır.

Ancak KARDEMİR bu süreci gerçekten sahiplenmez, arşivlerini açmaz, emek tarihine cesaretle bakmazsa; yapılan her şey süslü bir vitrin düzenlemesinden ibaret kalır.

Bugün KARDEMİR’in önünde net bir yol ayrımı vardır:
Ya geçmiş yönetim alışkanlıklarını sürdürüp kontrollü bir vitrin kuracak…
Ya da cesur davranıp, tüm dönemleriyle yüzleşen gerçek bir sanayi müzesine imza atacak.

Karabük’ün beklentisi nettir:
İsimler değişti.
Koltuklar değişti.
Ama hafızayı yok sayma geleneği artık değişmek zorundadır.

Çünkü bu şehir şunu çok iyi bilir:
Demir serttir…
Ama hafıza ihmal edilirse,
çelik bile çürür.

Kalın Sağlıcakla